Şaka maka 20 sene olacak… – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Şaka maka 20 sene olacak…

biz
10 Haziran 1995, doğum günüm…

1995 Nisan’da tanıştık. Yaklaşık 3 ay çıktık, ayrıldık. Sonra araya üniversite sınavı girdi, başka başka şeyler girdi, arkadaş olduk. Başka başka denizlerde yüzdük. 99 Kasım’ında baktım ki ben bu adama aşığım. Keza o da bana… Mutluyduk ki, bu kez araya Amerika girdi.

Onun Amerika’ya yüksek lisansa gitmesi, bir ayrılıp bir barışma derken, 2003 Şubat’ında dedik biz ne yapıyoruz. Yeter artık. Madem birbirimizi seviyoruz, bitsin bu ayrılıp barışmalar. Yani aslında 20 sene önce başlayan fakat 2003’te sağlamlaşan bir ilişki bizimki. Önce arkadaş olarak sevdim, sonra sevgili, sonra koca… Şimdi hem kocam, hem sevgilim, hem arkadaşım.

Çok aşık oldum. Çok ağladım o ayrılıp barışmalarda. Evlenirken annem ağlar diye düşünmüştüm beni gelinlikle görünce. Hatta bozuldum sanırım ağlamayınca. “Sen” dedim, “neden ağlamıyorsun?” Cevabı çok güzeldi. “Öyle aşıksın ki, öyle çok istedin ki Arkın’la evlenmeyi, ben neden ağlayayım?” Gerçekten şanslıydım aşık olduğum için. Sık tartışan, çok uzatmayan bir çifttik. Aslında geriye dönüp baktığımda, bendeki değişimlerin, gel-git’lerin bu tartışmalara sebep olduğunu görüyorum. Doğumdan sonra gittiğim psikolog da aynı şeyi söylemişti.

Geçenlerde bir yazı okumuştum bir Amerikan dergisinde. Kadın doğumdan sonra, bebeğine bakıp bakıp kocasına aşık olduğunu yazıyordu. İnanmadığım gibi garip de geldi. Hatta bu fikrimi yazmıştım. Ben tamamen Irmak’a konsantreydim. Doğumdan önce kocamı bol bol şımartan ben, doğumun ardından onu görmez olmuştum. Ne evde pişen yemek umurumdaydı ne başka bir şey. Derken… Sorunlar başladı. Ben annemin zoruyla ve gittiğim psikoloğun önerileriyle dışarı çıktım, kocama zaman ayırmaya başladım, toparladık. Bir süre daha öyle devam etsem, bence kesin ayrılırdık. Buna eminim. Yavaş yavaş toparladık sonra. Hâlâ daha günlerce sohbet edemediğimiz oluyor, ben Irmak’ı uyuturken yanında uyuyakalınca, ancak sabah o işe giderken görebiliyorum.

Tabii bunu neden yazıyorum…

Hani o kadın bebeğine bakıp aşık olmuş ya kocasına… Bendeki durum da farklı.

Irmak’la Arkın geçen gün oynuyorlardı.

Irmak, Arkın’a kiminle evleneceğini sordu. (Her ne kadar Arkın bu sorulara sinir olsa da karşısında 5 yaşında meraklı bir çocuk olduğunu  hatırlayıp susuyor.) “Ya senin gibi olmazsa baba” dedi. Arkın da “Merak etme, ben hayatım boyunca senin yanında olacağım” dedi. Gözyaşlarıma engel olamadım.  9 senelik kocam, 20 yıllık arkadaşıma bir anda aşık oldum. Sonra fark ettim ki, Arkın Irmak’a sevgiyle baktıkça ben ona aşık oluyorum. “Ne var canım bunda babası tabii sevecek” denebilir ama ben bazen öyle görmüyorum işte o durumu.

Son dönemlerde uykusuz olduğum için epey tartışır olduk. Hatta sırf o da değil. Uzun bir süre çalışmamam, maddi manevi yaşanan zorluklar, benim kendimle mücadelem, kendimle olan kavgam… Kaçtım iki hafta anneannemlerin yanına Ankara’ya da gittim, başka yere de. Ani patlamalar, her lafa alınmalar, kapıyı açmamalar, günlerce aynı ortamda durmamalar… Neyse. Geçti umarım. Geçsin de!

Geceleri de Irmak’ı uyuttuktan sonra yanında sızıp kalmadığım zamanlarda iş yaptığım için konuşamaz olduk. O da bu aralar gergin. Konuşmaktan çok televizyon izlemeyi tercih ediyor. Birkaç güm önce uyumamayı başardım. Salona geldim. Televizyon ve bilgisayarı açmadık. Oturduk. Saatlerce sohbet ettik.  Öyle iyi geldi ki… Öyle özlemişim ki konuşmayı sevdiğim adamla.

HT Hayat’ın semineri vardı geçen haftalarda. Gidemedim. İlişki terapisti Stan Tatkin konuktu. Blogcu Anne Elif’in köşesinde okudum detaylarını. “İyi bakın birbirinize’ demiş Tatkin. “Birbirinize iyi bakmakla sorumlusunuz, bunu çocuklarınıza borçlusunuz…” Fark ettim ki, ne çok hata yapıyormuşuz. Ama içgüdüsel olarak da toparlıyormuşuz sonra.

Kendi saçımdaki beyaza bakıp duygulanmıyorum fakat onun sakalındaki beyazlara bakıp “vay be, sevgilim yaşlanıyor” diye hemen duygusal moda giriyorum.

Ve biliyorum. Kızımı bu kadar mutlu etmeye uğraşırken, ona babasına ne kadar aşık olduğumu göstermem gerektiğini de biliyorum. Kendime not düşüyorum bunu: Neye kızarsan kız, kocana yansıtma! Sen bunu yap, çocuğun daha mutlu olsun!

Bu da sabah sabah bir itiraf olsun benden. Bu yazı da, Nisan’da 20 yılımızı bitireceğimiz, beni 15 Nisan 1995’te Kadıköy’de tiyatroya götürüp çıkma teklif eden kocama gelsin.

Ve diyorum ki, benim yaptığım hatayı yapmayın. Kaybedilen, küs geçirilen bir güne, birkaç saate bile yazık…

bizzz

2 comments

Leave a Reply