Kocam, baba oldu – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Kocam, baba oldu

Herkes gibi biz de çok aşık evlendik. Ne yalan söyleyelim o kadar gözüm kararmıştı ki “iyi bir baba olur mu” diye bile düşünmemiştim Arkın için. Çok istiyordum ve evleniyordum işte… Şu anda da arada bazıları orta ölçekli bazıları çok şiddetli kavgalarımız olsa da aşığım sevgili kocama.

Onun nasıl bir baba olacağını çok merak ediyordum. Çünkü çevresinde çocukla büyümemişti. Arkın’ı kucağında çocukla görmedim hiç. Ben sokaktaki bebeklerin üzerine atlarken sevmek için, o bana sanki çıldırmışım gibi bakardı. Bu yüzden de çok merak ediyordum. Düşük yaptığım zaman üzüntüsünü hiç belli etmedi. O kadar ki, geceleri uyandırıp “tabii, her şeyi yaşayan,  o masaya yatan benim. Sen neden üzüleceksin ki? Benim canımdan can gitti” diye bağırıyordum. Duygularını göstermeyen bir adam benim kocam. O zaman bile bana “üzüldüm” demiyordu. Sonra sonra anladım onun yaşadığı yıkımı. Önce, benim yaşadıklarıma üzüldü, sonra düşüğe…

Irmak’a hamile kaldığımı öğrendiğimde, hem sevindi hem de benimle beraber endişeli bir 12 hafta geçirdi. İkinci bir düşük yaşamak, ikimizin de korkusuydu. Benim resmen ruh hastası derecesinde yaşadığım paniklere anlam veremese de, hep yanımda oldu. Yine de başına geleceklerden habersiz olduğunun farkındaydım. Doğumdan bir gece önce, dünyanın en panik insanı olan ben, mışıl mışıl uyudum. Çok yakın arkadaşım daha 4 gün önce doğum yaptığında heyecandan uyumamıştım. Ama kendi doğumumdan önce bayılma derecesinde uyudum. Sevgili koca, internetten sezaryen seyretmiş olduğu için uyumamış. Sabah zor uyandırdım. Evden çıkacağız, bir türlü toparlanamıyor.
         Arkın, ne yapıyorsun gardırobun önünde?
         Gömlek arıyorum.
         E canım karar vermedin mi sen ne giyeceğine?
         Yok düşünmedim.
         Al bir tişört giy
         Olmaz, doğuma gireceğim ben de.
         Tamam da zaten ameliyat önlüğüyle gireceksin doğuma, kime ne senin tişörtünden.
         Yok yok seçem lazım. Yedek de almalıyım.
         Kapatıyorum odanın kapısını, seni de kilitleyip çıkıp taksiye biniyorum şimdi. Camı açıp bağırırsın “kızım doğdu mu haber verin diye” (Bu arada sesim yan sokaktan duyuluyordu diye düşünüyorum. İyi o kadar bağırmaya evde doğurmadım!)

SOLUK BENİZLİ KOCA
Ancak bu laftan sonra kendine geldi de çıktık evden. Heyecandan buz kesmişti. Murat ve Nilay bizi kapıda karşıladılar ve beraber gittik hastaneye. Biz Nilay’la önden içeri girdik, bekle bekle Arkın yok. Yatış işlemlerimi yaptım, odamı açtırdım. Bir baktım benim koca oturmuş bir kenarda. Heyecanlı ya kendisi… Zaten video çekilirken de yoktu odada. Bardak almaya gitmişti doğum sonrası ikramlar için. (O da en sinir olduğum konu. Herkes bebek görmeye geliyor, bir şeyler yiyip içmeye değil.) Odada bulunduğu zaman da bembeyaz suratıyla azıcık boş azıcık duygusal gözlerle bakıyordu bana. Sonra benim artık aşağı inmem gerekti, indim, epidural yapıldı, sezaryen başlamak üzereyken geldi içeri.  (Bu arada epidural da ayrı hikaye. Hasta bakıcılar sağolsunlar, bana, yani karnı burnunda ve tam 27 kilo aldığı için 90 kg’ye ulaşan kadına “anne karnı pozisyonu almalısınız” diyorlardı. En sonunda patladım. “Kusura bakmayın ama ben kafamı eğemiyorum kilodan siz bana ne diyorsunuz. Lütfen yardım edin” dedim de epidural pozisyonuna 3 kişinin yardımıyla geçtim.)

“AKLIM YERİNDE DEĞİL”
Arkın gelir gelmez, elimi tuttu. 50 kere tembih etmiştim ona “sakın ameliyat sırasında kafanı kaldırıp bakma” diye. Zaten doğuma girmeden önceki anları videoda var. Üzerinde ameliyat giysileri, gazete tutuyor elinde ama  “Yazanları okuyamıyorum, okuduklarımı da anlamıyorum, aklım yerinde değil” diyor. Neyse, geldi tuttu elimi. Ama bu sırada ben anestezi uzmanına yapışmıştım zaten. “Siz de sol elimi tutun lütfen” diye yalvarıyordum adamcağıza. Bir elim doktorda, diğer elim kocada başladı ameliyat. Birkaç dakika sonra da can kızım doğdu. Benim o sakin, duygularını belli edemeyen kocama bir baktım ki gözleri dolu dolu. Dokunsan ağlayacak sanki. Bana Irmak muayene edilip, havluya sarılıp yanıma getirilene kadar en az 20 kere “yeni hayatımız başılıyor” dedi.

 

Evet, yeni ve harika bir hayat başladı. Ancak biz de bu sürede az kavga etmedik. Bunda ikimizin de hatası oldu. Ben, sadece bebeğe odaklanıp, dünyanın geri kalanını resmen yok saydım. Arkın, onca uykusuzluğuma ve yorgunluğuma rağmen benden aynı ilgiyi bekledi. Kızı bırakıp çıkamadım 11 ay, o ise benle çıkmak istedi. Tonlarca şey yüzünden kavga ettik. Hep söylüyorlardı da inanmıyordum. Doğruymuş meğer. Benim o dönemde çalışmıyor olmam da tuz biber oldu. Şikayet etmedim hiç ama bu kavgalar hiç bitmeyecek ve biz de tükeneceğiz sandım. Hatta çoğu zaman kızımı alıp gitmek istedim. Eminim o da aynısını istemiştir. Her şeye rağmen bana çok yardımcı oldu. Irmak, 6 aylık olana kadar bebekle ilgili pek bir şey yapmadı ancak eve çok yardım etti. Çamaşır asmaktan, makine boşaltmaya, yerleri silmeye kadar (Irmak o kadar kusuyordu ki günde 5 kez yer siliyorduk) çevremdeki çoğu erkekte görmediğim şeyleri yaptı. Hakkını yiyemem. Irmak cadısı şu anda 31 aylık ve biz daha yeni kendimize geliyoruz. Kavgalarımız bitmedi ama azaldı, artık eskisi gibi uzatmıyor hemen kapatıyoruz konuyu. Şimdi bir çocuk daha olsa, başa döner miyiz, çok merak ediyorum.

“BABACIM, ARKINCIM”
Sevgili koca benden 1.5 saat önce eve gidiyor ve o süre boyunca o kadar güzel vakit geçiriyorlar ki bu çok hoşuma gidiyor. Artık babasıyla uyuyor, babasından yemek yiyor… Bu da beni çok mutlu ediyor. Eskiden Irmak uyumadan duş bile yapamıyordum, şimdi onları bırakıp dışarı bile çıkabiliyorum. Haftasonları aksilik olmadıkça her saniyeyi üçümüz beraber geçiriyoruz. Bence Arkın şimdi şimdi anlıyor baba olduğunu. Irmak ona “babacım, Arkıncım” dedikçe içi eriyor, farkındayım. Yüzde 100 iletişim kurdukları ve bir bütün oldukları için, yeni yeni çıkarıyor babalığın keyfini. Onlara baktıkça keyifleniyorum. Ama yine de ikinci çocuğu yapmaya cesaretim yok. Gerek özel okulda okutmak istediğim için maddi endişelerim, gerekse de aynı yoldan bir daha geçecek olmak ürkütüyor beni. Tam her şeyi toparlamışken, Irmak’ı büyütmüş, Arkın’la arayı düzeltmişken “sil baştan” durumu, pek bize göre değil. “Aman tek çocuk mutsuz olur, ikinciyi yap” diyenlerin de ağızlarını dikmek istiyorum! J

2 comments

Leave a Reply