“Anne beni siz mi yaptınız?” - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

“Anne beni siz mi yaptınız?”

Parents dergisinde Haziran ayında yayınlanan yazım…


35 yaşındayım, 2 yaşından bu yana konuştuğum düşünülürse, 33 senedir de hazırcevaplığımla biliniyorum. Hiçbir lafın altında kalmıyordum, ta ki Irmak doğana kadar. Bıcır bıcır konuşup beni sürekli güldüren cadı öyle sorular sormaya başladı ki, kitlenip kalıyorum. Son zamanlarda favori sorusu: “Anne beni siz mi yaptınız?” Hayır deyip yalan söylemek istemiyorum. Evet desem, arkadan şu soruların geleceğini biliyorum: “Neden, nasıl, ne zaman, nerede, neden çocuk yapılıyor…” Resmen köşeye sıkıştım. Neyse ki imdadıma arkadaşım, Çocuk Gelişimi Uzmanı Tuğçe Acaröz yetişti. Tuğçe bana bu soru bir daha gelirse vermem gereken yanıtı anlattı: “Tüm çocukları anne ve babaları dünyaya getirir ve seni de biz dünyaya getirdik.” Evet yanıtını vermekte hiçbir sakınca yokmuş, zaten merak içinde olan çocuğu belirsiz cevaplarla başbaşa bırakmak onun kafasının daha da karışmasına neden oluyormuş. Şimdilik soru bir daha gelmedi. Ancak umarım sorarsa eğer, Tuğçe’nin yanındayken olur da peşi sıra gelecek soruları da beraber yanıtlarız!

Irmak’ın soruları sadece yukarıdakiyle sınırlı değil tabii ki. Birkaç erkek bebeğin altı değişirken gördüğü için bir başka merakı da neden pipisi olmadığı yönünde. Bu yüzden de tahmin edersiniz ki “benim neden pipim yok” diye soruyor. Ama bu soruya yine Tuğçe’den aldığım bilgilere yanıt vermeyi başardım: “Dünyadaki tüm kız ve erkek canlıların farklı özellikleri vardır. Pipi de bu farklılıklardan sadece bir tanesi. Nasıl horozların kırmızı ibiği tavuklarda yoksa, aslanın yeleleri kız olanlarında yoksa, erkeklerdeki pipi de kızlarda yoktur. Ama kızların ince sesi de erkeklerde yoktur.” Uzun bir açıklama, fakat inanın dinledi beni, “tamam” dedi gitti ve bir daha sormadı. Neden böyle açıklamamız gerektiğine gelince… Tuğçe “Canlıların tümünü örnek olarak alırsak sadece karşı cinsin bedenine odaklanmamış olur ve ardından da doğadaki dengeyi daha kolay kabullenir. Ayıp, yasak vb. sosyal baskı unsuru olacak ifadeleri kullanmamak ve merakından dolayı çocuğu suçlu hissettirmemek oldukça önemlidir” diyor.

*** İTİRAZIM VAR     ***
Zorlanıyorum, masal kitabı konusunda gerçekten zorlanıyorum. Pamuk Prenses, Külkedisi kitaplarındaki “üvey anne” tanımını sevmiyorum, okurken “üvey” kısmını atlıyorum. Çünkü ben çocukken resmen “üvey anne” korkusu yaşardım. Sanki anneme bir şey olacak ve üvey anne gelip bana kötülük yapacak diye düşünürdüm. Hatta bir arkadaşım annesini bebekken kaybetmişti ve gerçekten  babasının yeni bir eşi vardı. Beni kadıncağızın iyi bir insan olduğuna ikna etmeleri çok uzun sürdü.
Bir diğer rahatsız olduğum nokta da “Üç Küçük Domuz” kitabında, “büyüyünce hayatı tanımak için” (kitapta aynen bu yazıyor) evden ayrılan domuz kardeşlerin başlarına gelen. Kurt, iki tanesini yiyor ancak üçüncü kardeş kurtu kaynayan kazanın içine atıyor. Kurt kitabın deyimiyle “haşlanıyor”, kaçıyor ve gelmiyor bir daha. (İki domuz yedi, karnı doydu, neden gelsin zaten?) Sekiz yapraklı, çok az yazılı, bol resimli bu çocuk kitabı beni rahatsız etti. Aldım, okumaya çalıştım, Irmak dehşete düşünce yok ettim…




Leave a Reply