Aklım uçtu havaya! - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Aklım uçtu havaya!

 Bu yazıyı, benimgibi’deki köşem için yazmıştım. Buradan da paylaşmak istedim. Taşınma meselesi bitti, Irmak’ın okul da değişti. Sıra geldi tatile… 

Öyle şeyler yapıyorum ki, inanamıyorum.. 
Dibe çok battım, kendi kendimi çıkardım…

Annem geçenlerde “Avusturya Lisesi, İstanbul Üniversitesi diplomalarını senden geri almalı. Benim doğurduğum çocuk sen değilsin” dedi. Öyle ağrıma gitti ki…

Mutfaktaki masanın altında 4 adet, paket içinde açılmamış Cola var, görmüyorum, yeni Cola alıyorum…
Gözümde gözlük, gözlüğümü arıyorum.

Direksiyon başındayken “Arabanın anahtarını nereye koymuşumdur acaba” diye panik yaşıyorum.

Kül tablasında bir sigara varken, ikincisini yakıyorum. (Evet, kötü alışkanlıklarım yok değil)

Arkadaşıma bir form gönderiyorum, bana sorular soruyor, cevaplıyorum. Yarım saat sonra mesaj atıyorum “Formu aldın mı” diye.

Cep telefonuyla konuşurken çantamda telefon arayıp bulamayınca konuştuğum kişiye “Kahretsin, telefonumu düşürdüm sanırım” diyorum. Gelen cevabı tahmin edebiliyorsunuzdur…

Evime geliyorum diye, kendimi birkaç haftaya taşınacağımız evin önünde buluyorum.

Perdeciyle yeni evde buluşuruz diye sözleşiyoruz, işe dalıp unutuyorum, başka program yapıyorum, beni arıyor “Nerdesiniz” diye.

Bir toplantıya katılacağım diye söz verip, unutuyorum, hatta üzerine program yapıyorum.

Gerçekten, bunları yapıyorum ben. Daha beterleri de var. Mesela Irmak’a bir ilacı ilk kez veriyorsam ben de içiyorum, kafasını çarptıysa ben de aynı yere aynı şiddette çarpıyorum…

Annem geçenlerde bunlar yüzünden “Avusturya Lisesi, İstanbul Üniversitesi diplomalarını senden geri almalı. Benim doğurduğum çocuk sen değilsin” dedi. Nasıl ağrıma gitti anlatamam. Eskiden akıllıydım. Hiçbir şeyi unutmazdım. Tüm telefonları ezbere bilirdim. Çocukken de fena değilmişim, kendi kendime 4 yaşında okuma yazma öğrenmişim. Şimdi aklım beş karış havada.

Bazen korkuyorum, beyin MR’ı çektireyim diyorum. Sonra yok diyorum sinirsel, B Vitamini alıyorum. Ama o da o kadar iştah açıyor ki geceleri midem kazınarak uyanıyorum. O zaman da her şeyi hatırlayan kilolu bir kadın olmak yerine unutkan bir balık ette kalayım diyorum. Ancak durum gerçekten fena. Yukarıda yazdıklarımın hiçbirini abartmıyorum.

Teşhisimi kendim koydum. Aynı anda o kadar çok şey düşünüyorum ki… Özellikle doğurduğum günden bu yana. Ama olay, kızım değil, iş durumu. İşime aşık, çalışmaya aşık bir kadınken evde oturmak, sürekli bir şeyler için mücadele etmek demek. Kocayla para için mücadele et, kendinle iş bulmak için mücadele et, sürekli kendini ispatlamaya çalış, sanki çalışmayıp çocuğunu büyütmek kötü bir şeymiş gibi soranlara “şimdi evdeyim ama çalışacağım, ev kadını olmayacağım, sonuçta o okula gidecek ben n’aparım evde” açıklamaları yap… Bakıyorum da özellikle son 3 sene çok yormuş beni. Irmak 1 yaşına gelene kadar işi fazla takmamıştım kafama ama sonra çok zor günler geldi geçti. Taparak evlendiğim adamla evliliğimiz bitme noktasına gelmişti. Hepsini bir şekilde atlattık. Burada da yazmıştım zaten…

Şimdi, onca iş değişikliğinin, onca görüşmenin ardından, nihayet oldu. Bu yazıyı okuduğunuz BenimGibi.com’da içerikleri hazırlıyorum. Aynı zamanda Fikirannesi’nin #momosphere oluşumu için çalışıyorum. İşte istediğim iş. Hem annelerle beraberim, hem eskisi gibi yazı yazıyorum, hem de aynı dili konuştuğum insanlarla çalışıyorum, hem de evdeyim işte.

Bu süreçte dibe çok battım, kendi kendimi çıkardım, arkadaş sandığım ama aslında tanıdık bile diyemeyeceğim insanların gerçek yüzlerini gördüm, “yaralı parmağa işemez” model insanları fark ettim, hayatımdan çıkardım, kısa sürede kurulan arkadaşlıkların ne kadar şahane olduğunu fark ettim, tahmin etmediğim insanlardan muhteşem destekler gördüm, ne kadar değiştiğimi farkettim, tahammülsüzleştim ama güçlendim… Her zaman söylenen “öldürmeyen her darbe güçlendirir”in ne kadar doğru olduğunu anladım. Fakat her şeyden önce kimseden bir şey beklememeyi öğrendim. Ve insana tek hayrın sadece kendisinden geldiğini…

Nasıl olsa evden çalışıyorum, öyle bütün gün geziyorum sanmayın. Resmen günde en az 6 saat bilgisayar başından kalkamıyorum ama ilaç gibi geliyor. Unutkanlıklarım da azalıyor sanki. Çünkü düşünülmesi gerekenler listesinden bir madde daha eksildi. Artık iş değil, işi düşünüyorum. Mesela “ne yapacağım”ı değil, toplantıyı nerede organize edeceğimizi.

Ancak eğer bu unutkanlıklar devam ederse, bir şeyler yapmam gerek biliyorum. Şu taşınma meselesini de bir atlatalım, sonra da devam ederse doktora gitmek şart… Çünkü şimdiki evin yarısı büyüklükte bir eve geçeceğimiz için bütün eşyalar baştan alınıyor, fiyat karşılaştırılıyor, ustalar geliyor gidiyor, cinnet geçiren koca sakinleştiriliyor…

Bu mesele de bitsin, uzun süreli tatile (tatil dediysem iş devam. Çanakkale’den yürüteceğim işleri) gideyim, bomba gibi olurum işte o zaman!

3 comments

  1. Bu konuda kesinlikle yanlız degilsiniz 2 cocukla calısan bir kadınım ve 2.dogumumdan sonra yasadıgım unutkanlık bende depresyon yaratmaya basladı iştah acmayan cinsten vitamin alıyorum ama MR cekildi bisey yok 🙂 kan testi yaptıracagım simdi ama etrafımda bekar oldugu halde bunu yasayan arkadaslarım var herseye yetismeye calısmaktanmı kaynaklanıyor ne yapmak gerek bilemiyorum gercekten.sevgiler..

  2. bende çok unutkanım kocam balık gibisin geçen yılları resetleye resetleye gidiyorsun diyor :)) doktora gitmeyi hiç düşünmemiştim gitmelimiyim acaba 🙂 en çok da direksiyon başındayken anahtarı aramana güldüm :))

  3. Balık yağı da iyi geliyor unutkanlığa. Ama en önemlisi herşeyi unutuyorum dememek lazımmış,kendinizi koşullandırmayın.brnimde başıma geldi şikayetlerimi duyan Dr arkadaşımın tavsiyeleri bunlar.işe yaradı.

Leave a Reply