Anaokulunun faydaları… - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Anaokulunun faydaları…

Irmak’ı anaokuluna vermeden önce çok düşünmüştüm. Ben o dönem yine fulltime çalışma denemelerindeyim. Evet ne yazık ki deneme diyorum çünkü maddi getirisi çok iyi olmadığı sürece gerçekten full time çalışmama değmeyeceğini düşündüm hep. O dönemler bizimle olan çok tatlı bir teyzesi vardı Irmak’ın. Çok güzel oynuyorlardır ancak yaşıtlarıyla olursa daha çok eğlenir diye 3 yaşını bir ay geçmişken, haftada 3 gün 2 saat oyun grubuna gitmeye başladı Irmak. O zaman şansımıza, tam arka apartmanımızda bir okul vardı. Çok da araştırmamıştım zaten. Yakın olması büyük artıydı. Birkaç ay böyle gitti sonra her gün 2 saat, sora her gün 3 saat derken, yaklaşık 7 ay sonra her gün 3’e kadar gitmeye başladı. Derken ben freelance çalışmaya karar verdim. O zaman eskisi gibi başbaşa kaldık. İşim olmadığı günler erken alıyordum, işim varsa da 5’e kadar kalıyordu. Yaz tatilinde de 1,5 ay okula gitmedi, göndermeye gönlüm razı olmadı. Eylül’de de şimdiki okulu Mavi Gezegen’e başladı…

Okula vermeden önce düşünmüştüm evet ama şimdi diyorum ki bilsem daha erken gönderirdim. Her ne kadar fazla fazla oynayan, dolaştıran bir anne olsam da okulun verdiklerini sağlayamam. Zaten şimdi hiç yapamam, fakat o dönemde de olmazdı. Yaşıtlarıyla zaman geçirmesi, disiplin, arkadaşlıklar kurması, birlikte öğrenmesi, mini okul gezileri… Hepsinin farklı bir artısı var. Şimdi işim olmadığı zaman ara ara vicdan azabı çekiyorum, hatta geç bırakıyorum, erken alıyorum. Fakat içim çok rahat. Biliyorum ki evde kalsa canı çok daha sıkılacak. Özellikle ben freelance çalıştığım için çok oyun oynayamayacağım ve yalnız kalacak.

Kaç zamandır işte tam da yukarıdakileri düşünürken bir basın bülteni geldi. Ve içime su serpildi…

DOYA DOYA OYNAMALILAR

Uzman Psikolog Gamze Eser, “Oyun çocuğun işidir. Tüm dikkatiyle, hayal gücüyle, bedeniyle, ruhuyla yaptığı bir iş. Onları oynarken izlediğimde şunu düşünürüm; biz yetişkinler kendi işlerimizi bu kadar odaklanarak yapabilsek başarıda sınır tanımazdık” diyor. İşte söylediklerinin devamı:

“Çocuk, işini yaparken; yani oyun oynarken, ne tür materyal kullandığının önemi yok. İplik makarası, boş deterjan kutusu, taş, sopa, ne bulursa hayal dünyasında istediği şeye dönüştürür.  Oyun, çocuğun yaratıcılığını geliştirme uğraşısı, yaşam ise onun oyun alanıdır. Oynarken haz duyar, deneyimler ve öğrenir. Öğretmen de kendisidir, öğrenen de.  Bir oyun arkadaşı bulmuşsa süreç daha da keyifli hale gelir. Birlikte çoğalır hayal gücü, birinin akıl edemediğini diğeri bulur, kısa yaşam deneyimlerinden edindiklerini paylaşıp yeni oyunlar öğrenirler, paylaşırlar.

Onlara yapacağımız en büyük kötülük hayal güçlerini yok saymamız, oyunlarını engellememiz. Ortalık dağılacak, kıyafetleri kirlenecek, örtü leke olacak diye durdururuz küçük bilim insanlarını, sanatçıları. Okul öncesi eğitim kurumları bu nedenle çocuğun yaşamında büyük bir öneme sahip. Oynama gereksinimini tam olarak gideremeyen çocuk ilkokula başladığında öğrenmeyi reddedebilir. Aklı oyunda kalmıştır çünkü.

Yaşamın hangi dönemi tam olarak yaşanmazsa bir sonraki döneme geçmek zorlaşır. Yani; erken çocukluk dönemini verimli geçiren çocuk okula başladığında sorun yaşamazken anaokulu eğitimi almayanlar sosyalleşme ve öğrenme konusunda güçlüklerle karşılaşırlar.

Anaokullarının temel fonksiyonu; çocuğun oyun gereksinimini karşılaması için olanaklar yaratmak. Sosyalleşmesi ve öğrenmesi buna bağlı olarak mümkün olur. Fiziki koşullar, güvenlik ve materyaller konusunda gösterilen özen çocuğa özgürce oyun oynamayı, işini iyi yapan eğitmenler ve doğru planlamalar ise sosyalleşerek, paylaşarak öğrenmesini sağlar.

Ne kadar iyi anne babalar olursak olalım ev ortamında verebileceklerimiz kısıtlıdır. Zamanı geldiğinde okul öncesi kurumlara gitmelerini sağlamak bizim görevimiz ve onların gelişmesi için çok ama çok önemli bir fırsat.”

BANA İYİ GELDİ…

İşte bu yazı bana açıkçası ilaç gibi geldi. Geçen hafta “ama anne hep uyandırıyorsun beni, yazık değil mi” dediğinde gözümden yaş gelmişti. Kendi iyiliği için gidiyor, farkında değil. Olamaz da zaten. Artık bir restorana gittiğimizde hemen arkadaş buluyor, kendi kendine oyunlar kuruyor. Kendine güveni arttı. Her dakika eğleniyor. Bu şekilde ileride ayaklarının üzerinde dimdik duracağını bilse, isyan etmez bence. 🙂

Benim de takıntım okuldan çıkış saati. Hiçbir şekilde her gün 6,5’a kadar okulda kalmasını, işe gider gibi sabahın köründe okula gidip, akşam çıkmasını istemiyorum. Ki zaten ana sınıfına ve ilkokula başladığı zaman daha da erken çıkacak okulda. Evden çalışmak, yeni bir şeylerin peşinden koşturmak için de tek nedenim bu. Bu konuyla ilgili de epey dertliyim. Onu da en kısa sürede yazmak, paylaşmak istiyorum.

One comment

  1. Yazınızı okurken birebir ben ve oğlum aklıma geldi. Oğlum 3.5 yaşını biraz geçti ve bu eylülde kreşe başladı. Kreşe gittiğinden beri inanılmaz faydasını gördük. Artık kendi yatagında yatıyor, 2-3 çeşit dısında yemek yemeyen oğlum salata bile yiyor, konuşması düzeldi, birçok şarkı, oyun öğrendi… Ben bakıcısı ile de oyun oynuyor ne gerek var evde biraz daha rahat zaman geçirsin diye bu zamana kadar okula göndermediğime pismanım. Herkese tavsiye ediyorum. Kimse 2.5 – 3 yaş küçük demesin bence çocuklarını okula göndersin…

Leave a Reply