Doğum sonrası evlilik... - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Doğum sonrası evlilik…

baby-sleep-positions

Sevgili anne…

Çok mutlusun ama bir yandan da çok yorgunsun değil mi? Eşinle de ilişkinde bir şeyler mi oluyor? Korkma! Yalnız değilsin.

Geçen gün online bir Amerikan dergisinde bir yazı okudum. Doğumdan sonra kocasına aşık olan bir kadın yazmıştı. “Kocama bakıp, bu harika çocuğu birlikte yaptığımızı düşününce ona daha çok aşık oluyorum” cümlesine takıldım. Takıldım çünkü doğumdan sonra bizi düşündüm. Yazıyı tekrar okudum. Başka bir gezegenden biri gibi geldi bana. Filmlerde de izliyoruz, bebek ağlıyor, anne uyanıyor emzirmek için, en şık sabahlık üzerinde, gözlerinin altı morarmamış, hiçbir yerinde kusmuk ve süt izi yok. Emziriyor, yatağına koyuyor, bebek anında uyuyor. Ne gaz sancısı çekiyor ne başka bir şey. O da hemen yatağına, kocasının yanına geri dönüyor. Çocuk da onlar da kendi yataklarında. Adı üzerinde film zaten…

Yok öyle bir şey. Anne olmak şahane, baba olmak da. Evlat sevgisinin üzerinde bir şey yok bu dünyada. Ancak evliliklerin az ya da çok sallandığı da bir gerçek. Deli gibi aşık evlendiğim kocamla yaşadıklarımı en iyi bir ben bilirim, bir o. Biz belki benim aşırı derecede endişelerim yüzünden daha çak darbe aldık. Yalan yok, ayrılmayı bile düşündüm kaç kez bu kadar sevdiğim adamdan. Onun da düşündüğüne eminim. Geçti çok şükür…

Belki bilsek… 

Hiç unutmuyorum. Hastaneden eve geldik. Irmak iyi, ben iyiyim. Ancak emmiyor. Ben de süt sağıyorum. Daha tam gelmemiş sütüm, sürekli “aç kaldı, sarılık olacak” endişesi yaşıyorum, mama vermemek için direniyorum. Bir yandan da ev misafirle dolup taşıyor zaten. (Ki bu da ayrı bir konu.) Baktım Arkın o zamanki evimizde giyinme odası yapmak için kapattığımız balkona girdi, dolaptan tişört alacak. İçeriden bir ses, “İkimizin tişörtleri karışmış, ne biçim iş bu. Ayırır mısın yarın?” Sinir krizi benzeri bir şey yaşadım. “Sen sabah çıkıp işe gidiyorsun akşam geliyorsun, ben neler yaşıyorum haberin var mı? Tek derdin tişörtler mi?” dedim ve kapadım kendimi Irmak’la birlikte odaya. Saatlerce. Ya da o dönemlerde “çalışmayan” bir kadın olduğum için başka şeylerden tartıştık. Ama sürekli bir tartışma vardı. Bir iyiydik bir kötü. Sonra sonra anladım aslında onun da minik bir depresyon yaşadığını. Ona sürprizler hazırlayan, evde her daim bakımlı gezen karısı gitmiş, yerine onu hiç düşünmeyen, sadece bebeği hakkında konuşan, bebeğinin odasında yatıp kalkan bir kadın gelmiş. Belki o zaman bilsem bunu, farklı davranırdım. Belki o zaman o biraz empati yapsa, benim içinde bulunduğum durumu anlasa, aklımdan geçenlerin yüzde 1’ini düşünse yine farklı davranırdı. Benim söylenmelerimi, anlattıklarımı duymazlıktan geleceğine “haklısın” derdi, bana “yorgunum” demezdi, bir şey yapmaya çalışırdı. Ben fırsat buldukça onunla zaman geçirir, sohbet ederdim…

Gece gezmelerini seven bir çiftiz. İlk 11 ay bir düğün bir de konser hariç Irmak’sız dışarı çıkmadım. Ama Arkın’a istediğin kadar çık diyordum. Bensiz keyifli olmadığını söyledi. Irmak 11 aylıkken “tamam”, “Çıkacağım. Birine güvenmek zorundayım bebeğimi bırakmak için” dedim ve çıktık. Ona da iyi geldi, bana da. Ayda bir yapmaya başladık bunu. Şimdi de 15 günde bir çıkıyoruz. Irmak’a bile iyi geliyor bu durum.

Sakinleşin

Ancak tartışmalar hâlâ devam ediyor. O “Neden kendi kendine uyumuyor, neden bizim yatağa geliyor” diye söylendikçe ben “evladından şikayet etme” çığlıkları atıyorum bazen. Biliyorum, şikayet etmiyor, ama tutamıyorum çenemi. Söylenmek yerine onun ele almasını istiyorum bu konuyu. Ya da ele almasın. Uyansın Irmak, gelsin yanımıza. Ne sakıncası var bunun?

Minik meseleler bunlar. Çözümü var hepsinin. Fakat o yazıyı okuyunca aklıma bizim yaşadıklarımız geldi. Keşke lohusa depresyonu yaşadığımın farkına varsaymışım, keşke Arkın’ın duygularını anlamaya çalışsaymışım. Şimdi bir de o dönemki gerginlik Irmak’a yansımış mıdır diye endişeleniyorum ara ara.

Diyeceğim o ki, siz siz olun, filmlere inanmayın. Benim gördüğüm, tanıdığım, bildiğim, her evde aşağı yukarı benzer şeyler oluyor. İstisnalar tabii ki var, fakat ben onları tanımıyorum 🙂

Eğer çok sinirliyseniz, sakinleşmeye çalışın. Benim yapmadığımı yapın, eşinizin gözüyle bakmaya çalışın bir de duruma. Gerekirse yardım alın. Evlilik danışmanına değil ancak psikoloğa gitmiştim ben, çok faydasını gördüm o dönem. Yoksa atlatamazdım. Belki çoktan ayrılmıştık. Sadece birkaç seans beni kendime getirdi. İsterdim aslında Arkın’ın da gitmesini. Gitmedi. Ben de şöyle bir çözüm buldum. Kimi zaman sinirle, kimi zaman sakin sakin anlattım neler hissettiğimi. İçimden tam olarak neler geçtiğini. Beklediklerimi. Nihayetinde o bir erkek ve bilirsiniz erkekler “direkt duymak” isterler düşüncelerimizi. İşte ben de onu yaptım. İşe yaradı.

Yalnız… Evet sık tartışmamıza rağmen kocamı seviyorum. Zaman zaman yeniden aşık olduğum, kalbimin pır pır ettiği de bir gerçek. Kızıma sevgimi zaten tarif edemem. Fakat hâlâ Irmak’a baktıktan sonra, tıpkı o yazıda olduğu gibi kocama tekrar aşık olmuyorum. 🙂

Demek istediğim, eğer doğumdan sonra ilişkiniz sallandıysa, bilin ki yalnız değilsiniz. Bilin ki sadece siz yaşamıyorsunuz bunları.

Not: Psikolog değil, sadece kendi yaşadıklarından yola çıkıp minik tavsiyeler veren bir anneyim… 

Lohusa depresyonu hakkında daha fazla bilgi almak için Uykusuz Anneler’e bakabilirsiniz.

10 comments

  1. Sevgili Şebnem,
    bu kadar doğrudan ve gerçekleri çarpıtmadan yazan kalbine, eline sağlık. Durum budur. Aynısını ve fazlasını yaşadım, yaşıyorum, yaşayacağız. Biliyorum ki yalnız değilim. Geleneksel ve sosyal medyanın ‘çiçek böcek’ yazıları yazan ve fotolarıyla ‘muhteşem ebeveynliğini’ belgeleyen annelere selam olsun. Biliyoruz ki hayat sizin göstermeye çalıştığınız gibi ‘muhteşem’ değil.

    1. canım… sosyal medya konusu pek derin, çok derin… önce çocuklarımız sağlıklı olsun, sonra da onlara bakan bizler diyorum. kocaman da öpüyorum

      1. doğruya doğru, dosdoğru. Herşey zamanla iyileşiyor elbette ama hayatınızı tma ortasına “baaamm” diye inen bir bebeğin ve onun getirdiklerini etkisi yadsınamaz. AYnı şeyleri binlerce, milyonlarca kadın yaşıyor. Bu hem annenin, hem de babanın ne kadar anlayışlı ve ne karakterde olduğuna göre değişiyor ama esas gerekli olan bence, babanın bu dönemde sonsuz anlayışa sahip olmaıs gerektiği. Anne nasıl olsa bir süre sonra toparlıyor:)

  2. Ah lohusa depresyonu ahhh! Bunlar ne ki? Deli gibi aşık olduğum adamı sırf cocuğum hapishanede ya da cocuk esirgemede büyümesin diye öldürmedim o dönemde! Biliyorum, gözüm dönmüş gerçekten ama elimde değildi, onun da değildi, biliyorum. Ama o zaman bilmiyordum! Bence lohusa dönemi için devlet ücretsiz psikolog sunmalı her anneye, ben madden mümkün olsaydı giderdim hiç düşünmeden. En büyük pişmanlığım ise, çocuğum da benimle yaşadı aynı depresyonu. Aylarca uyumadı, ana oğul zombi olduk, ne zaman ben düzeldim o da mışıl mışıl uyudu.

  3. lohusalıkla iglili okudugum en samimi ve en gerçek yazıydı bu.
    buna benzer krizleri biz de yaşadık. hem de 2.çocukta bile 🙂
    ama bunlar iyi krizler. ilişkiyi güçlendiren, bi durup silkeleyen…

  4. Gerçekten beyninize sağlık. Daha 3.5 ay önce doğum yapmış taze bir anne olarak bana o kadar tanıdık geldi ki yazdıklarınız. Ben lohusa depresyonu geçirdiğimi düşünmüyordum zamanında ama şimdi dönüp bakınca aslında ne kadar başkalaştığım bir bireye döndüğümü görebiliyorum.

    Halen eşimle ev arkadaşı gibi, sıkı çalışan bir ekibin üyeleri gibiyiz. Kadın-koca ilişkisi var mı yok mu ben de bilemiyorum. Ben annelik dışında hiçbir kimliğime özen gösteremediğim için bu ara hangisini halen başarıyorum ondan da haberim yok. Ama bu kadar cesurca yazılmış bir yazı için size ayrıca teşekkür ederim, kafamda dönen deli soruların sahibi bir ben değilmişim. Sevgiler:)

  5. Merhaba,
    İki yaşını yeni bitirmiş bir oğlum var. Evet, sadece çocuk sonrası evlilik sarsıntısı değil, bu aralar aynı zamanda iki yaş sendromu denilen bir bela ile de uğraşıyoruz!! Biz eşimle daha yeni kendimize gelmeye başlamışken bir de üstüne sürekli hayır diyen ve her seferinde de attığı çığlıklarla sabrımızı deneyen minik bir canavarımız var..Sevgi başka, oğluma da eşime de duyduğum sevgiyi sorgulayacak değilim. Biz eşimle uzuuun uzun zamandır tanışıyoruz, birbirimizi iyi biliriz. Hissettiğimiz derin sevgi ve güven her zaman bana kendimi iyi hissettirdi. Ancak yaşanmadan anlaşılmıyormuş ki, anne olunca sanki mantık damarlarından bir tanesi de gidiveriyormuş doğumla birlikte. Ve sevgi yetmeyiveriyormuş bazen…Eşim bir keresinde bana şöyle demişti: “Sırf çocuğu için bir arada duran ve yalnız kaldığında kendi dünyalarına çekilen çiftlerden olmak istemiyorum” Haklı, çocuğum iyi oldukça ben de iyi olacağım doğru ancak ben iyi oldukça da çocuğum daha iyi olacak. Çünkü onun beden ve ruh sağlığı yerinde ebeveynlere ihtiyacı var. Size bir şey diyeyim mi; tüm bu mükemmel anne pozları, doğumda hiç kilo almamış gibi fit duruşlar, harika ebeveynlik hikayeleri, uyuyan bebekler, 2 yaş sendromları, kutsal annelik, hatta doğum sonrası depresyon bile kulaktan kulağa oyununa benziyor. Bizi kendi halimizden uzaklaştırıp, kalıplara sokuyor bazen. Ve sinirimize, öfkemize, bu etiketler yolu ile gerekçe buluyoruz. Örneğin oğlum çığlığı bastığında “sakin ol Suna iki yaş sendromu bu” deyip görmezden gelebiliyorum. Evet, bunu bilmek beni bir nebze olsun rahatlatıyor, en azından bir sebep bulabiliyorum. Ancak zaman içerisinde fark ediyorum ki tüm çığlıklara aynı tepkiyi vererek oğlumun ihtiyaçlarını da görmezden gelebiliyorum…Bu tehlikeye düşmemek gerek. Fazla yazdım kusura bakmayın. Yazınız için teşekkürler, insanın böyle dönemlerde yalnız olmadığını bilmek çok güzel bir duygu. Ben de naçizane son dönemlerde kendi hayatımız için yaptığımız bir değişiklikten bahsedeyim, biz sadeleşmeye karar verdik, sakinleşmeye..Eşim özel sektörde ben de akademide çalışırken ve üstelik sosyal destekten yoksun bir vaziyette hiç sevmediğimiz bir şehirde sevdiklerimizden uzakta yaşarken nasıl olacak bilmiyorum ama şimdilik haftanın bir günü ben oğlumu eşime bırakıp çıkıyorum bir günü de o. Oğlum uyuduktan sonra da nasıl olsa uykusuzuz deyip bazen film izliyoruz. Ama bitiremeyip bir saatlik bir filmi üç günde izlediğimiz oluyor tabi:) Sorunlarımızı sürekli konuşup konuşup derinleştirmektense biraz sakinleşip onlardan uzak durabileceğimizi ve belki de böylelikle aslında sorun olmayıp bizim sorun ettiğimiz şeylerden kurtulabileceğimizi düşündük. Hepinize sevgi ve aşk dolu günler..hem eşleriniz hem de çocuklarınızla….

Leave a Reply