Anne olduktan sonra çalışmalı mı, çalışmamalı mı... - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Anne olduktan sonra çalışmalı mı, çalışmamalı mı…

2004_mamas_homeoffice

Başlıktaki sorunun cevabını kimse veremez!

Anne olunca endişeler bitmek bilmiyor…

Çalışan anneler, çocuklarıyla yeteri kadar zaman geçiremediklerini düşünüyorlar.

Ev kadını anneler, çocuklarının yeteri kadar maddi imkan sunamayacak olma endişesi yaşıyorlar.

Bir münazara yapılsa, günlerce gecelerce tartışılsa buna bir cevap verilemez. İki sene kendim baktım kızıma, sonra bir yıl çalışan anne olmayı denedim, sevmedim, şimdi evden çalışıyorum. Anne olduktan sonra çalışmanın her aşamasını yaşadım kısacası. Ve şunu söyleyebilirim ki hepsinin bir vicdan azabı var. Hiçbiri kusursuz değil. Yetememe hissi hep var, hep var… Olacak da. Anneme sorsam, o da aynı şeyi düşünüyoru evlatları 40 yaşına merdiven dayamış olsalar bile. Zaten herkesin söylediği gibi, anneliğin doğasında bu var.

Bırakın çalışmayı, çalışmamayı, bazen nelere üzülüyorum…

Hava güzelse ve parka götüremediysem, üzülüyorum.

Eğer yeni bir film geldiyse, tiyatroda yeni bir oyun varsa ve götüremiyorsam üzülüyorum.

Arada sırada annemde kaldığı ve biz çıktığımız zaman sabah kaçta eve dönersek dönelim, uyumuyorum, gidip alıyorum. 10’a kadar uyuyakalsam bile vicdan azabı yaşıyorum.

Yani bitmiyor bu vicdan muhasebesi. Hatta şu an hava çok güzel, toplantım olmasa alır kızı dışarı çıkardım diye düşünüyorum kendi kendime. Her ne kadar okulda çok eğlense bile, her gün gitmesine gerçekten üzülüyorum.

Sabah başım çok ağrıdığı, ağrıdan gözümden yaş geldiği için okula bırakamadım, babası götürdü, ona bile üzüldüm. Hatta toplantım olduğu için yine Arkın alacak okuldan, her zamankinden geç saatte eve dönecek, ona sıkılıyorum.

Evden çalışmaya gelince. Çok soran oldu. Açıklayayım…

Eskiden gazeteciydim, hatta iletişimci diyelim. Bu nedenle eski mesleğimi online sürdürüyorum. İçerik ve iletişim benim işim 🙂 Bir yandan da işte buraya yazıp rahatlıyorum. Hatta artık burayı da iş olarak görmeye başladım. Yazı yazmadığım zaman rahatsız oluyorum.

Bir günüm de aşağı yukarı şöyle geçiyor.

Sabah 08.30 gibi Irmak’ı uyandırıyorum, koşturarak evden çıkıyoruz, okula bırakıyorum. Aynı hız eve dönüyorum, ortalığı topluyorum, her yer inşaat dolu olduğu için toz maksimum seviyede olsun diye mutlaka süpürüyorum ve sonra geçiyorum bilgisayar başına. Bazen öyle birikmiş oluyor ki işler, saatlerce kalkmadan çalışıyorum. Ardından yemek yapmam gerektiği geliyor aklıma, kalkıyorum mutfağa giriyorum. Sonra koşturarak yine okula gidiyorum, Irmak’ı alıyorum. Geliyoruz. Oynuyoruz, bir şeyler yapıyoruz ve Arkın geliyor. Sofra hazırla, topla, kızı uyut derken oluyor saat 22.00. Tabii bu toplantısız bir ere gitmesiz bir günün akışı… Bulaşık ve çamaşırı yazmadım bile.

Eğer toplantım varsa yapmam gereken işler geceye kaldığı için herkes uyuduktan sonra oturuyorum bilgisayar başına. Aslında sanırım gece çalışmayı daha çok seviyorum. Tek sorun, uykusuzluğa neden olması… Bir de evden çalıştığın zaman herkes her şeyi tam bekliyor senden. Mesela “akşama yemek yapamadım çok işim vardı” dediğinde garip geliyor bu Arkın’a. “Tüm gün evdeydin, bir yemek yapamadın mı” dediğinde bende şalter atıyor. Başlıyorum dır dır etmeye..  “Eve katkıda bulunmak, sana yardımcı olabilmek, kızımın geleceği için kaç parçaya bölünüyorum sen hâlâ yemek derdindesin” benim fiks cümlem. 🙂

Ya da eğer evdeysen, bir yere gidilmesi gerektiğinde de senden bekleniyor. Çat kapı biri gelebiliyor nasıl olsa evdesin diye. Sevgili kocan eve usta gönderebiliyor sana programını sormadan. Arabayı bakıma sen götürüyorsun, koşmalı tüm işleri sen yapıyorsun. İyi yanları da var tabii ki. Eğer bir önceki gün çok çalıştıysam, ertesi günü kendime ayırabiliyorum. Irmak’ı bir yere götürmek istediğim zaman, kimseden izin almak zorunda kalmıyorum. İşim yokken, bir ofiste durmak zorunda değilim. Sadece işim varken çalışıyorum… Yani artıları daha fazla aslında. Bunu kazanmak, elde etmek de kolay olmadı. Son iki yıl kavgalar, hayal kırıklıkları, yenen kazıklar gibi büyük mücadele ile geçti gerek evde gerekse de dışarıda. 20 yaşından beri çalışmanın, bolca tecrübe edinmenin, bilgi biriktirmenin ve sonra da yeni iş kollarına, dijital ortama uyum sağlamanın, her ne kadar eskisi kadar kullanmasam da bildiğim yabancı dillerin getirisi diyelim. Yani kara kaş kara gözün değil!

Yukarıdaki son birkaç cümleyi neden ekledim biliyor musunuz?  “Ne kadar şanslısın, ballısın” diyenler için. Yani bunu sadece “şans” olarak görenler için. Benim için şans, sağlıklı bir evlada, sağlıklı bir aileye sahip olmak. Bu işler de şansın değil, aynen yukarıda yazılanların bir sonucu. İş bir olur, bir olmaz. Önemli olan sağlık.

Umarım da böyle devam eder, umarım yakaladığım çizgiyi hep korurum. (Şans diler misiniz?) İş konusundaki eski isyanlarımı, söylenmelerimi de blogda görebilirsiniz.

Umarım bütün anneler istediklerini yapma fırsatı bulurlar. Herkesin farklı bir yeteneği var, ihtiyacı olan motivasyon ve destek!

Ve umarım “yetememe” hissini yeneriz ve daha mutlu hissederiz. Hepimiz bunu hakediyoruz çünkü!

2 comments

  1. Öncelikle bol şans; ) Üniversite yıllarından bu yana çalışıp kızım doğunca iş hayatına ara vermiş bir anne olarak çok iyi geldi bu yazınız bana. Şimdilerde ben de yeniden iş hayatına dönmeye çalışıyorum ama her an ayrı bir vicdan muhasebesi ile.. bitmez, bitmeyecek biliyorum.

  2. Bol şans:) Sizi o kadar iyi anlıyorum ki…ama çalışmaya da, üretmeye de, bin parçaya bölünmeye de devam. yetememe hissi annelerde ömür boyu devam edecek gibi:)

Leave a Reply