Ölümle ilgili her sorusu beni benden alıyor - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Ölümle ilgili her sorusu beni benden alıyor

 kucakta uyku

Yorgundum dün çok. Bütün gün toplantıdaydım. Gittim 17.15 gibi Irmak’ı okuldan aldım, Arkın gelene kadar biraz daha çalıştım. Niyetim akşam bilgisayarı açmamak, telefonu elime almamaktı. Yemek yedik, oynadık derken uyku zamanı geldi cimciriğin. Her zamankinden geç yattı. Tam onu yatırmadan önce telefonu elime bir aldım ki, Gamze Anne, Gamze Akbaş vefat etmiş.

Kahroldum. Irmak’a bir şey çaktırmadım. Uyuttum sarılarak. Sonra odama gidip, dakikalarca ağladım. Dua ettim. Gamze için, oğlu için, eşi için, annesi için… Ve sonra da bizim için. Ağladım… Ağladım… Anne ölümlerine yüreğim dayanmıyor artık. Gamze’ye başka bir anlam yüklemiştim ben. Hamileydim çok sevdiğim bir kişiyi, ablamı, arkadaşımı bu hastalık nedeniyle kaybettiğimde. Ufacık da bebeği vardı. O başaramadı ama Gamze başaracak, umut olacak diye düşünüyordum. Öyle inanmıştım. Kötü haberi alınca, yıkıldım.

Derken içeri gittim. Arkın’la biraz oturduk ve o sırada Irmak uyandı. “Anne sen ölme, senin ölmeni istemiyorum” diyerek o kadar ağladı ki, ne yapacağımı şaşırdım. Gamze’yi ya da ağladığımı duymuş olması imkansız. Buradayım, ölmüyorum dedim, sarıldım, bebekken olduğu gibi üzerime yatırarak uyuttum. Kalkamadım da zaten sonra yanından. Kıpırdamadan yattım uzun süre.

Son birkaç aydır ölümü çok sorguluyor Irmak. “Siz ölürseniz ben ne yaparım” ya da “ben ölmek istemiyorum anne, koru beni” diyor. Ölümle ilgili her sorusu beni benden alıyor. Ölümü sorguluyor. Her seferinde kalbim acıyor resmen. “Çocuk, merak ediyor, soruyor. Çok normal” diye düşünemiyorum. Gözlerimden yaşlar fışkırıyor, içeri kaçıyorum. Zaten benim de aklımdan hiç çıkmayan bir konu. O sorunca canım yanıyor resmen. O kadar araştırdığımı ve bildiğimi zannederken bu sorular karşısında donup kalıyorum.

Bu sabah Çocuk Gelişim Uzmanı arkadaşım Tuğçe Acaröz Oğuz’a yazdım. Irmak’ı da çok iyi tanıyor. Anlattım sorularını, söylediklerini. Nasıl cevap vermem gerektiğini sordum. Bana aynen aşağıdakileri anlattı.

“Hâlâ somut işlemler döneminde olduğu için soyut olan kavramları bir yere oturtmakta güçlük çekiyor. Beyninde bir yere oturtamadığında endişe yaşıyor. Normal bir süre. Her çocuk bu sorgulamayı ve ardından da çıkmazda kalıp bu korkuyu yaşar. Sakin, kararlı, tutarlı olmak ve bunu aşırı duygusallığa bağlamadan yaklaşmak lazım. Eller, beden, mimikler, ses tonu bile seni ele verir. Ve çocuk o zaman bu endişelenmem gereken bir konu diye düşünür. Bitkilerden örnek ver. Yaşam döngüsünün normal bir sonucu olduğunu, tüm canlıların, hayvanların, bitkilerin, insanların bir yaşam süresi olduğunu söyle. Fazla açıklamaya gerek yok. Şu anda sağlıklıyız ve birlikteyiz. Önemli olan bu. Bazen insanları görmememiz onları sevmemize ya da özlememize engel değil. Zaten beynimizde tüm hatıraları saklayabiliyoruz. Zaman önemli değil, birlikte iyi hatıralar biriktirmek önemli. Trajik bir hale getirmeden, realist ama doğal bir şekilde anlat. Başka başka ailelerden, geçmişten örnek ver. Barış Manço da artık bizimle değil ama şarkılarını söylüyoruz ve onu hatırlıyoruz, gibi. Çiçek alıyoruz. Bazen ağaç oluyor, bazen olamıyor. O zaman da toprakta yeni bitkiler için faydalı oluyor. Oralardan yeni ağaçlar çıkıyor. Ağlasan da bunu Irmak’a hissettirme. Sonuçta elbette bu döngünün bir parçasıyız.”

Bir daha sorarsa korktuğumu, endişelendiğimi belli etmeyeceğim. Söz. Ve aynen yukarıdaki gibi örnekler vereceğim. Benzerini yapıyordum ancak aynen ses tonum, mimiklerim beni ele veriyordu.

Bu korkuların, soyut kavramların gündeme geldiği dönem de zormuş gerçekten. Hani bebekken bir an önce büyüsün diyoruz ya, bence şimdiki dönem çok daha zor. Endişelerinden arındırmak lazım ki, korku yerleşmesin içine. Ve işte bu durum da beni gerçekten zorluyor. En güzeli, Arkın’dan destek istemek. O daha soğukkanlı. Ölüm konusunda ben kendi korkularımı aşamamışken, ne kadar sağlıklı cevaplar verebilirim ki.

Bugün, biraz da dayak yemiş gibiyim. Gamze’den çok etkilendim. Sonra Gamze aklıma gelince, başka konulara daldım gittim. Öyle bir gün işte… Çocuklarımızı sarıp sarmalayıp otursak, korusak, hiç ayrılmasak, bizlere bir şey olmasa, onlar kendi hayatlarını kurana kadar yanlarında olsak ya dediğim bir gün.

One comment

Leave a Reply