"Her şeyi ben yapıyorum ama" - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

“Her şeyi ben yapıyorum ama”

erkek kadin

Geçen ay katıldığım semineri yazmıştım. Konu: “Anne – Baba ilişkisi” idi. Uzman Psikolog Fatma Tosuntaş bize harika bilgiler vermişti. Hepsini paylaştım. Uygulamaya da başlamıştım ki, yine tersine döndük. Sanki  o seminere giden ben değilim, sanki yazıyı okuyan Arkın değilmiş gibi…

Mesela en çok “kocanın ebeveyni olma” kısmına takılmıştım. Bir hafta kadar tuttum kendimi. Fakat bir baktım, eskiye dönmüşüm. “Ayakkabılarını kaldırdın mı, yatağı topladın mı, kızın üstünü örttün mü?” Kendi sesimden nefret ettim yine. Sonuçta burada hata bende. Ebeveyn olan taraf benim, onun bir suçu yok.

Tamam peki. Yine öğrendiğim önerilere geleyim. Bekleme, anlat diyordu Tosuntaş. Anlattım. Beklemedim. Hatta bazılarını ben yaptım. Sonra da “her şeyi ben yapıyorum ama”ya döndüm. Tabii bir detay, tek anlatan benim. Karşı taraf susmayı tercih ettiği için ben yine çok konuşan durumuna düştüm. Bu işin ortasını bulamıyorum.

Çalışan anne de oldum, hiç çalışmayan anne de, şimdiki gibi evden çalışan anne de. Hiçbirinde ama hiçbirinde bir şeyi daha az ya da daha çok yapmak zorunda kalmadım. Çocuk bakımı ile ilgili her şeyi çok severek yapıyorum. Fakat aynı anda ev de eksiksiz bir şekilde senden sorulunca sinirleniyorsun işte. Elde değil. Bu bir tek bizde olmuyor, biliyorum. Herkesin yaşadığı bir şey. Evlilik kaynaklı sanırım. Ne kadar sevsen de ne kadar aşık olsan da bir yerde arızaya bağlıyorsun. Atlatmak da fedakarlıklarla oluyor. Olsun. Ama fedakarlık yapan taraf sen olunca yine bozuluyorsun. Mesela küçücük bir örnek. Olay bile değil fakat dokunuyor işte. Huyum kurusun!

Eşlerin ilişkileri için arada sırada baş başa çıkmaları gerekiyor. Biliyorum. Biz de eğer annem Irmak’a bakabilecek durumdaysa, zaman zaman bunu uyguluyoruz. Bir akşam dışarı çıkıyoruz. Eğer bir plan varsa, Irmak anneme gidemiyorsa ya da annem bize gelmiyorsa, ben evde kalıyorum, Arkın çıkıyor. Yanlış anlamayın, kızımla kalmanın bir sakıncası yok da, takıldığım konu başka.

Neden çıkan taraf kendisi?

Buna neden karar veriyor?

Bana bunu neden teklif ediyor?

Bu hakkı kendinde nasıl görüyor?

Hadi onu geçtim, ortak arkadaşlarımız neden çıkamayacağımızı duyunca “O zaman Arkın sen gel” diyor? Neden bu hak erkekte görülüyor?

Gibi onlarca sorum var.

Gelelim diğer ödevlere… Göz göze bakmayı da denedik birbirimize. Ben gayet baktım, Arkın asla bakamadı. Bir hafta her akşam denedik. Olmadı. Olamadı. “Egzersiz” fikrini reddediyor. Şimdi sohbet ederken de bakıyorum, onda yine tık yok. “Benim söylediğim şey eşimi nasıl etkiliyor?” kısmında ise ben 40 alırsam 100 üzerinden, Arkın 20. Çünkü yine en kırıldığım noktama parmak bastı ve dargın bir iki gün geçirdik geçen hafta.

Yani demek istediğim…

Denedim, yine deneyeceğim de. Merak ettim siz yazıyı okudunuz ve sonra bunları başardınız mı diye? Sizde durum nedir? Başardıysanız, ne harika 🙂

Ya da akışına bırakmak gerek. Kendimi de suçluyorum. Anne babalarımız kurcalamış mı biz yapıyoruz diye de düşünüyorum zaman zaman. Tam böyle düşünürken onların sorunları geliyor aklıma, yaşları ilerledikten sonra alakasız nedenlerden dolayı geçmişe yönelik tartışmaları… Keşke onlar da vakti zamanına bu bilgileri edinselermiş, bu yöntemlerden haberdar olsalarmış.  İşte bu yüzden “Yok Şebnem” diyorum, “doğu yoldasın, mücadeleye, denemeye devam. Seviyorsun kocanı çok. Kimse kimseyi değiştirmeden bunu da başarırsınız.”

 

Leave a Reply