Sevmeyin benim çocuğumu - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Sevmeyin benim çocuğumu

sevgi

Duygularını uç noktalarda yaşayan ve fazlasıyla gösteren biriyim. Hep böyleydim. Çocuk sevgim de kendimi bildim bileli var. Ben de yolda gördüğüm çocukları severdim ama dokunmadan, rahatsız etmeden, asla ve asla öpmeden. Evet ne güzel yolda yürürken çocuğunu sevmeleri ama bunu bir dozu var.

Hiç unutmuyorum Irmak 3 aylıktı. Bağdat Caddesi’nde bir mağazadaydık annem, Irmak, ben. Beyaz gömlekli biri kucağına almak istemişti, orada çalışıyordu sanırım. E vermemiştim ben de kucağına. Söylenmişti. Hayır söylenmeye ne hakkın var? Sen verir misin çocuğunu bir yabancının kucağına? Hijyen konusuna girmeyeyim bile zaten…

Yani eğer böyle seveceklerse çocuğumu, hiç sevmesinler daha iyi.

Ay sen ne tatlısın. Gel bir öpeyim. (Ne münasebet, sen kimsin de öpüyorsun çocuğumu ben “Hiçbir yabancı, tanımadığın birisi sana dokunamaz, dokunduğu an çığlık atacaksın” diye öğretirken…)

Çok güzelsin de annen nerede? Yanındaki kim? Ay hiç benzemiyorsun annene. (Bu benim çok ama çok kızdığım bir şey. Çünkü doğuştan kızıl saçlı çilli annenin kara kızı olarak küçükken üzülürdüm benzemiyorum diye. Babama benzettiklerinde erkek gibi göründüğümü düşünürdüm. Ciddi ciddi ağladığımı biliyorum. Kulaklarımı deldirdiğimiz gün “yaşasın kimse beni erkek sanmayacak” diye sevinmiştim. Ve şimdi Irmak da çok üzülüyor. Evet ben sık sık babasına benzediğini dile getiriyorum tatı bir dille, evde ikimize de benziyorsun diyorum, benzer yanlarını sayıyorum ancak sokaktaki bir yabancı tarafından “annenle alakan yok” cümlesi üzüyor çocuğu. Güzel de olsam çirkin de olsam, annesiyim, örnek aldığı, benzemek istediği kişiyim…)

Annene söyle de sana güzel elbiseler alsın. Bu üzerindekiler ne böyle? (Bak şimdi. Sen bilmezsin ki tabii çocukların kendi kıyafetlerini kendilerinin seçtiklerini, bu seçimlere saygı duyduğumuzu… Konuşmaya devam. Bir de kurduğun bu cümleden sonra bizimle kal da yaşananları gör istersen.)

Gel benim kızım ol. (Bu ve benzeri cümlelerin ardından ağlama krizi yaşanıyor. “Beni vermeyeceksin değil mi anne? Beni götürür mü anne?” Nasıl saçma bir sevgi cümlesi bu. Hiç sevme, geç git yanımızdan daha iyi.)

Öpsene kızım teyzenin elini. (Neden öpsün senin elini? Neden yani neden? Elin temiz mi? Biz seni tanıyor muyuz? Öpmek zorunda mı?)

Benim de torunum var, o da 5 yaşında okumayı öğrendi. (Tamam peki, maşallah. Da… Bize ne? Aferin ona. Tanımadığın bir çocuğu kıyas neden? Ayrıca yazık torununa da bu kadar kıyaslanıyorsa…)

Bir akşam satsanız da bir baş başa çıksanız. (Biz ona satmak demiyoruz. Arada anne baba saati yapıyoruz bunu da gayet açıklıyoruz kendisine. Satmak kelimesinden hoşlanmıyorum. Buna bir de 5 yaşındaki çocuk gözüyle bakmaya çalışsan bu cümleyi bir daha kurar mısın acaba? 5 yaşındaki haline dön ve annenle babanın seni satacağını düşün. Nasılmış? Ayrıca ben çocuğumu bırakıp da bir yere gideyim diye heveslenmiyorum sürekli. Herkesin yaptığı gibi arada bir çıkıyorum, o kadar. Satmak ne dir satmak?)

Ne okulu canım. Gelsin bizim dükkanda çalışsın. (Hani diyorum gerçekten sırf konuşmuş olmak için çıkıyor bu cümle ağızdan değil mi?)

One comment

  1. Çok fazla abartmaya gerek yok. Siz çocuğa doğruları zaten veriyorsunuz. Bizlerde böyle buyuduk. Buyuklerin eli opulur. Bunu siz daha iyi bilirsiniz. Bu toplumumuzun temel taşlarını yerinden kıpırdatmak yeni annelerin yaptıkları. Bende anneyim oğlum 3 bile değil ama bu kadar da abartmıyorum. Evet yabancılarla olan iletişim kısmına kesinlikle katılıyorum ama kendi kültürümüzü korumak ve devam ettirmek biz annelerin elinde. Sanırım yeni anneler biraz fazla koruyucular, çocukları pamuklara sarıp sarmalayıp, koşede saklamaya çalışıyorlar. Benim fikrim size yanlış gelir böyle yazdığınıza göre ama belirtmek istedim ve eminim benim gibi düşünen anneler vardır. Biraz daha rahat, serbest buyutup (rahatlık derken,annelerin rahat olması,çocukların değil) kendinden emin bir nesil yetiştirmeliyiz. Tüm yeni annelere sevgilerle…

Leave a Reply