Kendi kendime detoks yaptım - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Kendi kendime detoks yaptım

igneada

Bu aralar enerjim çok düşük. Bazı şeylerin üst üste gelmesi, beni değiştirdi resmen. Belki de belli oluyordur yazdıklarımdan, sosyal medyadan. Hiç tahmin etmediğim insanlar olur olmaz kızmaya başlamıştım. Nedenini çözemiyordum, ama içimde büyük bir kırgınlık vardı. Alınganlık başladı. Her şeyi kafaya takan biri olarak tabii bunlar normal de bu kez yordu işte.

Ne yapıyordum? Sabahları Irmak’ı okla bırakıp eve dönüp uyuyordum. Oysa spor başlamıştım, oysa ne güzel paten kayıyordum, arkadaşlarımla buluşuyordum. Birden kestim hepsini. Hatta telefonları da açmaz oldum. Yaklaşık 3 gün bu şekildeydim. Sonra “olmaz böyle” dedim, kendimi iyileştirmeye karar verdim. Bir yöntem denedim.

Çünkü  fark ettim de beni üzen şeyler aslında yeni yaşadıklarım değil, geçmişten bugüne büyüyerek gelenler. İşte ben de bu yüzden kendimi geçmişe ışınladım. Bunu bazen bir tişörtle yaptım, bazen bir fotoğraf, bazen de bir diziyle. Bir huyum vardır, pek unutmam. Yani mesela kiminle ne zaman nereye gittim, ne konuştum, ne vardı üzerimde, neler olmuştu, o günün akşamı nasıl devam etmişti… Bu, belki de gereksiz olan hafızam bana çok yardımcı oldu. Örneğin bir taytım bana Arkın’la ettiğimiz büyük kavgayı hatırlattı. O gün üzerimde o vardı. Kavganın etkisi uzun süre devam etmişti. Ki hâlâ artçılarını yaşıyoruz. Düşündüm, düşündüm. Sonra tuttum, attım. Ne zaman giyse aklıma geleceğine, atayım daha iyi! Ya da bir dizi (ki ben TV izlemem, sadece 2-3 dizi vardır şu ana kadar seyrettiğim) beni bundan 6 yıl önceye götürdü. Düşük yaptığım, mecburi kürtaj olduğum günü de yaşadım, Madame Figaro Yazı İşleri Müdürü iken yaşadığımız son dakika kapak krizini de hatırladım. Eski günlüklerimi açtım. Haziran 2009, regl gecikti yazmışım. Zaten birkaç gün sonra anladık Irmak kızın geldiğini… Beni üzen olaylara döndüm. Kimilerini affettim kimilerini sildim. Kimi zaman kendimi affettim kimi zaman da dövmek istedim. Hamileyken kaybettiğim çok sevdiğim bir arkadaşımın hediye ettiği kolye vardı. Takamıyordum. Onu çıkardım. Taktım. Onunla konuştum. Şimdi o kolye de diğerlerinin yanında…

Unutmayan, unutamayan biri olarak bana bu yöntemler çok iyi geldi. Yoruldum. Bünyem yoruldu. Arkın başta karşı çıksa da o da bir gün oturup bana yardımcı oldu. Kendimle kalmama yardım etti. İyi geldi mi? Hem de nasıl… Geçmişe gidip can sıkıcı olaylarla karşılaşmak sandığım kadar üzmedi, tam tersi güç verdi. O zamanlar kendime bile itiraf edemediklerimi kabullenmek de öyle… Şimdi öyle tüm gün olmasa da her gün 2 saat yapmaya çalışıyorum bunu. Hani hep “anneler de kendine zaman ayırmalı” diyoruz ya, benimki de bu model oldu. Bilmem herkeste aynı etkiyi yaratır mı, fakat dediğim gibi bende işe yaradı. “Beni çok üzmüştü” deyip bir insandan nefret etmek yerine, onun açısından bakmaya çalıştım. Yani dönüp de kimseye kin beslemedim. Kendimi üzmek değil, iyileştirmek için yaptım bunu.

Tabii ki en önemlisi sağlık. Hep şükrediyorum sağlık için, sevdiklerim için. O olsun, gerisi zaten gelir diyorum. Ancak insanın morali de bozuk olunca, bazı şeylerden fazlasıyla etkilenip de enerjisini kaybedince ne iyi bir insan oluyor, ne anne, ne evlat, ne eş, ne arkadaş. O şekilde gezip kızımı ihmal etme, üzme lüksüm yoktu. Keza Arkın’ı da…

Fotoğraf da, İğneada’da limanda bir restorandan… Yeniden gidesim var…

One comment

Leave a Reply