Babalar ve Kızları – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Babalar ve Kızları

12494885_1153963058000751_5248231783855837978_n

Biz Özdemir’le aslında Twitter’da yazışarak tanıştık. Sonra sadece bir toplantıda bir kez bir araya geldik. Ancak kendisi sosyal medyada en çok konuştuğum isimlerden.

Özellikle bir sosyal sorumluluk projesi söz konusu olduğunda anında devreye giriyor. İki kız babası, ilgiyle izliyorum ilişkilerini. Facebook sayfasını da blogunu da severek takip ediyorum. Ve dayanamadım, onunla da röportaj yaptım. Özdemir Hiçdurmaz’a baba olmayı da sordum, anne bloggerlar arasındaki birkaç erkekten biri olmayı da…

Ne iş yapıyorsun? Kaç saat görebiliyorsun akşam kızları?

Diploma üzerinde Mühendisim, Okul yıllarından başlayarak mesleğimle ilgili birkaç firmada görev aldım ve bazı büyük projeler içerisinde yer aldım fakat benimseyemedim. Bu nedenle çok da mesleğin içerisine girmeden İlaç sektörüne girdim. Elimizde çantadan başlayarak hemen değişik görevlerde ve kademelerde bulundum. Şimdi bir ilaç araştırma firmasında yöneticiyim.
İşimi özellikle Lara’nın doğumundan sonra ona göre düzenledim, bu nedenle kızlarla akşam hepimize yetecek kadar zamanımız oluyor. Ya da ihtiyaç olduğu dönemlerde yanlarında olmak konusunda büyük problemler yaşamıyorum.
Açıkçası hem koşullar böyle gelişti, ben de iş-aile dengesinde önceliğimi aileye verdim. Güzel ve mutlu bir gelecek inşa etmeleri için çocuklarımıza güzel bir geçmiş bırakmak lazım sanırım bunuda ancak beraber geçirerek sağlayabiliriz.

İki kız babası olmayı anlat desem…

Eşimin hamileliğinde bir kızımız olmasını çok istiyorduk. O nedenle rahatlıkla şunu söyleyebilirim Öncelikle kız babası olmak çok güzel. Her şey bir yana çok renkli ve süslü. Nasıl insan olursanız olun bir eve bir kız çocuğu geldiğinde hayatınıza renk geliyor. Kıyafetleri, tokaları, süsü püsü başka bir hava oluşuyor. Ve tabii ki bu size de olumlu etkiliyor. Bir baba kız ilişkisinin gelişimi aslında bir kadın erkek ilişkisinin en saf hali. Hiçbir erkek bir kadına bu kadar dikkat ederek dokunmamıştır. Söylediğiniz her bir söz, her bir bakışınız bir gönüle dokunuyor. Aslında kız babası olmanın en zor yanı bu.
Her zaman hazır, donanımlı, adil ve lider olmanız gerekiyor. Aksi takdirde güzel bir baba kız ilişkisi kurmanız çok zor. Kadın-erkek ilişkisinin temeli olan güven ilişkisini ne kadar doğru kurarsanız öyle devam ediyor. Bu nedenle kız çocukları sanki bir tık daha zor gibi erkek çocuklara göre. Hele 2 kız olduğunda evde, işte o zaman “her çocuk özeldir ve farklıdır” ne demek, iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Üstüne iki kızınız olduğunda aslında 3 kız çocuk sahibi oluyorsunuz çünkü kızların sizin hayatınıza girmesi, kızlarınızla aranızda yaşadığınız ilişkiye göre paylaşımlarınız arttıkça eşiniz de bir çocuğa dönüşebiliyor. O nedenle doğan her kız çocuk annesini çekiyor yanına. 🙂 Kısacası evde 2 çocuk anne babanın MR’ını çekiyor resmen.

Anne bloggerlar olarak sayıca fazlayız. Babalar birkaç tane. Sence neden?

Bunun birçok nedeni ve boyutu olsa dahi aslında toplumsal yapı bunun en büyük nedeni. Baba olmak kavramı bambaşka bir olgu bu coğrafyada sanırım. Baba çoğu yerde uzak durur, ya da uzak tutulur çocuktan. Hani insan bilmediği şeyden korkar ya belki böyle bir korku yönetimi. Bir şey yapacaksındır ama babanın duygularını bilmediğin için çekinirsin. Öyle ki baba kızacağı ya da seveceği zaman bile “söyle ona ….” diye başlayan ifadelerle araya anneyi koyar.
Bu örnek ve baskıyla büyüyen erkek çocuklar zamanla, duydularını ifade etmekte, hatta bazen duyguyu hissetmekte dahi sıkıntı yaşıyor.
Oysa ki anne ve kadın profili, toplum içinde daha farklı. Kendi arasında bilgi paylaşımı, dedikodu, sohbet muhabbet bugünkü zeminin temelleri aslında.
Ben Babalar ve Kızları blogunu kurduğumda yazdıklarıma insanlar hayret ediyordu. Aslında bir şey değil, kızımı ne çok sevdiğimi yazıyordum.
Sevgi eksiği olan bir toplumuz malesef. Seviyorum diyeni yadırgayacak kadar!

Kızlarınla arkadaşsın gördüğüm kadarıyla fakat büyüdüklerinde durum ne olacak? Sana her şeylerini anlatmalarını ister misin?

Kızlarımla çok güzel vakit geçiriyorum, onlarla geçirdiğim zaman içinde aslında kendime zaman ayırdığımıda hissediyorum. Onları tanıdığım kadar kendimi de tanıyorum onlarla beraber büyürken. Bu nedenle kızlarımla arkadaş mıyım çok emin değilim. Aslında aramızda oluşan ilişkiyi çok isimlendirmek de istemiyorum.
Ben, onların yaşadıkları bu hayat içerisinde yanlarında yürümeye çalışıyorum. Zaman zaman öncü oluyorum, zaman zaman bir arkadaş gibi onların sıkıntısını dinliyorum. Bazen çözüyorum bazen çözmesi için bırakıyorum. Kimi zaman ben onlara sığınıyorum küçük bir çocuk gibi.
Saygı içinde aynı hayatı paylaşmayı öğreniyoruz. Büyüdükçe onlar ne olacak bilemiyorum. Bu saygıyı koruyabildiğimiz sürece birbirimizi kıracağımızı düşünmüyorum.
Anlatacakları, anlatmayacakları her şeyde hep yanlarında olacak dahi olsam bana her şeylerini anlatacaklarını sanmıyorum, beklemiyorum da. Ben kendime her şeyi tüm açıklığıyla söyleyemiyorum ki.
Kendi kendine tüm açıklığıyla anlatabildiği her şeyi bana da anlatmalarını beklerim.

Eşine yardım ediyor musun?
Çok yardım ederim. Hani tek tek onu yaparım bunu yaparım diye listelemesem de… Temizliğe karışmam ama onun dışında hemen her şeyde yardımcı olurum. Özellikle yemek konusunda. Haftada 2 akşam kesin yemeği ben yaparım. Biri geleneksel pazar balıklarımız. Eve yemekli misafir gelecekse çoğunlukla onun yemeğini de ben hazırlarım.
Çocukları zaten eşime hiç yük etmemişimdir. Hemen her şeyleriyle bizzat ilgilenmişimdir. Dediğim gibi iş hayatımı dahi bu yönde düzenledim.
Olması gereken de budur zaten, ben aileye bir bütün olarak bakarım. Anne-baba ve çocuklar tek bir vücüt olmalı. Hepimiz aynı gemideyiz derler ya… 🙂
Düşünün ki aileniz bir sandal, sadece tek küreği çekerseniz aynı yerde dönersiniz. Tek kürekle iki yanı idare edeyim derseniz çok geride kalırsınız. İlerlemek için iki küreği de çekmeniz gerekir. Bunu ne derece adil, düzenli ve birbirinize destek olarak yaparsanız o denli yol alabilirsiniz.

Eşinin anne blogger olmasını ister misin?

“Bey, kızın şarkıcı olacakmış” derdi anneler eskiden bu soru biraz ona benzedi. Şimdi anne blogger derken aslında bu tanım neyi dolduruyor önce onun net çizgilerini koymak lazım. Gözlemlediğim kadarıyla anne blogger tanımı nedir, neyi temsil eder, şu an aktif anne bloggerlar dahi bunu tartışıyor. Günümüzde geldiğimiz noktada bu iş bir doğum paketi haline geldi. Neredeyse hemen  doğum yapan kadından bir bebek, bir çocuk gelişimci, bir blog doğuyor.
Ne sakıncası var bunun, aslında bir sakıncası yok; içerik ürettiğiniz sürece sürdürebilirsiniz. Fakat ürettiğiniz içerik bir anı ya da tecrübe paylaşımı olmaktan çıkıp öneri olma noktasına geldiğinde, sadece ticari ilişkiler için bir marka sözcüsü ya da temsilcisi olduğunuzda başka hayatlara da dokunuyorsun demektir. Ya da ilerleyen zaman içerisinde takipçileriniz sizi rol model olarak kabul ettikçe çok daha dikkat etmek gerekiyor.
Bunlar sorumluluk gerektirir.Dediğim gibi neticede başka hayatlara dokunuyorsunuz artık. Eşim anne blogger olmak istese bu sorumluluğun farkında olarak ve bilerek yapmasını dilerdim.

Eşin lohusayken ona yeteri kadar yardımcı olabildiğini düşünüyor musun?

Lara doğduğunda diyebilirim ki sadece emziremedim. Sütüm gelmedi. 🙂  İlk kızımızdı çok tecrübesizdik hemen her şeyi ile bizzat ilgilendim. Gece beraber kalktık, beraber uyuduk, her anında yanındaydım. Eşim ikinci kızımız Mira’ya hamileliğinde kanama geçirdi bu nedenle bir dönem yatması gerekti, o dönemde Lara’nın her şeyiyle ben ilgilendim. Benimle çok özel bir ilişkisi vardır Lara’nın. Doğumdan sonra anne emzirmek ve birincil bakım için Mira ile daha çok ilgileneceğinden, o paylaşımı mümkün olduğunca hissetmemesi, bir de beni paylaşması gerektiğini hissetmemesi için zamanımın nerdeyse tamamını Lara ile geçirdim. Mira’yı Lara’yı uyuttuktan sonra severdim.
O nedenle ikinci kızımızda bebeğin bakımı açısından yeterince destek olamasam da, evde huzur ortamı ve istikrar bozulmasın diye ilk 3 ay 22:00-23:00’dan önce çocuğumu kucağıma alamadım. Bundan büyük yardım olur mu?

12020004_10153229466479001_8311933338147315442_n

Sence sen nasıl bir babasın?

Dışarıdan beni takip edenler genelde sen çok iyi bir babasın diyor. Bana sorduğunda ben “sadece babayım” diyorum. Çünkü inanıyorum ki aslında baba olarak çoğumuzun bir diğerinden farkı yok, en azından evladına sevgi bağlamında. Hemen hepimizin yaşadığımız gördüğümüz ve büyütülme şekil ve yerine göre tedirginlikleri, çocuklarımız için planları hayalleri var. Ve yine yaşadıklarımıza göre onlar için yapmaya gayret ettiklerimiz ve yapabileceklerimiz ve en önemlisi bunu ifade edişimiz.
Bir iki fotoğraf var aklımdan çıkmıyor, bir Avrupa ülkesi sınırında polislerin ayakları dibine çökmüş bir baba elinde çocuğuna ekmek kırıntıları yedirirken ağlıyor.
Yine bir başka fotoğraf muhtemelen kızının geleceği için kaçmak isteyen bir Afgan aile. Tekne batarsa ağırlık yapıp boğulmasın diye kızının saçlarını kesmiş. Şimdi böyle yaşanan hayatlar varken, ben nasıl “iyi babayım” derim? Herkes gibi evladı için yaşayan bir babayım ben de.

Kızlarına en çok ne öğretmekten keyif alıyorsun? Birlikte en çok ne yapıyorsunuz?

Mümkün olduğunca felsefe ve matematik üstüne gitsek de aslında özel olarak öğretmeyi sevdiğim bir şey yok. Bildiğimiz bilmediğimiz birçok şeyi beraber yapıyoruz. Beraber bir şey seyrederiz, “aaa bak ne ilginç, yapalım bunu” deriz. Deneriz ya da denerken yeni birşey çıkartırız ondan. Belki bu şekilde en çok öğrettiğim şey denemek ve çalışmak!
Her ne kadar yemek yapsak da, birlikte en çok yaptığımız şey yaramazlık. 🙂 Diğerlerini bir şekilde yapıyoruz, okulda etkinlikte, kursta o bu. Ama yaramazlık en eğlencelisi. Mesela geçen gün annemize makyaj yapacaktık, sorduk hayır dedi hep beraber yakaladık yere yatırdık ben de üstüne oturunca kıpırdayamadı. 🙂 Kızlar da rahat rahat makyaj yaptı.

Karınla görüş ayrılığı yaşıyor musunuz hiç çocuk büyütme konusunda?

Çok…. Yaşamayan var mı? Dediğim gibi herkesin yaşadıklarına göre şekilleniyor genelde geleceği, kimi insan gördüklerini yaşatırken, kimileri görmediklerini yaşatır ya da yaşamak ister.
Ben çocuk konusunda çok toleranslıyım, hemen her şeyi denemesi ve tecrübe etmesi gerektiğini düşünürüm. Eşim bu konuda biraz daha geleneksel düşünüyor. Gerçi düşünce ayrılığına düşsek dahi hep bana güvenmiştir. Deneyimlerimizin ilk meyvesini okulda Lara’ya yaptıkları bir etkinliğe yazmak için “Sevgi ne demektir diye sorduklarında” “Ailemle beraber bir gülüştür”  dediğinde aldığımızı düşünüyorum

Çocuk gelişimi konusunda kitaplar okuyor musun? Araştırmalar yapıyor musun?

Okumuyorum, özellikle çocuk hakkında geçmiş verilerle yazılmış birçok kitaba itibar etmiyorum ve okunabilecek kadar güvenilir bir yayın olduğunu da düşünmüyorum. Bu benim kişisel fikrim. Özellikle benim karşılaştığım birçok çocuk gelişim kitabının en büyük eksiğinin çocuğu bir meta gibi görmesi. Bu çok rahatsız edici, kitap gelişimi konusunda yol gösterirken bu gelişim eğrisini yakalamayan çocuklar için hiçbir seçenek sunmuyor.
Araştırma evet yapıyorum, özellikle geleceğe yönelik veriler sunan, öngörü ve projeksiyonlar çıkaran çalışmaları çok seviyorum ve dikkatle takip ediyorum.
Tıbbi gelişimi zaten sağlık profesyonelleri tarafından takip ediliyor. Sosyal gelişimi bana sorarsanız tamamen yaşadığı yer, ortam ve sosyal çevresi ile alakalı. Bu noktada benim için önemli olan değişim gösterebilecek bu çevre konusunda çocuğun nasıl değişim sergileyeceği ve adaptasyon sağlayacağı.
Bunun için de en büyük beceri çocuğa sevmeyi öğretmek gerekiyor, kuralsızca farklılıkları sevmeyi. Benim gelişim kitaplarında göremediğim bu sevgi.

Seni tanıdığım kadarıyla hayır işlerinden kafanı kaldırmıyorsun. Baba olmadan önce de böyle miydi durum?

Uzun dönem tedavi gören çocuklara destek olan Hayata Renk Ver Derneği kurucu üyesiyim. Senlerdir hastanelerde çocuklar için emek veren Mutlu Olalım, Mutlu Çocuklarla Umutlu Yarınlar projelerinin gönüllüsüyüm.
Küçük büyük dahil olabildiğimce birçok yardım organizasyonunda yer alıyorum. Elimden geldiğince bir hayata dokunmaya gayret ediyoruz.

Balat’ta Derviş Baba vardır bilenler için Deliler Meczuplar kahvesi, onu kuran Ali Denizci’nin bir TED konuşması vardır dinlemenizi öneririm. Aslında o düşüncelerimi çok güzel anlatıyor.

Diyor ki;
Görüyor ve duyuyorsan sorumlusun!

Ne yapmak lazım peki?
Sevmek lazım; insanı, hayvanı, taşı, toprağı her şeyi sevmek lazım.

Ne olacak?
Gönüllü olacaksın, çünkü bu işte ya gönlünü koyarsın ya hiçbir şey!

Özeti bu. Hep böyleydim ben, zaman zaman çok yoruyor. Değişir miyim diyordum, kızlar doğunca daha hassas oldum. 🙂 Baktım değişemeyeceğim kızlarımı da böyle yetiştirmeye özen gösteriyorum.

Peki bu yaptığın çizimler? Nasıl fırsat buluyorsun onlara? Kızlara da geçmiş mi yetenek?

Kızlarla yaptığım şeylerden biri, haftada bir iki akşam oturuyoruz, beni de çok dinlendiriyor. İlk zamanlar Lara zorlansa da şimdi o da başladı ufak ufak motifler yapmaya. Yetenek olarak geçmiş mi bilmiyorum fakat, çalıştıkça geliştiriyor kendini. Küçük henüz duvar çalışmalarında daha başarılı. 🙂
Bu arada bu çizimleride satıyoruz, bu satışın yüzde 15’i malzeme alımına gidiyor, yüzde 10 tasarruf fonuna yüzde 75’i de çocuklar için o anki ihtiyaca gore, çoğunlukla lösemili çocuklara yardım olarak gidiyor. Çizimlerin fiyatı yok, insanlar bilsinler ki çizimlerde emek var yardım var bir çocuğun gülümsemesi var. O yüzden fiyatı alıcı belirlesin diyorum.

10423272_10152878490686915_1010328473401399793_n 11024743_10152771080371915_2942009486663108080_n

Eşin çalışan anne mi? Öyleyse çocuklara kim bakıyor? Evdeyse de, çalışmasını ister misin?

Eşim çalışıyordu, ben hep çocuğumu annesi yetiştirsin isterdim, şansıma ilk hamileliğinde aynı şeyi eşim tercih etti, neyse Lara yuvaya başladı çalışmaya başlayabilirim derken Mira’ya hamile kaldı şimdi ona bakıyor. Seneye Mira yuvaya başlar biz de bir delilik yapıp 3. çocuğu yapmazsak çalışma hayatına döner sanırım.
Açıkçası çalışan anne olmak çok daha iyi ve kolay. Üstelik hem anne hem baba için. Çok basitçe baba açısından bir örnek vereyim. Tüm gün çalışıyorsunuz yorgun argın eve gelmişsiniz, siz ayaklarınızı uzatıp dinlenme hayali içindeyken evde bunalmış bir anne, anneden bunalmış bir çocuk. Herkes kendiyle ilgilenilmesini istiyor, siz dinlenmek. Tüm bunlara ragmen diyebilirim ki; tüm gün evde çocukla ilgilenmek kadar zor değil hiçbir şey.

Hadi bana bloggerları eleştir desem, ne dersin? Şaka maka bir sürü kadının arasındasın çünkü. Hem evde hem sanal alemde…

Linç etmesinler beni. 🙂 Aslında biraz önce ufak bir giriş yaptım denebilir. Önemli olan yaptığımız işlerin içini doldurabilmek. Sağdan soldan dağıtılan bültenleri kopyala yapıştır yaparak, sorgusuzca markaların dili olmak, avukatı olmak bana göre değil.
Bunun dışında özellikle anne blogger olarak yapılan ya da oluşturulan marka ve ticari kazançların sosyal sorumluluk yönü olması gerektiğini düşünüyorum.
Blogger Anne ve Babaları TGEV, AÇEV gibi kurumların sosyal sorumluluk projelerinde daha çok görmek isterim.
Mesela en büyük sıkıntı, lösemili çocuklar için kan ihtiyacı.  Instagram’da çok görmek isterim kan bağışı yapan blogger anne babalarımızı.
Tabii ki yapılan işin ticari bir boyutu da olacak, buna söyleyecek bir sözümüz olamaz. Fakat şunu da gözden kaçırmamalı, belli bir sayı üstünde insan size takip ediyorsa ve bu kitle sizi örnek alıyorsa binlerce çocuğa kendi çocuğunuza öğrettiğiniz değerlerin aktarılmasını sağlayabilirsiniz. Kullandığımız markalar değişir ama değerler değişmez.

Leave a Reply