Aklımden geçenler – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Aklımden geçenler

Yine sesli, pardon yazılı düşüneceğim, kusuruma bakmayın olur mu?

Arkın yine maç izlemeye gitti. Biz de Irmak’la abimlere gitmiştik, 9 gibi eve geldik. Oturduk, bir el UNO oynadık, uyku pazarlığı yaptık, “Rüyamda seninle yattığımı göreceğim anne, kabus göreceğim oyuncağımı çöpe atacaklar anne, beni seviyor musun anne, beni sevsen yanımda yatardın anne, ah içimden ağlamak geliyor ben ağlaya ağlaya uyurum anne, keşke bir düğme olsa da geceyi gündüz yapsak ve uyumasam anne, keşke bebek olsam anne..” cümlelerine yenik düşüp yanına yatarak uyuttum. Bizim “kendi yatağında yatmalısın” oyunumuzda Irmak şu anda önde gidiyor. Teslim olduk bile direnişe… Bir süre zaten üstüne gitmeyi de düşünmüyorum.

Sonra kalktım. Uykudan eser yok. Çünkü uyuyamıyorum. Kaygılarımdan kurtulmak için psikoloğa giderken, gerçek korkular sarıyor beynimi. Giderek korktuğumu fark ediyorum.

Dışarı çıkmaktan da korkuyorum, Irmak’ın hep benim korumam altında olmasını istiyorum. Sonra “ben ne kadar güvendeyim ki çocuk da benimle iyi olacak” diye düşünüyorum.

Aynen psikoloğun dediği gibi bu düşünceler bastığında, onları bir konteynıra attığımı hayal edip, başka şeyler düşünmeye çalışıyorum. Hop, orada da yakalanıyorum. Hem de yine kendime… Tam zamanlı iş hayatını bıraktıktan sonra evden çalışmak için verdiğim mücadele geliyor aklıma. Yorulduğumu fark ediyorum. Bazen hesap yapmaktan, bazen kendimi anlatmak zorunda olmaktan, bazen Arkın’ın ön yargılarıyla boğuşmaktan… Onu da konteynıra atmaya çalışıyorum başka bir zaman incelemek üzere. Ama tamamı girmiyor bir türlü içeri…

Tam o sırada mesela fibrokistlerim geliyor aklıma. Hani bir şey fark edip de doktora gitmiştim. “Ya yanlış baktıysa, ya fark edilmediyse…” “Tamam” diyorum sonra, onu da gönderiyorum konteynırdaki en dip köşeye…

Sosyal medyayı açıyorum, insanlar ne yapmış diye bakıyorum. Amacım eğlenceli bir şeyler aramak. Ama nerede? Kin, korku, öfke, saldırganlık görüyorum her bir köşede. Hepsine kızıyorum. Özellikle arkadaşlarımın paylaşımlarının altındaki hakaret dolu mesajlar tansiyonumu zıplatıyor. İnanamıyorum bu nefrete. Bu yargılamaya. Bu cezalandırma sevdasına…

Sakinleşmeye çalışırken, dans ediyorum. Evet bu güzel bir yöntem. Eskiden çok yapardım. Bıraktım zamanla. Geçen gün arkadaşımın önerdiği uygulamayı indirdim, yeniden hayatıma girdi. Kah tek dans ediyorum kah Irmak’la. İyi geliyor. Fakat o da bir yere kadar…

Arkın’a kızıyorum sonra. Neden bu kadar rahat gidiyor ki maç izlemeye? Ama onun da hakkı. Sonuçta bütün gün çalışıyor, beynini dinlendirmesi lazım. “Peki o zaman ben ne yapıyorum?” diyorum. Boş oturmuyorum ki… Ben beynimi dinlendiremiyorken onun bunu başarmasını kıskanıyorum. Bu konuyu da uzatmıyorum, gönderiyorum konteynıra.

Örgü öresim de gelmiyor. Kemoterapi gören çocuklara saçlı bereler örerken gelen “reklam dolu hareketler bunlar, ünlü olmak mı istiyorsun, bak ama bana teşekkür etmedin ben de paylaştım” yorumları, sitemleri bezdirmişti beni. Bazen kendime kızıyorum proje durdurduğu için. Ama ben de insanım ve katlanamadım bu denli iyi niyetle paylaştığımız bir şeye bile gelen kötü yorumlara… Çocuklar söz konusuydu? Kim bir çocuklar, hem de tedavi gören çocuklar yüzünden prim yapmaya çalışır ki? İnsanlara bunu düşündürten nedir?

Merak ediyorum.

Biz ne zaman bu kadar kötü niyetli olduk?

Biz ne zaman başkalarının kötülüğünü ister olduk?

Biz ne zaman klavye kahramanlığına soyunup insanları bilerek incitmeye başladık?

Biz ne zaman önümüzü göremez olduk?

Göremiyorum ki önümüzü… Gelecekle ilgili plan yaparken bile rahat değiliz ki…

İşte bu yüzden uyuyamıyorum. Yansıtmamaya çalışıyorum bunu. Mesela aynen bu fotoğraftaki gibi renkli giyinerek motive olmaya çalışıyorum. İyi de geliyor. Aynaya baktığımda cıvıl cıvıl bir insan görmek istiyorum. Hani sanki o renkler gelecek, ruhumuza ilaç olacak gibi… “Anne otur fotoğrafını çekeyim” diyerek poz da verdirdi bana cimcirik.

Burada, Facebook’ta, Instagram’da yansıtmamaya çalışsam da, huzursuzum. Herkes huzursuz.

Dilerim en kısa sürede toparlanırız. Dilerim artık daha fazla can yanmaz. Dilerim mutlu, huzurlu bir toplum oluruz. Dilerim… Hem de en derinden…

Sıktıysam affedin. Ama tam da böyle hissediyorum şu anda… Uykumu kaçıran diğer konuları da paylaşacağım. Onları da tutamam içimde. Ama şimdi değil…

Şimdi uyumayı deneyeceğim, yarın sabah söz güzel bir günaydın fotoğrafı ile başlayacağım güne…

 

 

Leave a Reply