Mükemmel evlilik - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Mükemmel evlilik

Merhaba kocasıyla kavga eden anne. Merak etme, yalnız değilsin.

Eskiden de ediyordun ama artık sessiz bağırmayı öğrendin değil mi? Ya da çocuk uyurken telefon mesajlarıyla ediyorsun değil mi? Biz işi abarttık, mail atıyoruz birbirimize evde. Irmak okulda İngilizce öğrendiği için Almanca kavga ediyorduk. Ama onu da yapamıyoruz artık. Almanca’ya geçtiğimiz an “tartışıyor musunuz” diyor.

Merak etme.  Yalnız değilsin. Hatta biliyor musun, çoğunluktasın.

Çok aşık olarak evlenen ben, bazen kendimi tanıyamıyorum. “Aaa” diyorum, “bu söylenen ben miyim?”

Geçiyorum aynanın karşısına. Sıralıyorum her şeyi.

Bakıyorum ki haklıyım, devam ediyorum. Ama bu doğru olan değil. Dır dır yaptıkça kendimden nefret ediyorum. Bazen frenleyemiyorum da bünyeyi. İçimdeki cadı uyanıyor. Nefes almadan konuşuyor.

Doğru olan ne biliyor musun? Sakin kalmak. Sükuneti korumak. İçin rahat olsun. Her evde var senin kavgalarından. Nasıl biz birbirimize benziyorsak, onlar da öyle. Bir dişi ve bir erkeğin aynı evde olması nasıl senin için zorsa, bizim için de öyle. Yani, kısacası, yalnız değilsin.

Çünkü yorgunsun.

Çünkü tek başına olduğunu düşünüyorsun.

Çünkü yetemediğini hissediyorsun.

Çünkü kendini kendin gibi görmüyorsun.

Çünkü çalışıyorsan çocuğunun zamanını çaldığını düşünüyor, çalışmıyorsan kendini eksik görüyorsun.

Çünkü hiçbir şeye yetişemiyor, bazen saçını boyatamıyor, buruşuk ütülenmemiş kıyafetlerle dışarı çıkıyorsun.

Şimdi aynaya bir bak. Bence sen çok iyisin. Biz çok iyiyiz.  Biz insanız. Her şeye yetişmeyiz.

Ve bizi olduğumuz gibi kabul edecek kocamız, çocuğumuz. Telefonuna geri dönemedin diye küsen arkadaşın varsa, bırak küssün. O neden seni anlamaya çalışmıyor, bir de buradan bak.

Sana karıştığı için uzaklaştığın aile büyüğün küsüyorsa küssün. Seni ne kadar rahatsız ettiğini anlasın bırak. Ya da aç telefon anlat. Tutma içinde hiçbir şeyi. Bana kimse küsmedi mi sanıyorsun? Onlar bana bir küstüyse, ben 1000 küstüm. Artık “Kimse üzülmesin” diye düşünmüyorum. Sadece yüreğimden geçeni yapıyorum.

Eskiden evdeki her saniyemi Irmak’la oynayarak geçirmezsem kötü hissederdim. Vicdan azabı duyardım. Ama olay bütün gün oynamak değilmiş. (Kanıt istersen bu yazıyı okuyabilirsin. Eğer istersen tabii. İstemezsen de bırak okuma. İyi ol yeter.) Kötü hissetmek için neden arayınca buluyor insan. Aramamak lazım… Bilmemiz gereken: Mutlu çocuklar yetiştirmek istiyorsak biz de mutlu olmalıyız. Mutlu çocuk yetiştirmenin formülü mutlu karı koca olmaktan geçiyor. Bunu ben söylemiyorum;  Psikolog Naz Bozok’tan dinlemiştim.

Kocan mı? Seni anlamıyor mu? Al karşına konuş. De ki: “Bak. Seni seviyorum ama bu şekilde zorlanıyorum. Destek olmaya ne dersin?” Ya da sorunun başka mı, o zaman net bir şekilde söyle. Erkekler bizim gibi düşünmüyor, bir harekete bin anlam yüklemiyor. Net olmak gerek.

Lohusa günlerini düşün. Sen kucağında bebek şaşkın ve uykusuz takılırken, o ne yapıyordu, düşün. Evde bir sağa bir sola koşuyordu. Ya da kaçıyordu. niyeti kötü değildi ki. Belki de senden yardım çağrını bekliyordu. (Ya da ben iyi niyetliyim, aksini düşünesim yok.)

Mesela ben artık direkt söylüyorum. “Şu hareketin beni kırdı.” diye. İma etsem, anlaşılmıyor. Zaten bir mühendis, hiç anlamıyor. Mühendisle evli olmak başlı başına olay.

Bak mesela ben bu yazıyı yazarken film izliyor. Filmde uçak düşüyor. Ben 2 ay sonra yapacağımız 12 saatlik uçuşun gerginliğini yaşarken o bunu düşünmüyor. Biz olsak, 7 göbek kuzeni korksa açmayız. Ama ben alınmıyorum. Dır dır yapsam ne fayda? “Kapatır mısın” diyorum sadece. (Fena düştü uçak, o ayrı.) “Kapatır mısın”a cevap, “neden” oluyor. Düşünemiyor. İki seçeneğim var. Ya “nasıl düşünemezsin” diye sorun çıkartacağım ya da “kötü niyeti yok, o şu an 2 ay sonrasını umursamıyor ki” diyeceğim. Ben, ruh sağlığımız için ikinci şıkkı seçtim.

10 senelik evliliğimde anladığım, net olmak gerektiği. İhtiyaçlarımızı, hissettiklerimizi söylemeliyiz. Başka yolu yok. Erkekler art niyetli değil, imaya gelemiyorlar sadece. Bu yüzden sen beni dinle, net bir şekilde söyle.

Sonuç olarak. Uzman değilim, psikolog değilim ne yazık ki. Keşke olsam da hem sana hem kendime yardım etsem. Bunları 21 senedir tanıdığı adamla 10 senedir evli bir kadın olarak yazdım. Ah bir de kocasının iyi bir baba olduğunu gören kadın olarak. Ne kadar kızarsam kızayım, babalığını gördükçe susturuyorum kendimi.

Mükemmel evlilik yok. Kavgasız ev yok. Var diyene inanmam ben. Olmaması doğru gelmez hatta. Hani biraz da tuz biberdir çünkü bu tartışmalar. Yeter ki dozunda olsun… 

İmza: Deli gibi severek evlendiği adamla kendi kendine kavga edip, kendi kendine barışan, sonra da kendini bilgisayar başında bulan kadın…

 

5 comments

  1. Tam olarak yasadigimiz sey bu bizim de…oturup bir seyler yazsam desem aynilarini yazardim.ortada net bir sorun yok.Anlasilamamak,yardim gorememek,sevgisizlik,ilgisizlik…Bir erkegin cok da umursamadigi seyler yani…Yalniz hissediyorum kendimi,hem de cok…

  2. Gerçekten samimi bir yazı. Belki bu yüzden insan kendi tecrübelerini düşünmeden duramıyor. 6 aylık bir oğlumuz var. Son birkaç aydır yorgunluktan ve uykusuzluktan neredeyse kavga etmeye gücümüz bile yok.
    Bahsettiklerinin içinde sizin yaşantınız olduğu için değil örnek olarak bir bölüm:
    ”Bak mesela ben bu yazıyı yazarken film izliyor. Filmde uçak düşüyor. Ben 2 ay sonra yapacağımız 12 saatlik uçuşun gerginliğini yaşarken o bunu düşünmüyor.”
    Ben Türkiye’ye döndüğümden beri aşırı yaygın biçimde görür olduğum, her alanda şikayetlerin, huzursuzlukların sebeplerinden biri; Karşı tarafın ne yapması gerektiğine odaklanmak…
    Belki diğer taraf da düşünüyor yakındaki uzun uçuşun gerginliğini, muhtemel sorunları, yapılması gerekenleri. Sadece bizimle aynı zamanda düşünmeyebiliyor. Belki o bunları ben uyurken, sosyal medyada zaman geçirirken ya da bebeğin altını bezlerken düşünüyor. Belki benden çok daha fazla düşünüyor fakat her düşündüğünde konuşmuyor…
    Ben bu tavrımı değiştirmeden önce yani sıklıkla başkalarının(ister eş, anne, çocuk ister arkadaş ya da metroda gördüğüm herhangi biri)ne yapması gerektiğine odaklandığım zamanlarda elime gerginlikten, huzursuzluktan, hayal kırıklıklarından başka birşey geçmedi. Bu bir alışkanlık ve insan yapmaya devam ettikçe bağımlı hale geliyor. Başka türlü düşünemez oluyor. İnsan bir şekilde bu alışkanlıktan vaz geçerse -dediğiniz gibi- çok daha net iletişim kuran, sorunları büyütmeyen, çok daha olumlu biri haline gelmiş oluyor.

Leave a Reply