Seni yeneceğim uçuş korkusu - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Seni yeneceğim uçuş korkusu

Ben yine bir adım attım korkumu yenmek için. Aslında uzun uzun yazayım. Eskiden uçaktan hiç korkmazdım. 12 yaşında tek başıma Almanya’ya gittim. (Almancam pekişsin diye bir ay bir Alman ailenin yanında kalmıştım.) Tek başıma döndüm. Yurt içi çok uçtum. Okulla Avusturya gezisine gitmiştik ve en ufak korkum yoktu. Sonra yurt içi uçmaya devam ettim.

Ve birden bir korku geldi. Şöyle ki, o zamanlar bir moda dergisinin yazı işleri müdürü olduğum için çok basın daveti geliyordu. Her hafta bir basın gezisi. Londra, Singapur, Fransa, Berlin… Ve ben hiçbirine gitmiyordum. Neden? Uçağa binmemek için. Birkaç kez yurt içi umuş, bir keresinde “susun, motoru dinlemem lazım” diye tüm uçağa bağırmıştım.  Kabin görevlilerinin şaşkın akışlarını unutamayacağım.

Bir İzmir uçuşumuz var ki Arkın’la, kolu morardı 35 dakikada. Mosmor oldu ben sıktığım için… Neyse… 2008 Ekim ayında dergi için Paris’e gitmem gerekiyordu. O zamanlar 12 ülkede yayınlanan derginin yazıişleri müdürleri, reklam müdürleri, yayın yönetmenleri toplanacaktı. Ben ne yaptım? İstifa ettim, kabul edilmedi. Bin dereden su getirdim, kimseyi ikna edemedim. Yapacak bir şey yoktu. Gidecektim. Hatta Arkın da ben gittiğim gün Paris’te olacaktı. Sevinmem lazım ama ne mümkün?

Çıktım Mecidiyeköy’deki gazete binasından yürüye yürüye Nişantaşı’na gittim. Baktım, Askeri Müze’nin karşısında arkadaşımın da önerdiği psikoloğun tabelası var. Daldım içeri. Dedim “Uçamıyorum. Uçmam lazım ama bana öyle bir korku geldi ki, sanki hiç uçağa binmemiş gibiyim.”

Hiç unutmuyorum. Bana 3 soru sordu.

  1. Evde yalnızken yıkanabiliyor musun? Düşündüm. Hayır yıkanamıyordum. Arkın’ı bekliyordum.
  2. Yıkanırken gözlerini kapatabiliyor musun?  Hayır. Saçım belimdeydi ve ben o saçları yıkarken gözlerimi kapatmıyor, kıpkırmızı gözlerle çıkıyordum banyodan.
  3. Anlat bakalım 17 Ağustos depreminde neredeydin? Bir arkadaşımlaydım. Bizim evdeydik. Elif’le beraber çalışıyorduk Number One FM’de. İşten eve çok geç saatte gelmiştik. Uyuduk ve hemen sonra fırladık gümbürtüye. Ne olduğunu anlamamıştık, çığlık çığlığa kaçmıştık. Üzerimizde ne olduğuna bakmadan… Ve annem-babam-abim yoldaydı, Kemer’den dönüyorlardı otobüsten. Tam 17 saat onlardan haber alamamıştım. Onlar da benden… O yaşadığım endişeyi, korkuyu, aklımdan geçenleri tarif etmem mümkün değil. Tek hatırladığım otobüs terminalinde beklerken “Keşke üçü birden olmasaydı, bari biri benimle kalsaydı” diye kendi kendime söylendiğim…

Sonuç: Control freak! Kontrol delisi, kontrol tutkunu. “Elimde olmadan başıma gelebileceklerin” korkusu. Bir anda bir yerde otururken mesela, binanın kafama yıkılabileceği gibi… Bu korkuyla zaten yaşanmaz. Zaten biz bilemeyiz ne zaman ne olacağını ama insanın sürekli aklından bunu geçirmesi de normal değil… Düşündüm. E ben uçağa değil, metroya da binemiyorum ki! Hatta kendimi geçtim. O dönemde Arkın çok seyahat ediyordu iş için. Avrupa, Amerika… Her yere gidiyordu. O uçaktayken ben yerimde duramıyordum. Mesaj atıyordum, uçağı inince hemen arayamasa bile “mesaj iletildi” bilgisi gelince rahatlıyordum.

Konuştuk. Bana ödev verdi. Paris’e gidene kadar haftada 3 gün metroya bindim. Kendimi sakinleştirme yöntemlerini anlattı. “Mesela” dedi “Kitap oku. Okuyamıyorsan, içindeki harfleri say” İşte bu zaten benim ÖYS zamanı kendi kendime geliştirdiğim bir teknikti.

Ve uçtum Paris’e. Ama öyle ama böyle gittim. Hatta Arkın “madem uçuyorsun, abimlerin yanına gidiyoruz” dedi ve Atlanta biletlerini de aldı bir ay sonra. 11 saat New York, üzerine 2.5 saat Atlanta’ya da uçtum. 10 gün sonra da aynı yolu geri döndüm.

Peki bir daha bindim mi?

Hayır. Geçen Ağustos’a kadar binmedim. (Denizli ve Tarsus’ta düzenlediğimiz seminerlere katılmama nedenim de buydu. Arabayla gidilecek yerlerde vardım, diğerlerinde hayır) Evet insan anne olduktan sonra kendine yönelik korkuları azalıyor, sırf çocuğunu düşünüyor. Bu kontrol tutkusu yerini başka bir şeye bırakıyor. Fakat temelli geçmiyor. Yön değiştiriyor sadece.

Ancak üzerine gidiyorum korkularımın, kaygılarımın. Birkaç aydır terapiye de gidiyorum. İyi geliyor. Duygu çalışması yapıyoruz. Bu sürekli endişe halinin nereden kaynaklandığını bulmaya çalışıyoruz.

Ocak ayında Arkın’a dedim ki. “Para biriktirdim. Yazın Irmak’la Atlanta’ya gitmek istiyorum. Bir hafta bir otel için vereceğimiz parayla gel bilet alalım. Hep beraber ailece Atlanta’da olalım. Irmak kuzenleriyle zaman geçirsin, bize değişiklik olsun, onlara değişiklik olsun.” “Emin misin” diye sordu bana. THY’nin Atlanta’ya direkt uçuşlarının da başlayacağını da öğrenmiştik kayıbiraderimden. Ve ikiletmeden aldık biletleri.  Çünkü zaten erken alınca çok avantajlı olacaktı. Benim biriktirdiğim Irmak ve benimkini karşıladı sadece. 🙂 Biz 14 Haziran’da gidiyoruz Irmak’la, Arkın 2 Temmuz’da geliyor, 15 Temmuz’da beraber dönüyoruz. Bir ay, 7 saat farkla bildireceğim. 🙂

Nasıl olsa 6 ay var, 5 ay var diye diye geldik son bir aya. Beni aldı mı bir panik? Rüyalarımı ne siz sorun, ne ben anlatayım. Hayır, ilaç da içemem. Irmak’la yalnız olacağım çünkü giderken. Ben ne yaptım. THY’nin korku programına katılmaya karar verdim. Annem bana yıllar önce yapmamı söylemişti. Bir akrabamız da hiç uçamıyormuş, bu program sayesinde dünyayı gezmiş. Aradan çok zaman geçse de anne sözü dinledim. Kendim için olduğu kadar, kızım için, kocam için.

Bu Cumartesi gidiyorum. Sabahtan akşama kadar derste olacağım.

Araştırmalara göre dünyada her üç kişiden biri uçuş korkusu veya kaygısına sahipmiş. Yani yalnız değilim. Biz tüm gün psikolog, kaptan pilot, teknik eğitmen ve kabin eğitmeninden oluşan uzman bir ekiple birlikte olacağız. Ardından simülatörle sanal uçuş yapacağız.

Başvurdum. Önce bir anket gönderildi bana. Ardından da kurumun psikoloğu aradı, onunla bir görüşme yaptık. Uçtuğumu, ama artık sakin uçmak istediğimi anlattım. Hatta dedim ki: “Benim pilotlara saçma gelecek sorumlarım var. Onları sormak, kendi kafamda B planı oluşturmak istiyorum. Korkum ölüm değil. Korkum, bilmediğim bir yerde olmam.” Gerçekten öyle. Bir pilotun yanına otursam, onla sohbet ede ede gitsem, dünyayı dolaşırım gibi geliyor.

Neyse, sanırım fazla fazla bunaltacağım herkesi.

7 Mayıs’ta eğitim var, 8 Mayıs’ta da aynı ekiple yurt içi bir uçuş. Ancak 8 Mayıs’a katılamayacağım. Hem Anneler Günü, hem tam üç yoldır görmediğim en yakın arkadaşım binlerce kilometre uzaktan geliyor, hem şu an kendimi hazır hissetmiyorum. Belki son dakikada fikrimi değiştiririm. Ancak zaten öyle ya da böyle uçtuğum ve soru işaretlerimi gidermek istediğim için eminim 7 Mayıs bana yeterli olacak.

Beni en çok çeken, psiko teorik süreç. Bu süreçte psiko eğitim ve psikoterapötik teknik kavramları ile tanışacak ve birebir uygulayıcısı olacakmışız. Tek korkanın kendimiz olmadığını görecekmişiz. Uçma öncesi ve sırasında yaşadığımız korku, fobik davranış, kaçınma, panik atak gibi sorunların gelişim nedenleri hakkında bilgi alacakmışız. Sonrasında da sanal uçuş yapacağız. Kas gevşetme ve doğru nefes alma yöntemlerini öğrenerek, Kabin Simülatörü (Mock-up) içerisinde imajinasyon yöntemiyle sanal uçuşu deneyimleme şansına sahip olacağız.

En kızdığım cevap: Saçmalama!

Korkumun anlaşılması, korkuma saygı duyulması bile önemli, biliyor musunuz? En kızdığım şeylerden biridir “korkuyorum” dediğimde gelen “saçmalama” cevabı. “Korkmanı anlamıyorum ama…..” gibi bir açıklama gelse, tıpkı bizim çocuklarımıza yaptığımız gibi, o zaman farklı olacak. Bu yaz öyle yaptı Arkın. Antalya uçağına binmeden önce “Beni yok say. Irmak’ın yanında sen otur. Endişemi ona yansıtmak istemiyorum” dedim. Öyle de yaptı. Ben dua da ettim, onlarla sohbet de ettim, kendi kendimi başka şeyler düşünerek rahatlatmaya da çalıştım… Amerika’ya giderken öyle değildi ama. Düşünün bir yanınızda korkan biri var. Ve o kişi, karınız. Ve uyumuş. Dokunmazsınız değil mi? Şöyle bir sesle uyandım: “Kalk, çabuk kalk.” “Hah” dedim, “Tamam işte son duamı ettirecek bana.” “Uyandırmasaydın o anı yaşamasaydım daha iyi değil miydi” diye söylendim. “Saçmalama kızım kalk yemek geldi” dedi. Tabii sonrasında yaşadığımız diyaloğu, New York’a varana kadar ettiğimiz kavgayı yazmayayım buraya. O uyumak istedi de ben uyutmadım. Öyle dır dır ede ede gittik saatlerce. Bırak aç kalayım ama değil mi?

İşte şimdi, kızımla rahat bir yolculuk için bu programa katılacağım. Buna, kendime, ailemize yatırım olarak da bakıyorum. Vakti zamanında bana nerelerde balayı teklif etmiş adamla ben arabayla Bodrum’a gittiysem, şimdi maddi manevi fedakarlık yapma sırası bende. Geç bile kaldım. Size bol bol yazarım cumartesi günü. Programla ilgili bilgi almak için bu adrese de bakabilirsiniz.

Ben sadece uçak düşünüyorum, babam bana bakıp “bir ay ah ah” diyor. Ona da dedim. “Baba lütfen böyle yapma. Görüntülü konuşuruz. Ben zaten endişe içindeyken tuz biber ekme üstüne. Aklıma gelen senaryoları yok etmeye çalıştıkça sen böyle söyleyince kötü oluyor ama.”

Şimdi yazıyı bitiriyor ve uçak konusunu kapıyorum. Beni dinlediğiniz için de teşekkür ediyorum. Programdan sonra da mutlaka yazacağım. Özellikle de sorularımı. 🙂

Görseli akademi.thy.com adresinden aldım… 

Leave a Reply