Geçmişe yolculuk - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Geçmişe yolculuk

Vatan Gazetesi’nde çalışırken, Esentepe’deydik. 7 sene aralıksız gittim. Her sabah Mecidiyeköy dolmuşuna biner, zevkle giderdim işe. Hatta bir dolmuş şoförüne numaramı vermiştim. Erenköy’e geldiğinde “abla yaklaşıyorum” diye beni arardı. Yer ayırırdı. Fırlar çıkardım evden bizim Caddebostan durağına. 🙂

Sonra gazeteden dergiye geçtim, daha da keyiflendi iş hayatım. Yorucu ama bir o kadar da keyifliydi. Astoria Alışveriş Merkezi açılınca da yanımıza sevinmiştik. Dergi planlarını bile oradaki mekanlarda yapardık. Toplantıları da. Bina dışında çalışmak iyi geliyordu.

Bugün bir toplantıya katılmam gerekiyordu Mecidiyeköy’de. Astoria’da buluşmayı teklif ettim. Çünkü 2009 Eylül’de dergi (Madame Figaro) kapandığından beri hiç gitmemiştim. Hani bu aralar geçmişe yolculuk yapıyorum, sürekli kendimi sorguluyorum ya. Merak ettim nasıl olacak, ne hissedeceğim diye. Orası benim için bir alışveriş merkezi değil iş hayatımın tam ortasıydı çünkü.

Ne mi oldu? Otoparktan AVM’nin içine girince bir damla yaş süzüldü gözümden. Erken gittiğim için bir tur attım. Eskiden dolaşırken mutlaka gazeteden birkaç kişi ile karşılaşırdık. Kimse yoktu haliyle. Gazete de taşındı çünkü. Zaten tanıdığım neredeyse herkes ayrıldı. “Hey gidi” dedim, “zaman nasıl geçiyor, her şey nasıl da değişiyor…”

O dönemlerde, hamile kalmaya çalışırken (bir yıl…) sadece hamile kadınları görürdü gözüm. İçimden hep “hadi artık ben de” diye geçirirdim. Bebek mağazalarına girerdim. Yaşadığım düşükten sonra oturup ağladığım yere gitti gözüm. “Ah” dedim “nasıl da kahretmişim kendimi. Nasıl aylarca gözyaşı dökmüşüm? Nasıl bakamamışım hiçbir hamile kadına…” Sonra da kızdım kendime. “Peki şimdi neden üzülüyorsun, neden geçmişe gidip gidip kendine mutlaka endişe verecek, kendini üzecek bir şey çıkartıyorsun” diye. Fakat… Bunu yapmak lazım. Mesela üzen bir olayı unutmak yerine, her saniyesini hatırlayıp neden üzüldüğümü düşünmek, o zamanlar birini suçladıysam kendimde de hatayı aramak, o konuyu kafamda çözmek iyi geliyor. Yaşıyorum tekrar, sonra da konuyu kendi içimde çözüp bir daha ortaya çıkarmıyorum.

İşte bugünkü Astoria da bunun gibi bir şeydi. Ne zamandır dergi günlerini düşünüyordum. Bugün gittim. Yaşadım. Kah üzüldüm kah gülümsedim. Ve sonra geçti. Bir daha bu konu kurcalamayacak beni. O zaman hamile kalmak için ne kadar uğraşıyordum, şimdi kızım altı yaşında! Zaman çok çabuk geçiyor. Bir zamanlar dert ettiğim şeylere şimdi gülümsüyorum. Şükrediyorum.

Geleceğe daha pozitif bakmak için geçmişi çözüyorum. Bu da bünyeye öyle iyi geliyor ki. Bu kimi zaman bir AVM’ye giderek oluyor, kimi zaman sahilde paten kayarken, kimi zaman Irmak’ı izlerken, kimi zaman Arkın’la konuşurken… Hatalarımı görmek ve onlarla var olduğumu, bir daha aynılarını yapmayacağımı bilmek, o dönem kırıldığım kişileri affetmek ya da tam tersi affedemediğimi fark edip hayatımdan çıkarmak iyi geliyor.

Yine içimi buraya döktüm. Paylaşmayı seven biri olarak bunu yapmadan duramıyorum ki!

Bir de merak ettim? Siz de geçmişe dönüp bakıyor musunuz hiç? Aynen benim gibi yapıyor musunuz? Yoksa geçmiş, her şeyiyle geride mi kalıyor sizin için?

Fotoğraf, dergi zamanlarından. 2008 sanırım… 

 

One comment

  1. Geçmiş öyle kolayca geçip gitmiyor bende. Çoğu zaman insanları, olayları unutuyorum. Ama birinin bana kendimi nasıl hissettirdiğini asla unutmam. Şahıslarla eşleştirmişim duygularımı. Yıllar sonra yeniden karşılaşsam o kişiyle, yine aynı hisle dolar içim. Değiştiremem. Çözemediğim, affedemediğim şeyler var. Artık bunu daha fazla düşünmek istemiyorum deyip bir kenara attıklarım da… Maziyle cedelleşmek yerine hep önüme bakabilmeyi isterdim. Ne güzel olurdu, mümkün olabilseydi…
    Hüzünlendirdin beni Şebnem.

Leave a Reply