Telefonsuz hayat - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Telefonsuz hayat

Ay yine bir şey itiraf edesim geldi.

Evet Arkın’dan, annemlerden, abimden, yeğenlerimden, arkadaşlarımdan uzaktayım. Aradaki saat farkını, ‘hadi’ deyince gidememeyi geçtim arayamamayı düşündükçe zorlanıyorum ancak bunları yazmak değil amacım.
İyi yanları da var. Telefonum kapalı olduğu için her yere yanıma almıyorum. Son zamanlarda öyle çalar olmuştu ki şimdi sesi çıkmayınca pek sevimli geliyor gözüme. Resmen az fotoğraf çeker olmuşum yanıma almadığım için.

İş koşturmam yok şu an. Çalışırken çalışmazken, her gittiğim tatilde, tatili bıraktım her gece aklımda iş olurdu. Burada yok. Bu kez başardım ‘burada iş düşünmeyeceğim’ demeyi. Hatta öyle ki aklıma gelince çıkarıyorum hemen. Evet planlarım var, hedeflerim var, birkaç minik girişimim var fakat öyle yavaş gidiyor ki her şey, beni yormuyor. İşte sanırım bunlar hep psikoloğa gidip her şeyi akışınıa bırakmayı öğrenmenin faydaları bence.

Uykusuz bırakmıyorum bünyemi. Madem dinleneceğiz, o zaman tam olsun diyorum.
Çocuklarla bol bol oynuyorum. Onlarla çocuk oluyorum. Özellikle dün oynadığımız Pie Face ve bugünkü Wet Head şahaneydi.

Sosyal medyada pek bakmıyorum. Kendi gönderilerime gelen yorumlara bakıyorum, soruları yanıtlıyorum sonra hoop kaçıyorum.

Irmak’la sakin zaman geçiriyoruz. Bugün kuzeniyle beraber yaz okuluna gitti. Kah eğlenmiş kah sıkılmış. anlamış her şeyi, arada cevaplar da vermiş fakat kendini yabancı hissettiğini söyledi. Ben de bunun çok normal olduğunu, şu anda böyle bir yaz okuluna (adı okul, belki de yaz kampı demek daha doğru) gitmesinin ona çok faydalı olduğunu anlattım. Tabii ki de gitmek istemezse baskı yok. Fakat birkaç gün denemesini istiyorum. Bu şansı verdikten sonra çok seveceğine inanıyorum.

Okula da bayıldım. Düz ayak, rengarenk, öğretmenler çok güler yüzlü. Eğitim sistemi ile ilgili bir şey diyemem çünkü dediğim gibi hem 6 yaş hem de yaz kampı. Yorum yapmam yanlış olur. En beğendiğim yanı da kapıda şifre olması ve velilerin o şekilde girebilmeleri. Her elini kolunu sallayan giremiyor. Çocuklar da gayet mutlu görünüyorlardı. Eğer giderse, detay öğrenip yazacağım zaten.

Hanımefendiye yoğurt beğendiremedik burada. Tuzsuzmuş. Ona çok güldüm. ‘Buradaki her şey güzel de soslarla yoğurtları sevmedim’ diyor. E tabii turşu, soğan seven yoğurda bile pulbiber ya da çörek otu dökerek yiyen cimciriğin yemek seçmesi normal. 🙂 Ah bu arada yemek demişken, uçakta da istemedi köfteyi. Tavuk yemek istedi, o da bitmişti. Onun için business class yemeği (soslu balık) getirdi uçuş görevlileri, onu da beğenmedi. Kraker ve krem peynir yedi. Buradan dönerken yanma mutlaka yiyecek bir şeyler alacağım. Gelirken panikten akıl edememişim resmen.

Ah bu arada tam unutuyordum. Kenny Rogers konserine gittik geçen akşam. 78 yaşında kendisi. Biliyor ama oturup da dinlemiyordum. İyi ki gitmişim. Farklı bir deneyim oldu. Öyle tatlı bir konser alanı ki. Amfi tiyatro düşünün, koltukların önünde de masalar. Yiyeceklerinizle, içecelerinizle gidiyorsunuz. Çok beğendim çok.

Telefonsuz hayat demişken, bunu İstanbul’a dönünce de deneyeceğim. İyi geliyormuş bünyeye. Siz de mutlaka deneyin derim. Dijital detoks da değil sadece telefona eskisi kadar yakın olmamak, ilişkimizin seviyesini değiştirmek bile yetiyor. Çok uzun zamandır saat takmıyor, telefona bakıyordum saat için. Üç haftadır yeniden saat takmaya başladım. Hazırlık içindeydim yani… Ben çok abartmıştım, kendi kendimi bunaltmışım demek ki…

Şimdilik benden bu kadar olsun. Gördükçe yazacağım, sözümü unuttum sanmayın…

One comment

  1. Cep telefonlarının henüz olmadığı yılları özlüyorum. Sürekli ulaşılabilir olmaktan sıkılıyorum bazen. Her çağrıya cevap vermek istemeyebilirim. Gereksiz uzayan konuşmalara saatlerimi harcamak da. Ama tamamen hayatımdan çıkarmak da mümkün değil. Geçti Bor’un pazarı…

    O zaman dediğin gibi… Seviyeli bir ilişkimiz olmalı. Mesafe iyidir, candır. 🙂

Leave a Reply