Mükemmel değiliz çünkü - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Mükemmel değiliz çünkü

Ne zaman ki mükemmliyetçi yönümü yenmeye başladım, o zaman rahatladım.
Hatalarımla barıştım. Kendimi sürekli sorgulamayı bıraktım.

Çünkü ben bir insanım. Hata yapabilirim. 40’ıma 2 kalsa da hala hatalarımdan ders çıkartıp bir şeyler öğreniyor olabilirim. Kızıma da bnu öğretiyorum: ‘Hata yapmaktan korkmamayı.’
Önemli olan aynaya baktığımda gördüğüm.
Korkularımın üstüne gidip ‘yenilmeme’ kararı aldığımdan bu yana da çok şey değişti. Kendimle savaşmıyor, eski benle yarışmıyorum.
Bir zamanlar neydi, şimdi ne demiyorum.
Anı yaşıyorum. Yaşamak için uğraşıyorum.
Zihnimi bir süreliğine kapatabiliyorum.
‘Şu an bunu düşünmenin bana hiçbir faydası yok’ diyerek o konuyu aklımdan atabiliyorum.
Bunların hepsinin nedeni de terapiye gitmem. Başka hiçbir açıklaması yok. 6 ay gittim, şimdi tatildeyim, döndüğümde terapistim uzun bir süreliğine ülke dışına çıkacak. Yani sanırım uzzzzuuuun upuzun bir ara vermiş olacağız. Kendisini fazla fazla özleyeceğim.
Aldığım en doğru kararlardan biriydi. Bu nedenle üstüne basa basa size de ‘imkanınız varsa zaman kaybetmeden gidin’ diyorum.
Mutsuz olduğum zaman oturup onun kaynağına inmeye çalışıyorum, başkalarını sorgulamıyorum. Ben mutsuzum diye bir başkası da mutsuz olsun istemiyorum.
Korktuğumda da söylüyorum, hata yaptığımda da, kırıldığımda da, kızdığımda da.
Duygularımdan utanmıyorum.

Bu kadar rahatlamışken en çok nerede sıkışıyorum biliyor musunuz? Sosyal medyada fotoğraf paylaşırken. Bir yandan özel mesajlarla yerden yere vurulurken diğer yandan da ‘senin yazın sayesinde ben de cesaret’ aldım yorumlarından, bir kişiye bile destek olduğumu görebilmekten de o derece mutluyum. Çok seviyorum etkileşimde olduğum herkesi. Harika enerji de alıyorum sizden. Bugüne kadarki bütün desteğiniz için de sonsuz teşekkür ederim. 🙂

Bilgi dolu yazılar paylaşmayı çok seviyorum. Gittiğim tüm seminerleri paylaşıyorum. Eğitimleri, bilgileri, deneyimlerimi… Ama ben 38 yaşında evli bir kadınım. Evlilik de paylaşmak isterim, ‘kadın olmak’ ile ilgili şeyler de. Gezdiğim gördüğüm yerleri de. Arada beğendiğim bir fotoğrafı da koymak isterim. Bazen bir nedeni olmadan isterim. İsterim işte. Sadece isterim.

Çocuğum cips yerken fotoğraf koyarken korkmamalıyım. Evet evde yapıyorum yapıyorum ama gördüğü zaman da yiyor. Hiçbir zaman da en sağlıklı ben besliyorum, en güzel ben bakıyorum, en iyi ben eğitiyorum iddiam olmadı. 11 ay emzirdim de, mama da verdim, yoğurt yaptım, hazır yoğurt da verdim, ayağımda salladım, koynumda yatırdım, uyku eğitimi vermedim de vermedim. Evi toplamadım, çoğu zaman Irmak’ın yemeği haricinde akşama bir şey hazırlamadım. Detaylara takılmadım. ‘Ne öğretebilirim, onu nasıl daha özgüvenli, sosyal yapabilirim, ona ne katabilirim, nasıl katabilirim’i düşünmek ağır bastı çünkü. Bir daha doğursam (ki imkansız) yine aynı şeyleri yaparım.

Çünkü ben mükemmel değiim.
Çünkü hiçbirimiz mükemmel değiliz.
Çünkü ben bir insanım işte.
Hata yapan bir insanım.
Bazen kendimi dünyanın en iyi annesi sanarken bazen de anneliğime korkunç kızan bir insanım.
İyi bir arkadaş/dostken bazen sevdiklerimi kırabilen bir insanım.
Mesela şu an çok üzgünüm. Birkaç yılda bir görebildiğim en yakın arkadaşımla burada buluşacaktık. Altı aydır, biz biletleri aldığımız günden beri plan yapıyorduk. Ancak az önce ‘gelemiyoruz’ dedi. Ben dört gözle beklerken. Sustum. ‘Şimdi konuşmayalım’ dedim. Ona ‘neden’ diye sormadan önce, çok üzüldüğümü söylemeden önce anlamam gerek. Kırmamak, kırılmamak için.
Kocasını çok seven bazen de koşarak kaçıp gitmek isteyen bir insanım. (Bu arada şaka maka bugün 10’uncu evlilik yıldönümümüz. Zaman ne de çabuk geçmiş…)
Mutlu görünürken birden kahrolan, 5 dakika sonra yeniden toparlanmaya çalışan bir insanım.
Hayatın görünen fotoğraflardan ibaret olmadığının farkında bir insanım.
Aslında herkesin böyle olduğunu biliyorum.
Neden birbirimizi yiyip duruyoruz, işte bunu anlamıyorum. Hiçbir zaman anlamadım. Anlamayacağım da sanırım.
Yine içimi döktüm işte. Hani bana ‘iyi görünüyorsun orada’ diyorsunuz ya, nedeni budur belki de. Hem içimi dökmem hem de barışmamdır kendimle…
Neden olmasın?
Paylaşmak her zaman güzel olmadı mı zaten? Kim ne derse desin, bıkmadan usanmadan paylaşmaya devam edeceğim. Bence siz de paylaşın. İster bana yazın, ister defterinize, ister bilgisayara, ister bloga. Ama paylaşın…

8 comments

  1. Paylaş Şebnem. Seni okurken biz de kendimizden bir sürü şey buluyoruz. Yalnız değilmişiz diyoruz. Seni uzun zamandır takip ediyorum ve yakın bir arkadaş gibi hissediyorum. Maceralarını seninle beraber ben de yaşıyorum. Ve bu çok güzel. Kendi yazılarımı yazarken de bana ilham kaynağı oluyorsun. Art niyetli insanları boşver. Mutsuz oldukları için başkalarını da mutsuz etmeye çalışıyorlar. Umurunda olmasın. Kötüler hep olacak dünyada ama bütün hikayelerde hep iyiler kazanır, unutma. 🙂

  2. İnanın o kadar rahatladım ki şu an ,demek ki sizinde benim gibi iniş ve çıkışlarınız varmış. Bazen kendimi çok kötü bir anne gibi hissediyorum, daha çok bunalıma giriyordum, ne diyeyim çok saoğlunun emi

  3. Şebnem hanım
    Siz yazın , kötüler yüzünden ne Zamana kadar kaçacağız ki , bitmezler hiç bir zaman
    Keyifle okuyorum yazdığınız her satırı , çocuklardan fırsat bulup yorum yazamasamda
    Ayy diyorum yalnız değilim 🙂

Leave a Reply