Ah keşke... - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Ah keşke…

Sanırım son zamanlarda en sevdiğim sözlerden biri. ‘İnşallah ile maşallah evlenmiş, çocukları keşke doğmuş.’

Bu söz ne zaman aklıma gelse ‘keşke’lerimi düşünüyorum. Ne çok varmış. Sonra ‘inşallah’larıma gidiyorum. Tamam, inşallah deyip de durmuyorum bir şey yaparken ancak tekrarlıyorum işte sürekli.

– Anne, Çanakkale’ye gidecek miyiz?
– İnşallah kızım.
– Babam gelecek mi?
– İnşallah kızım.

Çocuk bıktı benden hep’inşallahı’ duymaktan. ‘Evet’ demiyorum. Daha doğrusu, demiyor, diyemiyordum. Sanki aksilik çıkacak da olmayacakmış gibi. Bu en basit örnek. Burada sorun bu kelimeyi kullanmaktan çok, ‘evet’ diyememek. ‘Evet’ dersem ve sonra bir şey olursa geçrekleşmeyecek, kötü bir şey olacak, hayal kırıklığı yaşayacakmışız gibi, olmayacakmış gibi… Gibi de gibi… Aklımdaki o ‘aksilik çıkacak’ düşüncesini atmaya başlamamla değişti hayat kalitem.

En azından iç huzurum. Bir şeyin olacağına inanmak, negatif bir şey olma ihtimalini düşünmemek güzelmiş. Bunu 38 yaşunda fark etmem benim için kötü oldu. Diğer kaygılarım gibi.

Şimdi böyle yazıyorum diye sanmayın ki hayata toz pembe bakıyorum. Zorluyorum kendimi. Aklıma kötü bir şey geldiğinde hop gönderiyorum onu hemen. Kovuyorum. Ne çok yazıyorum bunu değil mi? Yaza yaza yapıyorum çünkü ben de. Yaza yaza, yüksek sesle telaffuz ede ede aşıyorum.

Ay konudan çıktım yine. Neydi söz: ‘İnşallah ile maşallah evlenmiş, çocukları keşke doğmuş.’

Hiç sorumluluk alma, hiçbir şeyle uğraşma, sadece dile, söylen, sonra da pişman ol. Çok insan yok mu böyle yapan? Oturduğu yerde bir şey yapmayıp sonra başkalarına özenen ya da sataşan. Kendini geliştirmeyip diğerlerini eleştiren. Sen bir şey yaparken ‘ne gerek var amannn uğraşamam’ yorumunu yapıp sonra da ‘bak şansı yaver gitti’ diye arkandan konuşan.

Bu insanlar her yerde. Her zaman karşımıza çıkmıyorlar mı? Kaç kişi başarıyı alkışlıyor? Kaç kişi seninle gerçekten sen olduğun için görüşüyor? Kaç kişi ‘şanslısın’ demek yerine ‘çalıştın didindin ve yaptın’ diyor? Kaç kişi tek bir duruma, ana bakarak seni yargılamıyor? Kaç kişi gerçek arkadaş/dost?

Sorular bitmez. Böyle cümleler tükenmez. En iyisi yine de elimizden geleni yapmak. Enerjim düştüğü an dibe batanlardanım ben. Ortalarda kalamıyorum. Bir kere pes edersem, bir daha topatlanamıyorum. O yüzden de sürekli enerjik olmaya çalışıyorum. Kah koşturarak, kah bir şeyler için mücadele ederek, kah Irmak’la oyunlar oynayarak. Durmama nedenim bu. İşle ilgili bir aksilik mi oluyor, hemen başka işe konsantre oluyorum. Eskiden tek farkım, dinlenmek. Eskiden hiç dinlenmezken, şimdi bol bol dinleniyorum. Mesela burada uyku saatimi düzenledim. Sabah erken kalktığım için geceleri de erken yatıyorum. Uykuyu zaman kaybı olarak görürken şimdi de kıymetini anladım. ‘Keşke’ daha once de bu kadar uykusuz bırakmasaymışım kendimi. İşte bir keşke daha. ☺ Bir de burada daha iyi hissetmemin nedeni haberleri fazla izlememem. Uzaktayım diye kimse bana bir şey de anlatmıyor. Başka yükler binmiyor omuzlarıma.

O zaman ne diyelim… ‘Keşke’lerimizin hiç olmadığı, olsa da az olduğu günlere… (Bir gün cesaret edebilirsem oturup ‘keşke’lerimi yazacağım.)
Böyle yazıp yazıp başınızı şişirdiğimin farkındayım. Fakat hep söylediğim gibi yazınca gerçek oluyor. Bağıra bağıra söyleyince de. O yüzden yazmak, bazen hiç tanımadığım insanlara oturup anlatasım geliyor. Ayna karşısında konuşmaktan bahsetmeyeyim bile zaten. 🙂

Çok fazla iç dünya yazısı oldu. Kusura bakmayın. Bu hafta yeni yerlere gidersek, artık onları yazacağım. Cuma günü Arkın gelecek ‘inşallah’, o geldikten sonra var birkaç planımız bakalım…

Hepimize iyi haftalar. 🙂

Leave a Reply