Meğer ben… – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Meğer ben…

Evet. Tatil bitti. Daha önce de yazdığım, söylediğim gibi, artık hem ilkokul başlayacağı hem de ben çalışma hayatına girmeye çalıştığım için “bu sene fırsatları değerlendirelim” dedik.

Bir sene bunun için karı koca çalıştık para biriktirdik. İyi ki de bazı masrafları kısmışız da böyle karar almışız. Evimi özledim. Hem de çok özledim. Dönüyoruz nihayet…

Bu tatilin hep ailelerimizle (Amerika’da da, Çanakkale’de de hep aile tatili yaptık) olmaktan sonraki en güzel yanı, kendimi dinlemeye fırsat bulmuş olmam.

Meğer ben o kadar sinirli değilmişim mesela. Sadece her şeye yetişmeye çalışırken o kadar koşturuyormuşum ki, bünyemi bitiriyormuşum. Her şeye yetişmeyeceğim artık. Baktım da, daha az sinirleniyorum dinlenince.

Meğer ne çok uykusuz bırakıyormuşum kendimi. Uyumayıp da düşünerek her şeye çözüm bulunuyor mu? Hayır. E peki ben neden uyumayı ikinci plana atıyormuşum?

Meğer bazı insanlar göründükleri gibi değilmiş. Yüzüne gülüp gülüp arkadan bir güzel iş çevirebiliyormuş. Bu yaşlarda olmaz sanıyordum, oluyormuş. Yaşanan haksızlıklar da cabası. Ki bu konuda ciddi ciddi uzun bir yazı planlıyorum.

Meğer bir şort yüzünden yargılanabiliyormuşum. Kısa şort giydim, öyle fotoğraf paylaştım diye şu devirde, “hep beraber güzel güzel yaşayalım” derken kilolarca laf yiyebiliyormuşum.

Meğer sosyal medyadan sıkılmışım. Mola vermek ne de iyi geldi. Evet çok seviyorum, ancak bunalmışım işte.

Meğer bazı şeyleri yapmayı hiç istemiyormuşum. Oh, yapmayacağım artık! Açık ve net bir şekilde sorulduğu zaman “hayır” diyeceğim.

Meğer Instagram’da adımı yeniden @sebnemseckiner yapınca ne kadar sevinecekmişim. 🙂 Hem belki FB sayfası da öyle olur. Her şey hakkında yazmak istiyorum. Bir şey yazdığında “aman bunun anne olmakla ne ilgisi var yorumlarını görmem hem böylece.

Meğer bazı insanları hiç özlemiyormuşum. Özlemediğimi, gerçekten hiç özlemediğimi görmek de iyi geldi bazı şeyleri anlamak için, tam tersi sevdiklerimi özlemek de bir o kadar ilaç oldu. Herkesi sevmek zorunda değilim. Bunu yüksek sesle söylemek çok rahatlatıyor beni.

Meğer çocuğum büyüdükten sonra çalışmayı istiyormuşum. İçimden bu geçiyormuş. Ve meğer zaman nasıl da koşuyormuş. İnsan kendini  bir anda 6,5 yaşında bir çocuk annesi olarak buluyormuş. 

Yani daha çok yazarım da, uzun lafın kısası şu ki: 38 senedir ilk defa kendimi dinledim. Nasıl iyi geldi! Bunun için tatile gitmeye gerek de yok aslında, benim başka fırsatım olmadığı için uzakken yaptım bunu. Fırsatınız varsa, her gün 10 dakika kapatın gözlerinizi düşünün. Ne istiyorsunuz, ne yapıyorsunuz, neyi istemiyorsunuz, kimi özlemiyorsunuz, kim olmadan zorlanıyorsunuz, planlarınız var mı, önceliğiniz ne… Bir liste yapmıştım “düşünmem gerekenler” hakkında. Tek tek işaretledim hepsinin karar verince. Yapın siz de. Gerçekten.

Devam edeceğim döndüğümde de. Listeye yeni maddeler ekledim.

Bir de… Meğer her yazıya bu açıklamayı yapmak da yorucuymuş ancak yine de eklemek istiyorum. “Tuzun kuru aman” demeyin. Yukarıda da yazdığım gibi gerçekten bir sene bunun için uğraştık. Her zaman olur mu? Hayır. Fırsat vardı, değerlendirmek için didindik o kadar. Gerçekten ve gerekten amacım kimseyi kırmak değil. üzmek değil… Hele ki ben gerçekten şükreden, gözünün başkalarının hayatlarına dikmeden kendi hayatında mutlu olmayı bilen biri olarak, asla böyle bir şey düşünülmesini istemem. Çok uzun oldu değil mi açıklama? Pardon…

 

 

3 comments

  1. Tam ben diye düşünüyorum; her okuduğumda. Sanki bir kardeşim daha var uzaklarda. ^_^ Sizi seviyorum. Gözümü başkalarının hayatına hiç dikmedim aynen şükürler olsun her halimize…

Leave a Reply