Evi dağıtarak oynamak – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Evi dağıtarak oynamak

Ne zaman evin dağınık fotoğrafını koysam mutlaka birkaç tane özel mesaj geliyor. “Nasıl tahammül ediyorsunuz? Ay gitsin odada oynasın salon dağılır mı” diye. Evet, dağılır. Ben bu salonda yaşıyorsam, o da yaşıyor. Arkadaşlarım geldiğinde salonda ağırlıyorsam, o da ağırlıyor.

Ev küçük. Hemen dağılıp, hemen toplanıyor. Yani sorun edecek bir durum yok. Ben çocuğuma evde özgürlük sunmazsam dışarıda ne yapacak? Evde elini kolunu koyacak yer bulamazsa, odasına kapanmak zorunda kalırsa, evinde rahat edemezse ne olacak? Daha rahat edeceği başka yerlere mi gitmek isteyecek? O zaten biliyor, parkenin üzerinde tutkal açmıyor mesela. Zaten sınırlar kendiliğinden özgürlüğü bozmayacak şekilde gelişiyor.

Bu ev bizim kadar onun da. Dağıtabilir, toplar ya da beraber toplarız. Bunda tahammül kelimesini yanlış buluyorum. O bana tahammül mü ediyor arkadaşlarım geldiğinde? Yazmıştım, her şeye izin veren bir anne değilim, bazı konularda da rahatım işte. Sabah uyandığımda akşam ne pişireceğimi de düşünmüyorum. Bir anda aklıma geliyor yapıyorum.

Bazen yatağımı da saatler sonra topluyorum. Bir başka gün de uyanıp sabah 10’da evi toplamış, yemekleri yapmış oluyorum. Hiçbirini görev edinmedim. “Yapmak zorundayım” diye düşünürsem yapamam. Keyif alamam. Bunalırım. Daralırım. Ben daralırsam da ev ahalisi daralır. İşte bu yüzden bana sorulan sorulara da aynı şeyi söylüyorum: Rahat olun.

Tutun ki ev tüm gün dağınık kaldı. Ne olur? “Aman misafir gelirse” diyorlar bazen. Gelsin. Evi toplu görmek için mi geliyor. Bizim evde misafir tabakları, çatal kaşıkları, bardakları yok. Hepsini biz kullanıyoruz. Örtüler de öyle. Fincanlar da. Evin en büyük misafiri biziz. Dolaplarda saklanan güzel eşyalar benim için hiçbir anlam ifade etmiyor. Kıyafetler için de aynısı geçerli. Ev ya da sokak kıyafetlerimiz de yok. Canımız ne isterse, onu giyiyoruz. Bunun saygı meselesi olduğunu söylemişti birkaç kişi. Misafire en güzeli sunmak değil saygılı olmak. Saygılı olmanın tanımı bu olamaz!

Halılar da kıymetli halılar değil. Zaten büyük halı da kullanmıyorum. İkisi de siliniyor. Leke kalmıyor. Böylece üzerinde hamur da oynuyoruz, boya da yapıyoruz.

Bana sorarsanız, siz de öyle yapın. Gerçekten o zaman çok daha keyifli her şey… Ev dediğin ne ki? Müze mi hep toplu kalsın? Müze mi her şey uyumlu olsun? Salonda oyuncak varken, o ev daha güzel… Ay hele “dikkat çekmek için koyuyorsunuz” mesajları var ki, onlara cevap vermeyeceğim. 🙂

3 comments

  1. Kesinlikle çok haklısınız heleki çalışan anneler ben oğlumun ne ilk adımını nede ilk anne kelimesini duydum hafta sonu evdryim ve evin ne halde olduğu benim için önemli değil ben oğlumla daha güzel nasıl vakit geçirip hasret dindiririm diye düşünüyorum yarına çıkacağımız belli olmayan bu hayatta sürekli ev işi çılgınlığı nedir gelen bana geliyor evin durumuna değil ki çocuk olmadan nasıl muntazam bir evim olduğunu bilirler artık maddiyatla yerine gelebilen hiçbişey canımı sıkmıyor huzurumuz yerinde olsun içtiğim su bardağını bile direk makineye koyan insanım onu çalkalayana kadar oğlumla şakalaşmayı tercih edenlerdenim 🙂

  2. Aynı şeyleri bende çok duyuyorum çevremden. Nasıl dayanıyorsunbu dağınıklığa? neden salonda cok oyuncak var? Ondanın gözü yorulur. Yok ben dayanamam başına ağrılar girer… mesela ben çalışan bir anneyim özellikle yaz tatillerinde benden com kızıma ait ev elbette onun da ihtiyaçlarını gidermeli ortak yaşam alanımız. Benim kitaplarim varsa onun da olmalı. Benim televizyonum varsa vakit geçireceğim onun da oyuncaklari olmalı. O da bir birey ve bu ev aynı zamanda ona da ait. Oyuncaklar,boya kalemleri,etkinlik malzemeleri asla dağınıklık değildir ey anneler.. ❤

Leave a Reply