Bir pazar klasiği – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Bir pazar klasiği

İster feminist deyin ister arıza ister şu ister bu. Sofradan kalınca herksin bir yere gitmesine, kadının sofra toplaca ile yalnız bırakılmasına tahammül edemiyorum. Ben ki aslında şanslıyım bu konuda, Arkın çok yardım eder, ona rağmen bazen sinir oluyorum.

Dün hep beraber geç yattık. Öğlene doğru uyandık. Açız. Attım kendimi mutfağa krep yaptım. Yavaş yavaş da sofrayı hazırladım. Aa sonra bir baktım karnı doyan kalkıyor ya TV başına gidiyor ya oyun başına. Mutfaktan seslendim. “Pardon ben kimim” diye. Biri Şebnem, biri annem dedi de, beni anlamadı. “Lütfen herkes bir şeyler getirebilir mi mutfağa” diye söylendim sonra. Baktım Arkın “Hadi Irmak” diyor, Irmak “Baba neden benmişim? Sen de kalk” diye dikleniyor. Sofra olduğu gibi kalmış durumda. Neyse, sonra Irmak getirdi. Baktım o hız gitti odasındaki kirlileri kirli sepetine de koydu.

Hatta sonra ne oldu? Ben bu yazıyı yazmak istedim hemen. Ama gittim önce Türk kahvesi yapmaya. Arkın “Ben de isterim” dedi. Şimdi bilgisayar başındayım, kahve pişti anlamındaki çın çın sesi geliyor. Kalkmıyor. Tabii ki bendeniz gidip alacağım.

Aldım. Neyse, teşekkür geldi en azından.

Şimdi sanmayın ki şikayet ancak bu işlerin kadına yığılmasına gıcık oluyorum. Irmak sever toplamayı. Odasına girer toplar. Salonu da istediği gibi dağıtma hakkı var topladığı için.  Sanırım o da gıcık oluyor. Bir şey getirilmesi rica edildiğinde, bir şey istendiğinde “neden ben” diye söylenip duruyor. Daha bu işin büyüyüp bakkala gitme olayı var, haberi yok.

Yani bir Pazar öğlen bunu yazasım geldi işte. Yemek biter. Evdeki herkes çil yavrusu gibi dağılır. Sinirlenen anne bu sefer başka şeylere söylenmeye başlar. “O ayakkabı neden orada? Arkın sen kaldırdın mı ayakkabını? Irmak dişlerini fırçaladın mı? Yastıkların yerde olduğunu gören tek ben miyim yoksa siz de görüyor musunuz?” Kadın birdenbire neye sinirlendiğini bozulduğunu unutup her şeye söylenmeye başlar. Neyse ki bu modu kısa sürer kendini fark ettiği için. Ama olur işte. Bu senaryo sık sık yaşanır. Oysa herkes kalktığında bir işin cundan tutsa, “yatak toplar mısınız, yardım eder misiniz” cümlelerine gerek kalmasa daha mutlu olacak da işte işin aslı öyle değil demek ki…

Şimdi kalkayım da kurutma makinesindeki çamaşırları katlayayım kırışıklıktan kendilerinden geçmeden önce. 🙂 Sonra da dergi yazımı yazayım, yeni yazmaya başlayacağım platforma kaydımı yapayım. Kendimi işten işte atayım…

One comment

  1. Ev çok dağıldığında çocuklara üç bin beş yüz kere toplamalarını söylüyorum. Ben söylüyorum, ben dinliyorum. Yemek sonunda hızla sıvışanlara da ‘Neyi unuttunuz bakiim?’ diye sorunca bi zahmet hatırlıyorlar. Sanırım daha çok yol var yürümemiz gereken…

    Bu arada… Yazmaya başlayacağın yeni platformu merak ettim Şebnem. Hayırlı olsun. Yolun bahtın hep açık olsun. Tebrikler 🙂

Leave a Reply