Düşük ile nasıl baş ederiz? – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Düşük ile nasıl baş ederiz?

Daha önce birçok kez yazmıştım yaşadığım düşüğü. İkizlere hamile olduğumu öğrendikten yaklaşık bir hafta sonra düşük haberi gelmişti. Elimizde kamera, fotoğraf makinesi kala kalmıştık.

Hatta çoğul söylemeyelim. Herkes şaşkınlıkla doktora soru sorarken, ben donup kalmıştım. Sonra Irmak’a hamile kalana kadar gergin bir dönem geçirdim. Her adette göz yaşı, uyumanın mümkün olmadığı geceler, kürtajın etkileri… Neyse. Geçti gitti. Kısa süre sonra Irmak’a hamile kalınca geçmişti ancak kim düşük yaptığını söylese, onu gayet iyi anlıyorum. Çok kadın yaşıyor bunu. Üst üste yaşayanlar da var, bir kez olduktan sonar daha zor toparlananlar da.  Yakın arkadaşım jinekolog. Geçen gün konuşuyorduk. “Hadi bunu yazalım” dedik. Bence, can arkadaşım Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr Egemen Koyuncu’ya kulak verin… Ben duyduğumda ne kadar şok olduysam, doktor için de söylemesi bir o kadar zor. Gerçi ben o zamanki doktorumu tarzı yüzünden affetmeyeceğim ama… (Kim olduğunu sormayın lütfen, söylemem…)

Zorlu bir sınav

Gebelik sırasında ağrı ya da kanama ile başvuran ya da sadece rutin kontrole gelen hastada saptadığımız gebelik kayıpları en zorlu sınavlarımızdan aslında… Hasta başında bir yandan tanıdan emin olmak için dikkatle işimi yapmak ve hemen sonrasında da bunu hastamla nasıl paylaşacağıma karar vermek mesleğimde beni en çok zorlayan süreçlerden… Artık gebeliğinin devam etmeyeceğini ve haftası ne olursa olsun kurulan onlarca hayalin o anda son bulduğunu kadına söylemenin kolay bir yolu asla olmuyor.

Bu bir yas dönemi ve o an bu dönemin başlangıç noktası… İşin en zor kısmı düşük yapıyor olduğunu ya da artık bebeğin kalp atımının olmadığını söylediğimde kadının ilk şoku algılayıp anlamaya çalışması oluyor. Sonrasında da çoğunlukla tanıyı reddetmek veya aslında bu durumun geçici olduğuna inanmak istiyor. Ardından kabul etme mücadelesi başlıyor.

Destek…

Hepimizin zorluklarla mücadele etme biçiminin farklı olduğunu akılda tutarak bu dönemi herkesin farklı yaşadığını tahmin edebilirsiniz. Önce nedeni merak eden, kendini, eşini, zorlukları olan işini, doktorunu, ailesini ve hatta Tanrı’yı suçlayan kadın bir süre sonra yası kabullenip sessizliğe bürünüyor. Bundan sonrası tamamen kendi iç dünyasının zenginliği, yası depresyona dönüştürmeden baş edebilme yetisi ve elbette destekle mümkün… (Burada bir şey söylemek istiyorum. Benim için çok önemli sandığım insanları çıkardım hayatımdan o dönemde. Ağlayarak telefon açıp destek beklerken karşılaştığım cevaplar yüzünden. Hataysa hata. Yapacak bir şey yok. İçim affetmiyor. O yüzden ben de zorlamıyorum.)

Yaşama gücü o noktaya kadar

Gebelik kayıplarının doğanın seçimi olduğunu ve aslında kaybettiğimiz gebeliklerin büyük çoğunluğunun yaşamla bir şekilde bağdaşmadığını ve aslında gebeliğin hangi haftasında kaybedilmişse yaşama gücünün o noktaya kadar olduğunu algılamanız gerekiyor. Hayatta yaşadığımız bu dönem başımıza gelen en büyük zorluk olmayacaktır. Burada elbette küçük gebelik haftalarından bahsediyoruz. Gebeliğin sonuna doğru yaşadığımız kayıplar tamamen başka bir değerlendirme gerektirir. İlk 12 haftadaki kayıpların büyük çoğunluğu engellenebilir değildir. Çok azında kaybın nedeni tedavi edilebilir bir durumdur ve tekrar yaşanmaması için önem alınır. Ancak kayıpların yüzde 50-60’ı yaşamla bağdaşmayan kromozom anomalileri ve tek gen hastalıklarıdır.

Başkalarını suçlamayın

Günün sonunda gebelik kaybının haftası, sayısı, muayene bulgularınız ve kendinize özel tıbbi hikayeniz ile beraber yapılması gereken tetkiklerle beraber karşılıklı konuşup çözüme ulaşmak gerekiyor. Aklı selim ve mantıkla konuşabilmek için de öncelikle yas sürecini doğru atlatmanız gerekiyor. ‘’Düşük yapmak’’ cümlesini çok sayıda kadının yaşamının bir döneminde kurduğunu, bu zor yolu yürüdüğünü, yas tutma hakkınız olduğunu, ancak bu zor durumdan en kısa sürede kurtulmak için önce iyi olmayı istemek gerektiğini unutmayın. Başkalarını suçlamayın ve kendinizi suçlu hissetmekten vazgeçin. Değişen yaşla beraber yüzde 15’ten yüzde 50’ye artan düşük riskinin olduğunu ve bu konuda yalnız olmadığınızı bilmek çaresizlik hissinizin azalmasına yardımcı olabilir. İnanın bana yalnız değilsiniz ve dünyanın sonu gelmedi. (Başkalarını suçlamayın kısmında da yorumum var. En çok kendimi suçladım. Amerika’ya uçmuştuk. Uçak mı yapmıştı, yoksa beslenme tarzı mı derken çoook uykusuz kaldım… Ne gereksizmiş!)

Paylaşın, destek alın…

Üç defa ardı ardına düşük yapan kadınların bile hiç tedavi almadan yüzde 70 ihtimalle sağlıklı bebek doğurduğunu unutmamanız gerekiyor. Siz öncelikle kendinizi iyi hissedebileceğiniz her ne varsa ailenizle, eşinizle, iş arkadaşlarınızla ve bizimle paylaşın, gerekirse profesyonel destek alın. Acıyı yaşarken kimi yalnız kalıp mücadele eder, kimi acısını paylaşarak azaltır. Seçim sizin… Ben acımı paylaşarak azaltmayı tercih edenlerdenim, o yüzden hastalarımın elini tutmayı sürdürmek ve yalnız olmadığını anlamalarını sağlamak tarafındayım.

Güzel günleri sağlıkla, beraber görebilmek ümidi ile…

Egemen’e web sitesinden ulaşabilirsiniz.

Rahat olun. Söz mü? Daha önce de yazmıştım. Ne zaman ki Arkın bana “ağlama artık, bak iki ay içinde hamile kalmazsan tüp bebek deneriz dedi, ben o zaman rahatladım, ertesi ay hamile olduğumu öğrendim. Her seferinde söylüyorum, ben ettim siz etmeyin diye…

 

 

Leave a Reply