Ben, ben miyim? - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Ben, ben miyim?

Şimdi bu konuya taktım farkındayım da, yazmasam duramam. Aklımda cümleler uçuyor. Ya dolmuşta otobüste yanımdakine söyleyeceğim şok olacak. Ya da zaten beni tanıyıp da “delidir ne yapsa yeridir” dediğiniz size yazacağım. Kısa çöpü siz çektiniz…

Yazıyı anne değil, kadın kimliğinizle okumanızı rica edeceğim ama…

Daha önce anlatmıştım sanırım. Biz Arkın’la 95’te tanıştık, hatta birkaç ay “flört” dönemi oldu, sonra arkadaş olduk ama aynı okulda olmamıza rağmen pek görüşmedik. (Üst dönemdeydi, üniversiteye hazırlanıyordu) Sonra 99’da arkadaşlık boyut değiştirdi falan filan. Ayrılıklar , barışmalar, Amerika’a yüksek lisans, 12 ay askerlik derken neyse işte onca şeyin ardından evlendik. (Hatta annem düğünde ağlar diye bekledim – hatta sanırım ağlasın istemiş olabilirim hani kızı evden gidiyor diye- damla gözyaşı dökmedi “eh nihayet” diyerek. 🙂 Babamı ağlatmayı başardım ama!) Hep bahsettiğim gibi o bir Kova, ben İkizler. Ne el ele tutuşarak yürümeyi severiz, ne canım cicimleri. Kendisi alyans da takmadığından, benim de alyans niyetine ip bağlamışlığım bile olduğundan karı koca olduğumuz da uzaktan anlaşılmaz.

Daha doğrusu geçmiş zaman konuşmamalıyım. Az sonra bu yazdıklarımı çürüteceğim. Çünkü o “aman söylemesine ne gerek var, seviyor ya; of beğendiğini ille dile mi getirsin yani” diyen kadın gitti, yerine “amma da söylemiyor, parayla sanki güzel sözler” diye söylenen kadın geldi. Dolunay zamanlarından ve adet öncesi günden bahsetmiyorum. O zamanlar zaten ben ben değilim de, bu genel bir durum.

Mesela her zamanki gibi “n’aber” diyor, “canım kelimesine zam mı gelmiş kullanmıyorsun” çıkıyor ağzımdan. Ya da elini tuttuğumda 20 saniye çekiyor “tabii 10 sene oldu ya, sıkıldın benden” deyiveriyorum bir anda. Ve o ağız bana ait değilmiş gibi sanki. Tutamıyorum içimden çıkan “cadı kadın”ı.

Dedi ki, “sana ne oldu.” Dedim ki, “bilmem.”

Sahi bana ne oldu?

İş teklifi geliyor mesela, açıp söylüyorum, “e çok güzel” diyor, “bu kadar mı yani” deyip bozuk atıyorum. (Teklifler de ilk görüşmede kalıyor ya, neyse… O da başka yazı konusu!) Yemek yapıyorum, misafir çağırıyorum, gündüz de toplantıya gitmiş oluyorum, Irmak’ı karşılıyorum, oynuyorum; yani kısa zamanda çok iş yapıyorum, “eline sağlık” ile yetinemiyorum.

Hep bir beklenti, hep bir beklenti. Aynanın karşısında kendimle konuşuyorum “kadın sana ne oldu” diye, bulamıyorum. Çocukken annemin arkadaşları gelirdi de hep şikayet ederlerdi. Korkardım evlenmekten. Kimse kocasını sevmiyor zannederdim. Annem hariç- aman baba alınma. 🙂 Ah bir de ten rengi pantolon çorabı giyerlerdi. Sırf bu çoraplardan giyme zorunluluğu var sandığım için evlenmekten nefret etmiştim 4-5 yaşlarındayken. Hani beni öyle çorapla görürseniz, bilin ki durum fena!

Uzattım yine. Konumuz çorap değil. Konumuz benim değişkenliğim. Ya da değişmeyip de isteklerimin farklılaşması. Ya da işte her ne ise…

Buna acil çözüm bulmam gerek.

Evet, kabul ediyorum, nedenlerinden biri de “yaş.” Ayrıca sanırım sürekli iş için verilen mücadelenin fark edildiğini görme isteği. Bir de üzerine bilinçaltımda sürekli tekrarlanan “bak ben evde yoruluyorum hem iş hem ev işi, yaptıklarımı ispatlayamıyorum, sen işten geldiğin için rahatsın” düşüncesi… Gibi gibi gibi.

Tabii ki sürekli böyle değilim de, arada bir arızaya bağlıyorum işte. Belki de beni sevdiğinden emin bile olsam başka şekilde sevmesini istiyorumdur. Ya da o değişmiştir. Eskiden de romantik olmasa bile belki başka şeyler yapıyordu, şimdi rutine bağladı, bu nedenle eski “n’aber fıstık”ları, yanaktan makas almaları yetmiyordur. Bilemiyorum. Yani burada sorun eden ben olmamalıyım. Evin yükünü eskiden karısıyla birlikte yarı yarıya sırtlarken şimdi tek tabanca olduğu için omuzları ağırlaşan bir adam var karşımda. Belki onun da bende başka şeyler görmeye ihtiyacı var. Mesela belki de sürekli “ama ben ev kadını yaşlanmamalıyım” diyen benden sıkılmıştır. Sürekli “bak gördün mü çocuğa yanlış mı davrandım” diye anneliğini sorgulayan kadından sıkılmıştır. Veremediğim 3 kiloyu dilime dolamamdan ama bunun için de kılımı kıpırdatmamamdan sıkılmıştır. Belki de sıkılmamıştır ve bana öyle geliyordur.

Aramız bozuk değil. Sevgimiz eksik değil. Hatta aşığım bile diyebilirim…  Sorun farklı. Yazdıklarım kafamı çok kurcalıyor. Mesela tam da bu düşünceler…

Şimdi size saçma gelebilir örnekler de bir düşünün. Siz de eskisi gibi misiniz, yoksa hafif hafif başka biri devreye giriyor mu zaman zaman? Yani aynı kişiyle farklı bir ilişki yaşadığınızı görüyor musunuz? Ben her zaman ben değilsem, siz hep siz misiniz? Yaş ilerledikçe şefkat beklentisi mi artıyor..  Hiç unutmuyorum, ortaokulda Çımaz Sokak Çocukları adlı tiyatro oyununa gitmiştik. Hazım Körmükçü, Yıldıray Şahinler’in başını göğsüne dayamıştı, “sana biraz şefkat vereyim mi çocuk” demişti. (Tam cümle bu olmasa da aklıma böyle kazınmış…) Acaba şimdi eskiden “aman elimi tutma, ay yok öyle sarılmak da nereden çıktı, of benim kimseye ihtiyacım yok” havalarındaki ben gitti, şefkat bekleyen biri mi geldi?

Ya da bana söyleyin… Dolunay mı var kuzum? (Kuzum kelimesini Belgin Doruk sesiyle okumalısınız…)

İşte böyle. Ya dolmuşta yanımda oturana anlatacaktım. Ya size. Umarım başınızın etini yememişimdir. Dertler bunlar olsun, önce sağlık olsun. (Bak yazarken yine kimlik değişti, hoop o kadın gitti, sağlık cümleleri kuran anne geldi. 🙂 )

Çocuklar iyi olsun, gerisi gelir diyorduk,  değil mi?

 

3 comments

  1. Çok haklısınız tamda bu ÇıkmaZın içindeyken oh be yalnız değilmişim dedim.Bence siz şanSlısınız çünkü bir kova ile evlisiniz oda ayni beklentidedir bence ama laf sokarak değil size davranmasını istediğiniz şekilde davranmalısınız.Bende bir kovayım ama aynı değişkenlikteyim benden güzel söz güzel yüz bekliyorsa göstermeli!bir cümle ile bütün günümü mahvedip akşama pozitif olamam

  2. 🙂 Çok sevimli bir serzeniş olmuş, bence eşin okusun bu yazdıklarını.. Bazı insanlar (genelde erkekler) duygularını çok fazla kelimelere cümlelere dökemeyebiliyorlar. Senin de dediğin gibi sevgi azlığı değil, bir tutukluk, belki aileden öyle görmek, belki karakter.. Ama anlıyorsun seni çok sevdiklerini, yoksa durmazdı zaten bu ilişki bunca sene 🙂
    Bu arada benim eşim de kova ve kızı da ikizler, geçenlerde kızım 3 yaş kafasıyla “ben İtalyaya tatile gidicem ama 16 sene sonra” gibi bir cümle kurdu, ben kahkahayı bastım ama eşim sonra “kova kova” şunu dedi: “ya bu kız bigün gidecek, farkında mısın…” Baktım dudaklar titremekte 😀 Ah babalar ve kızları…!

  3. Geçenlerde burçlar değişti olayı vardı hatırlatsanız. Radyoda dinlerken biri ikizler olmak var ohhh çok rahatlar kimdeyi umursamıyolar dünya onlara güzel demişti!!!!!
    Bende ahhhh bi ikizler olda gör gününü demiştim Burcumuz çok alengirli çookkk biz kendimize bile ayak durduramıyoruz kendi hissiyatlarımızı bile anlıyamıyorken birde erkek kafasındaki eşlerimizin bizi anlamalarını bekliyoruz sanırım aynı yaşadıklarınız biz de de mevcut size daha öncede bu konuda yzıp bizi kimselerin anlıymadığını söylemiştim keşkeee yakınlarda otursakta sizi tanıybilsem ne güzel olurdu. Sizi değişik ruh halinizi bilen biriyle Yüzyüze konuşmak heleki bu konularda çookkk iyi gelir tavsiye ederim ❤️

Leave a Reply