İnsanım, bilgisayar değil - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

İnsanım, bilgisayar değil

Bu yazıyı kime yazıyorum, bilmiyorum. Sanırım kendime. Belki size. Belki gerçekten okuması gereken kişilere. Bazı cümleler “çok ukala” gelebilir size. Bunda da işte samimiyetinize sığınıyorum. Ukala olmadığımı biliyorsunuz. Nedenini aşağıda yazdım zaten! 

İş arıyordum hani. İş hayatına dönecektim. Sabah giyinip, tam zamanlı çalışmak için işe gidecektim. Ancak durdum. Daha önce de kalkışmıştım bu işe, durmuştum. Çünkü küsmüştüm. Yine durdum. Küsmedim. Sinirlendim bu kez.

Tam zamanlı olmaz, free lance çalışırım. Sorun değil. Tabii ki düzenli bir geliri kim istemez fakat benim asıl derdim “işe yarama” hissiydi. Pardon da, zaten işe yarıyorum! Üretmeden, bir şey yapmadan oturmaya tahammül edemediğim içindi tüm bu uğraşım. (Zaten teklif edilen ücretler de ayrı sorun. Çocuğu karşılaması için birinin gelmesi gerek. İşten al, ona ver durumu olacağına, iş olmasın daha iyi. Onu denedim çünkü, olamadı öyle. “Neden çocuğumu daha az görüyorum” hissi ağır bastı.)

Sinirlendim, çünkü… Görüşmeye gitsen, ikinciye de gitsen “biz size haber veririz”in ardından bir sessizlik başlıyor. Aradan zaman geçince yazıyorsun, dönüş olmuyor, diğer görüşmelere dönmen gerekiyor, soruyorsun, dönüş olmuyor. Tek beklediğin bir yanıt oysa… 6.5 yaşındaki kızıma “Biri sana bir şey sorarsa cevap ver, mutlaka yüzüne bakarak konuş” diye öğretmemin nedeni bu işte!

Sonra ne oluyor? Zorlayarak aldığın “hayır”ın bile nedenini öğrenemiyorsun. Eskiden, kendimi yetersiz hissediyordum. Şimdi büyük fark var. Bu histen eser yok çünkü. Sakın ukalalık olarak algılamayın ama… Türkiye ortalamasının üzerinde bir eğitimim, iş tecrübem var, gayet güzel şeyler yapıyorum. İşte bu nedenle de yetersiz hissetmek için bir nedenim yok. Yakında öz geçmişimi buraya koyarsam şaşırmayın!

Benim asıl derdim… Saygı görememek. Cevap verilmemesi kızdırıyor beni. Tıpkı kapılarımızı aynı anda açtığımızda “günaydın” dediğim komşumuzun kapıyı ben orada değilim misali kapıyı çat diye kapatması gibi… Sadece iş görüşmeleri için de değil. Bir firmaya başka bir nedenden e-posta atınca da cevap bekliyorum. İnsanlara saygı gösteriyorsam, aynısını isterim. Keza her gün yazıştığım, hislerimi – deneyimlerimi, gayet içtenlikle hayatımı paylaştığım Facebook’ta 98 bin kişi var, Instagram’da 37 bine yakın. Ve çoğu zaman çok daha fazla kişiye ulaşıyorum. Blog okuyucularını sayamıyorum bile. Ve ben bana gelen tüm yorumlara “sizi gördüm, buradayım, duyuyorum” demek adına cevap veriyorum. Cevap veremesem “beğen” tuşuna basıyorum. Onu da yapamayacak durumdaysa baştan belirtiyorum. Blogdaki bir yorumu görür görmez hemen yayına alıyorum. Bilgisayar değil, insanım çünkü. Soru soran, paylaşım yapan bir insanım ve yorumlara cevap vermek benim görevim. Bu sayfa varsa, o yorumları da tek tek okumam gerekir. Kimsenin “monolog yapar gibi” hissetmesini istemiyorum.

İş aramaktan da vazgeçiyorum. Ve gerçekten bunu üzülerek söylemiyorum. Başarılı olmak için iyi hissetmeme gerek yok. Bunu da bir yıl boyunca gittiğim, şimdi Amerika’ya giden ve bir sene dönmeyecek olan, bu aralar çok özlediğim terapistime ve bence EMDR’a borçluyum. Daha önce hiç yazmadım, şimdi yazayım. Bir raporlama sitesinin verilerine göre şu anda Türkiye’de en çok okunan ilk 4 anne çocuk blogunun arasında olmak da bir başarı. Harika bir kariyeri ve ekonomik özgürlüğü bırakıp çocuğunu kendin büyütmek de, sosyal medyada bu denli güzel yazışmak da, onca haksızlığın döndüğü yerlerde ayakta durmak da, bir derginin free lance yazı işleri müdürlüğünü yapmak da, zaman zaman başka projeler hazırlamak da, hem kızıma hem işe, hem eve, hem aileme, hem kendime zaman ayırmak da. Paranın fazlasında zaten gözüm yok. Başarıyı ölçme kriterim para olsaydı, bundan 18 sene önce başka meslek seçerdim kendime, gazeteciliği değil. 🙂

Beni tanıyorsunuz. Bunlar ukalalık değil. Fakat gördüm ki sen kendine değer vermezsen, sen “ben şuyum, ben buyum demezsen, sen her zaman fazla mütevazi olursan, kaybediyorsun arkadaşım. Ama kim kendini olduğundan yukarıda gösteriyorsa, o kazanıyor. O halde ikisinin ortasını yapıp, ne isen onu söylemenin, yapmanın zamanı gelmedi mi?

Bu nedenle pes ediyorum demiyorum, duruyorum. Şimdi hem kendime hem size hiçbir kariyer sitesine girmeyeceğime söz veriyorum. Bir de diyorum ki, bir buluşsak güzel olmaz mı?

Başka fotoğraf bulamadım. Benimle idare edin. 🙂

Beni dinlediğiniz için ayrı, okuduğunuz için daha bir ayrı teşekkür ederim. İyi ki varsınız. İyi ki sosyal medya var. İyi ki tanışmışız, iyi ki buluşmuşuz…

Önce çocuklarımız olmak üzere sağlık olsun da, gerisi zaten gelir…

26 comments

  1. Ne güzel yazmışsınız Kaleminize sağlık. Bu dünyayı sevgiden önce saygı kurtaracak bence , nacizane

  2. Blogunuzda ki yazıları ilk defa okudum ve son yazınız olan bilgisayar değil insanım yazısı gerçekten muhteşem ötesi olmuş. Tam da ülkemizdeki sorunu çok iyi ifade etmişsiniz.Bundan sonra mutlaka yazılarınızı okumaya çalışıcam. :))

  3. Yine cok guzel yerlere dokunmussunuz 3 ay sonra anne olacak bir hamis olarak keyifle takip ettigim ve eeennnn gercek buldugum blogger annesiniz. Yazinin bir yerinde bulusalim mi diye yazmissiniz ben cok isterim tabii yanlis okuyup anlamadiysam

  4. Belki de su an ülke olarak en büyük eksiğimiz saygı duymak. Saygı duymayinca sevgi ve hoşgörü de olmuyor malesef

  5. 2012’de benzer bir surecten gecerken bana geri donmeyen headhunterlari hatirladim 🙂 Simdi bazilarindan arada otomatik bayram tebrigi aliyorum. Hatta bir tanesi duzenli olarak dogumgunumu kutlayan email atıyor 🙂 mutevazilik bazen hayatı zorlastiriyor, tespite katiliyorum. Aslinda herşey “neyse o”. Ne azı ne fazlası… O headhunterlara hala gicigim :))))

  6. Yine muhteşemsiniz,böyle sinir bozucu bir şey ancak bu kadar güzel yazılırdı. Bence de çok üretken bir kişisiniz dergi gazete falan değil burada bile yazıyorsunuz

  7. Her zamanki gibi çok samimi ve cok doğru yazdıklarıniz.”Kim kendini olduğundan yukarıda gosteriyorsa o kazaniyor” iş hayatını çok güzel tanımlayan bir cümle gerçekten ve bu koşullarda çalışan bir anne olmak bana manevi kazanctan çok kayıp olarak geri dönüyordu ve bu nedenle tam zamanli calismayi buraktim.Eskiden bu duruma üzülür ve mesleğimi sorduklarinda ‘bankaciydim ama su an çalışmıyorum derdim,şimdi direk ev hanimiyim diyorum,çünkü cocugumla daha fazla vakit geçirdiğim için mutluyum, iyi ki varsınız, tüm yazılarınızı da içtenlikle okuyorum, tam da benim taktigim konuları çok güzel dile getiriyorsunuz, süpersiniz

  8. Insan kaynaklari dediğimiz departmanlar Türkiye’de deneyimden çok yaşına ve anne sorumluluğunun işine olan etkisi değerlendiriliyor.
    Genç ve fazla çalışmasına engel (onlara gore çocuğu olmayanlar) çok olunca deneyimi az olsa da onlar tercih ediliyor.

    Kotu patron insani is sahibi yaptirir derler yaa.. Bence sen bir sekilde kendi işini kurmalısın.

  9. Merhaba,

    Takip ettiğim bloglar arasında olduğunuz için, her sabah zaten işe geldiğimde bloğumu açıyor ve yeni yazı kim yazmış kontrol ediyorum. Sizin de bütün yazılarınızı okuyorum aslında.. Bugünki yazınızda ‘kendini pazarlamak’ ile ilgili kısım da bugünlerde en çok karşılaştığım sorun. İnsanın kendini başkasına güzelce pazarlamasının gerektiği insanlarla dolu bir çevrede yaşam mücadelesi veriyoruz malesef. Bir şeyleri yerli yerine oturtana kadar da bu duruma tahammül etmek gerekiyor sanırım. Bir insanın yepyeni bir ortama geçişi de kolay değil ki? %kaçımız buna cesaret edebiliyor? Cesaret edenler de mutluluğa ulaşıyor aslında.

    Hepimizin mutlu insanlarla birlikte mutlu olmamız dileğiyle 🙂

  10. Harika bir özgeçmişim yok fakat iş ararken hep aynı şeyi düşündüm. Kazanacağım para çocuğun okuluna/etüde/bakıcıya gidecek, kalan miktar çocuğumu daha az görmeme değer mi? diye sordum kendi kendime ve tercihimi çocuğumdan yana kullandım. Bazen yetersizlik hissi geldi, evet fakat bir çocuğu yetiştirmek yeterince büyük bir iş değil mi zaten?

  11. Buluşma mekanı adana olmaz galiba ama neyse fotolara bakarım, yolunuz düşerse bir kahveye de ben beklerim derim , ne edeyim 😉 önemli olan sensin, benim , biziz. Gerisi Allah a havale 🙂

  12. Merhaba. Yazılarınızı belli aralıklarla takip ediyorum. Hiç de mütevazilik yapmaya gerek yok. Hem kaleminiz hem siz muhteşemsiniz. O kadar çok şey öğreniyorum ve öyle çok şey katıyorsunuz ki bana. Herkes bir olmuş belirsiz bir yere sürükleniyoruz ve avm yerine çocukla vakit geçirmek bir parkta öyle abes karşılanıyor artık. İyi ki varsınız…

  13. ne de güzel yazmışşın..ben de,tam da bugunlerde,çalışma hayatının 21 yıllık yorgunluğu ile kurumsal hayatı bırakıp artık “freelance” çalısmak isteyip,cv mi sağa sola gönderip,vaovv harikasınız diye geri dönüşler alıp,ama hala beklemekte olan hem anne,hem eş,ehm evlat kimliğimle idare editorum.Hayat bazen üstüme üstüme gelip deli ağlama krizlerine girip,sonra kendi kendimi teskin edip,yaa saçmalama,sen iyisin,sağlıklısın,şükret şükret diye virgül koyup devam ediyoruz hayatımıza.Biz değerliyiz,sen değerlisin,ayaklarımızı omuz hizasında açıp,yere sımsıkı basıp,derin nefes almaya ve sık sık nefes vermeye devam ediyoruz.Ağzına,gönlüne sağlık:))

  14. Merhaba,
    Tam da benzer durumlari yasiyorum son zamanlarda. Buyuk hayallerle, kizim daha buyuk bir aileyle buyusun diye kesin! donus yaptigim ulkemde, aslinda hic de yabancisi olmadigim bu sorunlari tekrar yasamak cok uzuyor. Kaygilarim gittikce artiyor. Kizim icin geldigim ulkemden, yine kizim icin ayrilacak miyim yani? Daha iyisinin oldugunu bildigim bir ulkeye, kizim icin, tum ailemi birakip gidecek miyim yine? Cok zor karar almak. Cevap tek aslinda …bir de bu kadar duygusal olmasak.. neyse. Operim yazan ellerinizden.(azicik icimi mi doktun ne)

Leave a Reply