Bazen tam da bu oluyor - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Bazen tam da bu oluyor

Çiçek, kelebek, böcek, barış derken, mutlu olmak için bir neden ararken, bulup da gülerken bazen duruyorum.

Öyle bir duruyorum ki, çoğu şeye tahammül edemiyorum.

Yediremiyorum.

Bir yanım “her şey yolunda” diye çabalarken, diğer yanım “hep böyle devam edecek” diyor.

Sonra kalkıyorum, alıyorum elime bir kitap, bir şey olmamış gibi yapıyorum. Bu ne kadar sürüyor. Yarım saat, bilemedin bir saat. Tekrar basıyor her şey.

Bunca şey için çabalarken, her şey herkes için güzel olsun diye uğraşırken kötülükleri gördükçe “biz ne yapıyoruz” diyorum. Yıllardır ertelediklerimi düşünüyorum. Pişman mıyım değil miyim, onu sorguluyorum.

Kısacası sürekli bir düşünme halindeyim. Kendimi işe vermeye çalışıyorum. Yeni bir şeyler üretmeye çalışıyorum. Sonra da tıkanıp kalıyorum. O tüm olaylara iyi yanından bakmaya çalışan kadın gidiyor, yerine sürekli söylenen, şikayet eden başka bir kadın geliyor.

En kızdığım şey kendimde, tahammül kat sayımın giderek azalması. Hayata karşı da öyle, kocama karşı da, başkalarına karşı da. “Ben bu kadar anlamaya çalışırken” karşı tarafta bir şey görmeyince şalter bir atıyor, sonra yeniden toparlayamıyorum. Kimse kırılmasın diye orta yolu bulmaya çalışırken yalnız olduğumu görüp, üzülüyorum.

Mesela Çantada Bere için çabalarken gelen bazı mesajlara inanamıyorum. Bencillikle suçlanmak, geneli göremediğinin iddia edilmesi. Mutsuz olduğum zaman bunu genelde kendi içimde yaşamayı tercih ederken, mutsuzluklarını başkalarını yaralamak için kullanan insanların varlığı beni rahatsız ediyor.

Kendi işi yeter ki olsun diye diğerlerinin üstüne basıp geçenler de…

Her iyi şeyi kendilerine mal edenler de…

Tüm suçu başkalarının üstüne atanlar da…

Bu gidişle kimse gerçekten ne düşündüğünü söyle(ye)mez hale gelecek. Herkes sus pus kalacak. İnsanlar arası paylaşımlar azalacak. İyilikler kimseyle buluşamayacak… İnsanlar böyle davrandıkça yetiştirdiği çocuklar ne olacak?

Sahi, çocukları düşünen var mı acaba? Bu da kurcalıyor aklımı ne zamandan beri. Mutsuzluklarını başkalarına yayan insanlar çocuklarına nasıl davranıyor?

Biz her şeyi çocuklarımızı düşünerek yaparken onlar nasıl hareket ediyor.

Tahammülsüzüm, doğru. Fakat bu kızım için geçerli değil. Belki de her zamankinden daha sabırlı bir anneyim son zamanlarda. Ona yansıtmak istemiyorum, hayallerini yıkmak istemiyorum, sırf ben yorgunum diye bir şeyden geri kalmasını istemiyorum, -mış gibi yapıyorum. Çoğu insanın yapması gerektiği gibi belki de… Aklımda endişe dolu sorular olsa da, yanında eğlenceli bir anne olabiliyorum. Söz verdiysem bir şeye, mutlaka yerine getiriyorum. Zaten çok önemli durumlarda, yapamadığımda açıklıyorum.

Ona insanlara “yaranmaya çalışmanın” ne kadar yanlış olduğunu anlatırken, diğer yandan da fikirlerini özgürce söylemesi gerektiğini tembihliyorum. Biri kötü bir şey söylediğinde dahi cevap vermesi gerektiğini, iki ayağının üzerinde dimdik durması gerektiğini, yanlış bir şey yaptığında özür dilemenin ne büyük erdem olduğunu anlatıyorum.

Yapıyorum da ne oluyor? İzleyip göreceğiz.

Birazdan bilgisayarı kapatıp, ardından hep iyi şeyler düşüneceğim. Güzel senaryolar yazacağım, cimcirik için hafta sonu planları yapacağım. Durmamak için kendime söz de vereceğim. Elimde kitabım, sayfalara dalıp gideceğim. Önce sağlık dileyeceğim. Sahip olduklarıma şükredip, kendimi geliştirmek için çalışacağım.

Bunları neden yazdım, bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Hani ne kadar enerjiksin diyorsunuz ya, işte bazen böyle duruyorum her insan gibi. Özellikle de kaygılarım en üst seviyeye ulaştığında. Eminim, size de oluyordur. Olmaması mümkün değil. İşte böyle zamanlardan çıkmanın en güzel yöntemi, okumak, okumak, okumak, kendini geliştirmek, “daha iyi ne yapabilirim”e konsantre olmak. En azından ben bunu yapıyorum. Ya siz?

 

One comment

  1. Kontrol edemediğimiz, gücümüzün yetmeyeceği şeylerle, kötülük ve korkunç gerçeklerle dolu şu dünyanin boğucu çemberinden çıkabilmenin en huzurlu ve kısa yolu kitaplar bence. Daha çok okursak, başka insanları daha iyi anlamayı, vicdanlı muhakemeler yapabilmeyi öğreneceğiz mutlaka. O zaman da dünya böyle kötü bir yer olmaktan çıkacak. Umarım.

Leave a Reply