Kötüyüm, kötüsün, kötü – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Kötüyüm, kötüsün, kötü

Bakmayın dolaştığımıza. Öyle çok işim var ki, kaldı hepsi haftaya. Hadi onlar haftaya kaldı, dergi beklemez.

Ara tatil nedeniyle cimcim evde. Gündüz onunla takılıyorum, gece bilgisayar başına oturuyorum. E-postalar, mesajlar için de sevmediğim halde onun yanında elimde telefonla takılmak zorunda kaldım bugün. Sinemada ilk 20 dakika e-posta cevapladım mesela. Her şeyi haftaya erteleyemem ki…

Ve bu uykusuzluk, yorgunluk sürecinde sadece iyi şeyleri düşünerek enerji toplamaya çalışıyorum. Mesela beni çok rahatsız eden bir konuyu, derginin bittiği haftaya sakladım. Şu anda düşünürsem anında çökeceğim, biliyorum. Aklıma geldikçe, kovuyorum.

Bugün sinemaya gittik, arkadaşıyla karşılaştık, anneme uğradık. Birazdan da Kadıköy’e gideceğiz. Yani elimden geleni ardıma koymuyorum. Sonra da en ufak bir şeye surat astığında “Ama bak ben neler yapıyorum” diyorum. Yanlış olduğunu bile bile. Oturup beni anlamasını beklemek hata belki ama yapıyorum işte. Kendi çocukluğumu düşünüyorum, ben de bozuluyordum. Hatta böyle bir anımıza annem şahit oldu, “seni görüyorum” dedi. Yapıyormuşum yani aynısını. Fakat sanırım Irmak’la aramızda fark var. O görüyor ne kadar koşturduğumu. Geçen gün bana teşekkür etti, dünyalar benim oldu mesela.

Geceleri çalıştığım için kahve tüketimim kendinden geçti. Acilen bu duruma el atmam gerek. Bir de bu işin Arkın’ı ikna etme kısmı var. Irmak uyuduktan sonra beni bilgisayar başında görünce bozuk atıyor. Hani sanki chat yapıyorum. 🙂 Ya da evden çalıştığımı anlatmak gerçekten zor oluyor. Evde olduğum için her an her şeye koşabileceğim sanılıyor. Ki böyle bir şey söz konusu olamıyor. Ankara’da da bilgisayar kucağımda oturdum evde. Çalışmaktan ziyade şikayetim yok. Hatta çok iş olsun, çok çalışayım. Çalıştıkça mutlu oluyorum. Ürettikçe, bir işe yaradığımı hissettikçe.

Sadece planlama kısmı zor.  O yüzden kendi kendime bazı yöntemler buldum.

  • Sabah Irmak’ı servise indirmeden önce yatakları topluyorum, kahvemi koyuyorum. Bilgisayarı da açıp çıkıyorum. Geldiğimde kahve ve bilgisayar hazır oluyor. Bu da 10 dakika zaman kazanmak demek.
  • Bir işe konsantre olduysam e-postaları ve telefon mesajlarını kontrol etmiyorum. Önce o işi bitiriyorum, sonra diğerlerine sıra geliyor.
  • Kısa molalar veriyorum. Mutlaka 3 saat aralıksız çalışmanın ardından en az yarım saat dinlenmeye çalışıyorum.
  • Eğer o gün toplantım varsa plan yapıyorum ve bunu oturup yazıyorum. Bütün işleri de bir gece önceden not alıyorum. Bittikçe işaretliyorum.
  • Çok yazışmalı bir günse, toplantıya arabayla gitmiyorum ki toplu taşıma araçlarında e-posta cevaplayabileyim.
  • Aklıma bir fikir gelirse işi bölmüyorum, sonra detaylı düşünmek üzere not alıyorum.

Kimse mutlu olmuyor ki!

Bir yandan bunları yapıyorum, diğer yandan da uzun zaman olsa da herkesi gerçekten çalıştığıma ikna etme çabalarım devam ediyor. Bana evden çalışmakla ilgili çok şey soruluyor. Hatta fikir isteniyor. Kelin ilacı olsa başına sürer diyorum, o zamanlar da küsüyorlar. Yıllarca mücadele verdim, herkese de mücadele etmesini öneriyorum. İşim gazetecilik olduğu için yapıyorum Baby&You dergisini, blog yazdığım için değil. Kimi zaman başka firmalar da yazı istiyor kendi siteleri için, onlara yazıyorum. Ve bu her konu hakkında olabiliyor. Anne&Çocuk ile kısıtlı değil. Gazeteci kimliğim devreye giriyor orada. Yani benim işim yazmak. Bugüne kadar öyleydi, (1998’den bu yana) ve bu hep böyle gitsin istiyorum.

Fark ettim ki, kimseyi mutlu edemiyorum. Biri aradığında ve konuşamıyorsam, küsüyor. E-postaya hemen cevap veremezsem küsülüyor. Buluşmaya gidemezsem de… Kaça bölüneceğim hakkında en ufak bir fikrim yok. Bu süreçte bana yardımcı olan şey, hatta kötü bir insan olduğumu düşünenler var, beni anlamayan, anlamak istemeyen insanları hayatımdan çıkartmak.

Kötüyüm, kötüsün, kötü

Dışarıdan nasıl görünüyorum bilmiyorum fakat evet, bunu yapıyorum. Sürekli hesap soran, beni anlamak istemeyen, bir şey sorduğumda tersinden anlayan, yıllardır koşturmama rağmen karşılık alamadıklarım gidiyor. Hatta bazen açıklama dahi yapmıyorum. Psikologla da konuşmuştuk bunları. Negatif enerji veren, beni “ah şimdi ne diyecek düşündüren” insanların hayatımda yeri yok. Sonuçta 40 yaşıma merdiven dayadım. Hayat kısa. Zaten yeteri kadar sorun var her çatının altında. O zaman neden daha fazla sorun ekleyelim? Kalbim kırıksa, kırıktır. Tamir edemiyorsam, o zaman o ilişki bitmiş demektir. Kafamda bittikten sonra da açıklama yapmak zorunda değilim. Eğer bu kötülükse, evet ben çok kötü bir insanım. Çok çok çok kötüyüm hem de. Bana saygı duymayana ben de saygı duymak zorunda değilim dediğimde başta tepki vermişti annem, şimdi sonuna kadar anladığını biliyorum. Konuşuyoruz sık sık. Bir ya da iki kişiden bahsetmiyorum. Çok kişinin bunları düşündüğünü biliyorum, duyuyorum. Eminim bazen hata yaptığıma. E o zaman da telafi ediyorum zaten. Etmiyorsam, vardır bir nedeni.

Konu nereden nereye geldi. Ancak öyle çok soru geliyor ki, yazma ihtiyacı hissettim. Benim sizden bir gram fazla enerjim yok aslında. Olsun diye çabalıyorum sadece. Beynime oyun oynuyorum işte.

  • “Ama ben bu hak etmemiştim” demiyorum. Kurcalamıyorum bazı şeyleri.
  • Elimdekilerle zaten mutluyum, fazlasına göz dikmiyorum.
  • Sevmeyenimin çok olduğunun da farkındayım. Olsun da… Ben de kimseyi sevmek zorunda değilim. Listem de hayli kabarık zaten.
  • Bol bol da “hayır” diyorum. Neden beni mutsuzluktan bitirecek bir şeyi zorla yapayım?
  • Ters gelecek belki size, bana da ters geliyor hatta, alışamıyorum ancak bazen eskisi kadar mütevazi davranmıyorum. Öyle yaptıkça tepeme çıkıldığını nihayet anladım!
  • Beni üzene nedenini söylemezsem uyuyamıyor, icabında cevabı veriyorum.
  • Bir iyilik yaptığımda Arkın ve annem hariç kimseyle paylaşmıyorum. Kendime saklı tutuyorum. İşte bu da bana büyük bir güç veriyor. Bu da “hiçbir kampanyayı desteklemiyorsunuz, paylaşmıyorsunuz” diyenler için gelsin. Eğer iyilikler bangır bangır söylenirse, ne anlamı kalır ki… “Ben şuyum, ben buyum” diye gezenlere bakın bir, anlayacaksınız beni. Tabii ki de tek başıma yetemediklerimi her yerde paylaşıyorum, başkalarından da yardım istiyorum.

Sanırım bir şekilde kendimi koruyorum. Görünmez bir kalkan var elimde ve onunla kendimi korumaya aldım. Eskiden farkım, beni üzenlere, yaralayanlara iyi davranmamak. Kimse beni sevmek zorunda değil. Ben kimseyi sevmek zorunda değilim. Bilen biliyor, ben kendimi biliyorum. E bu da bana yeter. Size de tavsiyem, “hayır” diyebilmeniz. Bunu ben değil, uzmanlar söylüyor zaten. Hayır demek insanı özgürleştiriyor. Google’a “hayır demek” yazın, beni anlayacaksınız.

Kızdınız mı bana? Kızdıysanız bir kez daha okuyun, sonra kızın olur mu? 🙂

 

3 comments

  1. Keşke bu yazdıklarını kendime hep hatırlatsam. Yazıp burnumun dibine assam. İki gün senin gibi düşünüp üçüncü gün kolum kanadım kırık gezmesem. Off! Ne olacak benim bu halim?

  2. Öyle negatif insanlardan bende nefret ediyorum.. Ve artık umursamamaya çalışıyorum..Şu da varki önce kendimimiz.. Başkalarından önce kendimiziz.. en güzeli o tür insanlarla hiç muhattap olmamak ama..işte gel gör ki illa her yede bir yerlerden çıkıyor..

Leave a Reply