Pekmek: Babadan Kızına Ekmek - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Pekmek: Babadan Kızına Ekmek

Kıvanç, liseden arkadaşım. Sürekli, eskisi gibi görüşemesek de hep iletişim  halindeyiz. Bir baktım, ne zamandır kendisinden ziyade ekmeklerini takip ediyorum. 🙂 Reklamcı, dijital dünyada hatırı sayılır işlere imza atan bir Kıvanç bir yerde, kızı için sağlıklı ekmekler yapmakla bu işe giren baba Kıvanç başka yerde. Dedim gel biraz anlat o zaman Pekmek’in hikayesini…

Oldum olası sağlıklı gıdaya, daha doğrusu “gerçek gıdaya” ulaşabilme arayışında olan bir aile olduk.

Özellikle Tilo’nun hamileliğinden itibaren bu yönümüz iyice ağır basmaya başladı.

Sebzelerimizi meyvelerimizi pestisit, herbisit vs açısından ince eleyip sık dokuyarak oradan buradan getirttik hep, halen de öyle yapıyoruz. Daha sonra Eda doğdu 2014’te. Klasik ilk çocuk, ilk annelik, ilk babalık heyecanları… Bu esnada “ekmek yerseniz ölürsünüz” söylemleriyle Canan Hoca’yı ve tıp dünyasını da takip ediyoruz elbette. Ben oldum olası, doğaya, tabiata ve onun iç dengesine inanan, kurcalanmaz ve müdahale edilmezse doğanın her şeyin çözümünü barındırdığına inanan bir adam oldum. Tabiat yanılmaz. Doğal olanda sorun yoktur. Modern ve endüstriyel gıda dönemi, son 50-60 senemizi kapsıyor. Oysa insanlar binlerce yıldır tahılları kültüre alıyor, işliyor, ekmek yiyor. Demek ki sorun ekmek yemenin kendisinde değil, hangi buğdayın unundan yapılma ekmeği yediğimizde.

Bu yolculuğa girince önce evde ekmek makinesi ile ekmek yapmaya başladım, bir sene kadar önce.

Araştırdıkça buğday çeşitlerini, maya çeşitlerini, teknikleri öğrendim. Bakteri nedir, kaliteli su nedir, bunların birlikteliğinden ne çıkar, bunları öğrendim.

Ve gel zaman git zaman ekmek yapma konusunda tecrübe kazandım, o serüveni de sevdim.

Hobi haline geldi.

Teknoloji-yazılım alanında faaliyet gösteren şirketimizden ufak ufak ekmek dünyasına zaman kaydırmaya başladım. Sonunda 500 küsur yaşında ekşi maya ve Siyez buğdayı unu ile ilk ekmeği yaptım, evdeki fırında. Bunu tadanlar “ya bu böyle pek bi’ ekmek ekmek olmuş ya” dedi. Biz de o dönemde bu sürece bir proje adı verelim derdindeyiz, eşimle kendi aramızda konuşurken bir sempatik isim ile ekmek yapmaktan bahsedelim derdindeyiz ama bir “marka adı” bulma çalışması değil bu. Derken eşimin aklına bir akşam “Pekmek” geldi. Hem basit, net, hem de Türkçe. Her alanda her şeyin isminin yabancı yabancı olduğu bu dönemde basit ve Türkçe bir kelime, üstelik de barındırdığı samimiyet hissinden dolayı hoşumuza gitti. Pekmek kaldı kod adı.

Ve Pekmek, aslında bir babanın kızına yaptığı “iyi” ekmeğin adı benim aklımda, ruhumda, kalbimde. Ticari bir kimlikten önce ve öte, benim Eda için yapmaya giriştiğim ekmek Pekmek.

Pekmek, bir “iş” olarak doğmadı özetle. Zaman içerisinde etraftan eşten dosttan tadanlar istemeye başladı. Tek tük onlar için de yapmaya gayret ettim zamanım elverdiğince. Tabi tüm bunlar olurken bir yandan da kendi kendime AR-GE çalışmalarım devam ediyordu. Sonuçta ben ekmekçiliği, okuyarak araştırarak ve defalarca deneyip yanılarak öğrenen, halen de öğrenmeye devam eden bir adamım, herhangi bir iddiam yok, bir ikna veya satış cümlem yok. Sadece ve sadece, yaptığım ekmeklerden bir tanesini de kendi kızıma yedirdiğimi söylüyorum, hepsi bu. Ha baba olmasaydım, böyle bir yola girer miydim? Hiç sanmıyorum 🙂 Dedim ya, ekmek yemiyordum ben daha önce 🙂

Etraftan talep arttıkça ve biraz da pazarı gözlemledikçe kimilerinin “artizan ekmek” olarak tabir ettiği, özünde yüksek kaliteli ekmekçilik olan bu alanda yeni akıllara, ellere ihtiyaç olduğunu fark ettim. Ben ki baba olmadan önce, hatta 1 sene öncesine kadar doğru düzgün ekmek yemeyen bir adamdım, bir andan kendimi ekmek ve fırıncılık sektörünü araştırırken buldum 🙂

Pekmek’in en önemli tarafı, ekmeğin ana unsuru olan buğdayı merkeze koyuyor olması; görselliği ve diğer her şey ise ikincil üçüncül, beşincil. Önce sağlık, önce gerçek gıda çünkü benim için. Sağlıksız ekmeği kraft kağıda sarıp, sicimle bağlayıp kahve çuvalı kumaşına koymanın verdiği görsel ve algısal keyif -ki bunun önemsiz olduğunu asla düşünmüyorum- benim için alt sıralarda geliyor. İlerleyen zamanda bunları da yaparım, sorun değil. Ama önce sağlıklı ekmek… Çocuklarımızın rahatlıkla tüketebileceği ekmeği üretmek en önemlisi benim için. Bu nedenle de sadece ama sadece Siyez buğdayının ununu kullanıyoruz. Siyez, özellikle son dönemde ismi sıkça anılan bir buğday oluverdi. Yaklaşık 10.000 sene önce insanoğlunun kültüre aldığı, yani toplayıcılıktan üreticiliğe geçerek beslenme amacıyla kullandığı ilk buğday ve 10 bin seneden beri yapısını koruyabilmiş bir buğday. Henüz hiçbir şirket, kurum vs “ıslah” etmedi Siyez’i ancak herkesin gözü üzerinde. Yurt dışından Kastamonu’ya Siyez’i incelemeye gelen ekipler var epeydir. Mars’ta kolonileşme çalışmalarında dünyadan oraya götürülüp ekimi denenecek bir iki buğday türünden biri de Siyez. Üretimi oldukça kısıtlı, zahmetli ve emek yoğun olduğu için de pahalı bir buğday. Kastamonu’dan getirtiyoruz unu. Zeytin ve zeytinyağını Ayvalık’tan getirtiyorum. Kullandığımız kaya tuzu dahi Çankırı’dan geliyor. Hepsini de önce gidip yerlerinde gözümle gördüm, analiz raporlarını inceledim, daha sonra tedarikçim olarak kullanmaya başladım. Günün birinde tedarikçimden gelen üründen en ufak bir endişem olursa da değiştirebileyim düşüncesiyle her ürün için en az 2 tedarikçi ile dönüşümlü çalışıyorum.

Henüz yolun çok başında Pekmek. Gün geçtikçe yeni bir şeyler öğreniyoruz, büyüyoruz. Şimdilik 4 temel çeşit ekmeğimiz var:

  • Sade Pekmek
  • Cevizli Pekmek
  • Zeytinli-Sarımsaklı Pekmek
  • Domatesli-sarımsaklı Pekmek

Her bir ekmeğimiz 800 gram civarında, fiyatı ise 20 TL.

Evde üretim olarak başlayan süreç, devamında ufak bir üretim atölyesine taşındı, başlangıç seviyesi ekipmanlar aldım ve bir de yardımcı… Bir süre daha bu ölçekte çalışıp, işi daha da öğrendikten sonra kendime güvenim biraz daha oturduğunda tam anlamıyla bir ekmekçilik düzeneğine geçeceğim çünkü acele etmemi gerektiren bir iş değil bu. Hobiden işe evrilen bir yol. Sindire sindire, önce kendim ikna ede ede yürümesi lazım. Ayrıca Pekmek’in her bir ekmeğinin yolculuğu yaklaşık 48 saat sürüyor, oldukça zahmetli bir iş. Ekşi maya, sıcak mayalanma, soğuk mayalanma, katlama aşaması vs derken 2 günü buluyor bir ekmeğin ambalaja girmesi. Dolayısıyla da bu durum oldukça ince ve titiz bir planlama, Excel tablosu çalışmaları, üretim optimizasyonu gerektiriyor ancak ben de bir yandan bu işin öyle çok da “optimizasyonlu, kalibrasyonlu, maksimizasyonlu ve penetrasyonlu” bir iş olmasını arzulamıyorum. Kendi seyrinde aksın gitsin işte…

Pekmek duyuldukça, sipariş verenlerin coğrafi dağılımı da genişlemeye başladı. Şimdilik yakın çevreye gönderim için kargo/kurye yolunu deniyoruz. “Deniyoruz” diyorum, çünkü içime sinmeyebilir kargolamak. Alternatif olarak günlük kapıya dağıtım amaçlı bir “Pekmek Arabası” fikrini aklımda evirip çeviriyorum. Ayrıca bir ekmeği, “FalanKargo, FurkanKargo” gibi bir firma ile bir eve ulaştırma fikri de çok hoşuma gitmiyor. İşin ruhu açısından hoşuma gitmiyor. Ben daha ziyade fırıncı bereli, önlüklü birinin kapıları çalıp ekmeği güler yüzle teslim etmesini hayal ediyorum.

Herkes web sitesi sormaya başladı bu aralar, doğal olarak. Web sitesi yapılıyor. Biraz aksattık işin o tarafını. Ancak bu zaman zarfında arzu edenler haniekmek@pekmek.com veya 537.8168516 WhatsApp üzerinden sipariş verebilirler. Ekmekleri görmek isterseniz de  www.instagram.com/pekmekbakery adresine bakabilirsiniz.

İşte böyle. Ben her türlü Pekmek Arabası’na varım. Fazla ekmek tüketmeyen bir aile olarak biz Pekmek’i seviyorsak, siz de seversiniz bence.  Bir de son bir itiraf: Böyle babalara bayılıyorum. Gerçekten. Hep biz anneler konuşuluyor ya doğumdan sonra yapılan değişikliklerle ilgili, babalar da anlatılsa ya. 

Leave a Reply