Sosyal medya bizi yalnızlaştırıyor mu? – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Sosyal medya bizi yalnızlaştırıyor mu?

Canlı yayınlardan korkar oldum. “Sosyal medya bizi yalnızlaştırıyor mu?” diye düşünüyorum ne zamandır…  Şimdi azıcık kendime batırayım çuvaldızı. Umarım canımı çok acıtmam!

Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki, bu çok tartışılan bir konu. Ancak Google’da herhangi bir arama yapmadan, kim ne yazmış diye bakmadan yazıyorum. Etkilenmek ya da kendimi cevap vermek zorunda hissetmek istemiyorum. Bir de sosyal medyadan gelen güzel mesajlar üzerine eklemem var. Öncelikle teşekkür ederim güzel sözleriniz için ancak konu ben değilim, bana gelen kötü yorumlar da değil. Konu paylaşmak. Paylaşmakla ilgili düşüncelerinizi merak ediyorum. 

Bu blogu açtığımda yemek yemeyi reddeden, taneli yemeklerden nefret eden bir kızım vardı. Ve ben bunalıyordum. Her yemek saati önce oturup bir güzel ağlıyordum şimdi ne olacak diye. Bir de “çalışsam mı, çalışmasam mı” ikilemindeydim. Arkın’la sorumlarımız vardı. Zaten blog sırasında da iki iş denemem oldu tam zamanlı. Neyse… Irmak büyüdü, yemesi değişti, sorun kalktı ortadan. Sonra anaokuluna alışma zamanı, sonra başka bir şey derken yazı sayısı da arttı… Yazıyordum çünkü paylaşmak, benim gibi aynı şeyleri yaşayanları görmek istiyordum. Rahatlıyordum. Ardından baktım, ben de iyi geliyorum insanlara. Onlar da benim sayemde yalnız olmadıklarını görüyorlar. İş büyüdü. Facebook sayfası, Instagram derken kendimi blogger olarak buldum. Gerçi ben blog yazarı demeyi tercih ediyorum. İlkokuldan bu yana günlük tutan biri olarak, yıllarca gazetecilik-dergicilik yapmış biri olarak benim zaten başka bir iş yapmam zor görünüyor. (Gerçi yeniden bir arayışa girebilirim de bu başka yazı konusu olsun.) Belli başlı bazı prensiplerim de var. Özellikle Irmak konusunda. O istemeden bir şey paylaşmam. Bu sabah koyduğum babasının saç toplama fotoğrafı için ikisinden de izin aldım. Neyse…

Olay o değil de ben bu canlı yayınlardan korkar, korkmak doğru kelime değil sanırım, ürker oldum. Mesela Arkın’la Facebook sayfasında sohbet etmiştik herkesle. Bir hafta içinde 1 milyon kişiye ulaştı, yaklaşık 250 bin kişi izledi. Bence bu korkutucu.  Nitekim Instagram’da da öyle. O kadar olmasa da sayı, yine bence fazlaydı 3 bine yakın kişi. Evet, komik oluyor, güzel oluyor, eğleniyoruz da kafam karışık. En faydalı seminere git, en faydalı yazıyı yaz, bunu kadar etki almıyor. Bu bir gerçek! Ya da yaşanan bir evlilik sorununu yaz, uçuyor okunma oranı. Çok faydalı bir şey yaz, yarısında kalıyor. Ben de arkadaşlarım gittikleri seminerlerden canlı yayın yapınca ilgiyle izliyorum, yazılarını okuyunca bilgileniyorum da konum başka.

Yalnızlaşmaktan korkuyorum. Misal, 3 gündür evdeyim, hastayım. Annem, arkadaşlarım gelmek, bir şeyler yapmak istediler, bulaşıcı bir şey vardır diye korktum, istemedim. Ne gerek var şimdi onlara bulaşmasına? Hatta annem çorba yapmış bana, kapıdan içeri sokmadım. Nasıl da istiyordum ama sokmadım. Arkadaşlfarımın küçük çocukları var, annemin akciğerleri rahatsız, hasta olmaması gerek. Sosyal medyada sürekli paylaşım yaptım. Yalnız kalmayı sevmiyorum ya, yalnız olmadığımı görmek için. Oysa kime ne benim evde hasta yatmamdan, kime ne ne yediğimden içtiğimden? Herkesin başka işi gücü var. Ancak öyle tatlı, öyle samimi, öyle güzel mesajlar geldi ki, gülümsedim yattığım yerden. Neden Instagram Story paylaşıyorum mesela? Özel hayatımı sergilediğimi düşünmüyorum, bana göre özel hayatımı zaten kendime saklıyorum. Özel hayat olsa, paylaşmam. Hah bunu demişken, “özel hayatınızı sergiliyorsanız ben de hakaret ederim” mesajını hatırladım birden. Yahu özel olduğunu düşünsem neden koyayım? Ama başka şeyler paylaşıyoruz elbet. Yapıyoruz. Yapıyorum. Bazıları biliyorum ki, iyi geliyor herkese. Misal Irmak’a ev yaptığımızda çok kişi gidip almak yerine yapmayı tercih etti. Ya da ben bir tarif okuduğumda, oyun okuduğumda gidip hemen uyguluyorum da… Abartıyor muyuz acaba?

Her gün…

Sabah uyanınca evi topluyorum,  toplantıya gideceksem ya da çalışacaksam da işe başlamadan önce e-postalarıma bakıyorum, ardından da sosyal medya hesaplarıma. Gece ben uyurken her türlü yorum gelmiş olabilir. Bir onları kontrol etmem lazım. Çünkü bazı yorumlar var ki dudak uçuklatıyor. Mecazi anlamda yazmadım, gerçekten dudağım uçuklamıştı. Tansiyonumun da çıktığı oldu. Yazıyoruz, çiziyoruz, eleştiriye açığız da birkaç eleştiri adabı bilmeyen alt üst edebiliyor dengeleri. Ya da bazı gözler sadece kötü görmek için bakıyor. Eskisi kadar etkilenmesem de yine de kontrol ediyorum. Bir de özel mesajlar var gelen…

Bir gün kontrol etmedim. Bıraktım. O zaman da “neden cevap vermiyorsun, popon amma kalktı” mesajları yağdı. Yani bence bunda hata bunu yazanda olduğu kadar acaba diyorum her mesaja cevap veren bende mi? Benim 24 saat telefon-bilgisayar başında olduğum nasıl düşünülebilir ki? İş için attığın bir e-postaya sana günler sonra dönülebiliyorsa, ben gibi uzman olmayan birine atılan bir mesaja neden anında cevap beklenir?

Evde yalnızken, hem karşımızdakiler hem kendimiz için yaptığımız canlı yayınlar aslında ne kadar yalnız olduğumuzu mu gösteriyor? Yoksa yalnız olmadığımızı mı göstermek istiyoruz? Bizim gibi hissedenlerin olduğunu görünce mutlu olmamız bencillik mi? Güzel bir şey yapalım derken aslında kötü bir şeye mi imza atıyoruz? Birilerini üzüyor muyuz? Biz üzülüyor muyuz?  Benim amacım gördüklerimi, duyduklarımı, okuduklarımı, izlediklerimi, yaşadıklarımı paylaşmak olsa da bu sorular aklımı çok kurcalıyor. Acaba bilinçaltımda bir yerlerde bunlar olabilir mi?

Çok seviyorum sosyal medyayı, gerçekten ama böyle ürküyorum da işte. Hele o gelen kötü mesajlar, hakaret, beddua dolu yorumlar daha çok korkutuyor. Mesela, yayını saçma bulmuş, izlemeye devam ediyor. O zaman izleme. Amacımız belli,  eğlenmek. Saçma buluyorsan takip etme. Rahatsız olduğum kimseyi takip etmiyorum, sen de etme. En sinir olduğum da politik görüşlerin devreye girmesi. Onlardan konuşmak istesem zaten başka şeyler yazıyor olurdum. “Ah size yakıştıramadım” mesajları var bir de beni benden alan…. 🙂 Ben kimim de yakıştıramadığın nedir ama değil mi? Hatta bir şey söyleyeyim mi? Blog sahibi olmak, kalabalık sosyal medya hesaplarını yönetmek başlı başına bir iş. Bunu, 13 sene aktif gazetecilik yapmış biri olarak söyleyebilirim. Belki çalışma saatin yok, ancak 24 saat kontrol etmen gereken en az 3 mecran var… Bir de çevrendekilere sürekli açıklama yapma durumu…

Bilemiyorum işte. Böyle karışıyorum bazen. Yolda biri “Şebnem Hanım merhaba” dediği zaman hem “ay ne güzel, birbirimizle ne güzel şeyler paylaşmışız” diyorum hem de tarif edemediğim bir gerginlik yaşıyorum. Hele ki duyuyorum, ünlü gözüyle bakılıyormuş, öyle hissedenler oluyormuş. Bunu dergi zamanı da yaşardık, gazetede haber yaparken de. Yine bilen bilirdi seni kocaman fotoğrafın çıktığı için haberlerin başında. Yine tanırlardı. O zaman gazete çok okunurdu, dergi de. Şimdiki gibi değildi hiçbir şey. Hep derdim ki stajyerlere “işten çıktığın an sen sensin, sakın bu büyüye kapılma.” İşte şimdi aynısı yaşanıyor. Oturmuş izliyorum. Diğer yandan da dediğim gibi yalnızlaşmaktan korkuyorum.

Çoğu arkadaşım çalıştığı için gündüzleri görüşemiyoruz. Akşam da çocuklar, eşler, yorgunluk derken çok az görüşebiliyoruz. Gerçi yazışıyoruz, mesajlaşıyoruz da, bakıyorum onlarla da sanallaşmaya başlamışız.

Umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir. İstiyorum ki önce “eğlenmek ve gerçekten paylaşmayı istemek” ön planda olsun. Kimsede ne kötü yorum gelecek kaygısı olmasın. Yoksa gerçekten mutlu oluyorum yalnız olmadığımı gördükçe, yalnız olmadığınızı gördüğünüzü söyledikçe. Paylaşmaya devam da edeceğim, canlı yayınlara da. Sadece aklımdan geçenleri işte her zamanki gibi “paylaşmak” istedim. Bunları düşünmem duracağım anlamına gelmiyor. Sosyal medyayı seviyorum çünkü. Hem de en başından beri… 

Böyle de kafam karışık işte. Şimdi siz söyleyin bana? Dışarıdan bakınca nasıl görünüyor? Ben işin içinde bir insan olarak neleri atlıyor olabilirim? Neleri kaçırıyorum? Nelere dikkat etmem lazım? Nasıl görünüyor işte, söyler misiniz?

Ayrıca bir şeyi belirtmek isterim ki, amacım kimseyi eleştirmek değil. Kendimi eleştirmek istedim, kendi bakış açımı yazdım. Yoksa ne bir tanıdığımdan ne de aynı şeyleri yapan tanımadığım birinden söz ediyorum. Kaç gündür düşünüyordum, yazdım işte… Huyum kurusun, yine paylaştım!

 

Görsel https://www.flickr.com/photos/hikingartist/5726741345 adresinden alınmıştır.

 

6 comments

  1. Sebnem Hanim,
    Su anda hissettigim ve gözlemlediğim sey şu; toplum olarak yalnizlasiyoruz. Kalabalıklar da bile yalnızlık hissi peşimizi birakmiyor. Belki buna sehir hastalığı da diyebiliriz ama genel olarak toplu bir depresyona geciriyor gibiyiz. Duygularimizi paylaşamıyoruz. Ikili iliskiler de sorunlar cok ve insanlar bence artik yeterince acik yureklilikle hislerini paylasamiyor. Bu yuzden sosyal medya bu kadar hizli bir takip etme mekanizmasi haline dönüştü.
    Bir de su var; siz ve diger bazi samimi ve filtresiz yazmaya özen gosteren kadinlar belki de bir umut vaad ediyor. Duygularimizi paylasmak ve yalniz olmadigimizi gormek ve gostermek icin.
    Olumsuz yorumlar artti ve hakaret içeren cumleler de. Bunun sebebi sanirim bu depresif ruh hallerinin dışa vurumu. Belli ki bu yorumlari yapanlar iclerindeki hirs, hinc veya olumsuzlukları yeteri kadar disari vuramayanlar ve sonunda patlayanlar .
    Aslinda toplumca erozyona ugradik ve bunun cezasini topluca ister istemez cekiyoruz. Umuyorum siz de bu yalin ve samimi yazilariniza paylasimlariniza devam edersiniz. Kotu yorumlar hep olacak ve devam edecek. Belki bu konuda daha teflon olup icinize çekmemelisiniz.
    Sevgiler

  2. Sizin duruşunuza hayranım bizden gibi bizim gibi olduğunuz gibi. Bende blog yazarıyım ama ig takipçim çok fazla değil inanın çok olmasındanda korkuyorum hakaretlere kötü yorumlara dayanamam gibi geliyor. İnsanları memnun etmek zor hele iş beddualara vardığı anda idare etmek çok zor. Duruşunuzu bozmayın yeter olumsuz yorum yapanlar, hakaret edenler sadece kendilerini tatmin ediyorlar o kadar.

  3. Sebnem 42 yaşına 1 ay kalmis bir anne olarak şahsen seni kendimden bir çok şeyi bulduğum için takip ediyorum ve çok seviyorum. Neden yaşla başladim çünkü bu yaşlar bana hayatima sokacagim kisileri seçme lüksü verdi. Canimin istemedigi kimseyi hayatima almiyorum. Dogrudur yanlistir umrumda değil maalesef.Sosyal medyayi cok fazla kullanan biriyim hatta arkadaslarim beni oradan gayet iyi takip edip aramaya gerek yok hayatini sosyal medyada yasiyorsun diye takilirlar. Sosyal medya bence gayet kalabalik olmak hic de yalniz olma durumu değil. Sadece blogger olmayan bizler kendi kitlemizi kendimiz seciyor tikliyor ve birakiyoruz sulara :)) Yemek de paylasiyorum acayip espriler de…cunku benim sayfami ben yaptim. Benim esprilerimi sevmeyecek alinacak su veya bu sekilde tribe girecek kimseyi almadim. Hep beraber eglenebildigim herkes sayfamda ve hayat boyu belki de biraraya gelemeyecegim uzaktaki dostlarimla hep beraberim. Sosyal medyasever biri olarak yalnizlik kelimesine katilmiyorum sadece. Haa kendi yarattigim grup ne kadar gercek orasi da muallak ama ben mutlu muyum evet…ve en önemlisi bu. Okuyunca kendimi biraz bencil buldum ama hayat sartlari,aldigim dersler bana bunlari bir sekilde ogretti. Sadece senin kalbini kirmalarina cok bozuluyorum onun disinda paylastigin her seyi hevesle heyecanla okuyorum. Bir tanitim etkinlik varsa Sebnem oradadir bize detay gecer diyorum. Sebnem kac yüz bin kisinin hayatina dokunuyorsun ne mutlu sana.Begenmeyen de kaybolur hider zaten. Devam Sebnem sakın durma. Seninle hayat gercekten çok güzel…

  4. Bugun instagram keşfette,tesadufen bir video acildi bir anne gobek atip kendini çekiyordu. Onunde de arada kucuk cocugu çıkmışti. Danisman arkadasimla birlikte izledik ve irdeledik. O saglikli bulmadi bense farkli dusundum. Gunluk hayatini gerceklerden kopmadan yasayabildigini, hatta az once odadan cikan velinin bunu sanal alemde yapmadigini nereden bilecegiz diye sordum. Bu onun sagliksiz oldugunu gostermez diye fikrimi soyledim. Bunu niye yazdim? Sizin ‘paylasmak’ ile ilgili sorunuza istinaden bu ornek aklima geldi. Sizin ki ayni sey degil tabi ama paylasmak paylasmaktir. Bu size iyi geliyor fark ediyorum. Devam edin. O gobek atma davranışı da o anneye iyi geliyor muhtemelen. Ancak toplumda, ozellikle sosyal medya ile hasir nesir olan kisminda, durum nereye gidiyor diye dusunmeden edemiyorum. Bugun canli yayindaki intihar haberini okuyunca daha da etkilendim. Bu arada ben de yazilarimi paylasiyorum. O da bana iyi geliyor. Ancak ne paylastigina dikkat etmeli herkes diye düşünüyorum. Bu vesileyle dusuncemi yaziya dokup paylasmis oldum Tesekkurler

  5. Sizi Cok severek takip ediyorum. Kendimi size benzetiyorum aslinda ikizler burcu gezmeyi gormeyi hergun farkli seyler yasayip ogrenmeyi seven bir kadin ve bunlari basarip dogrulugundan korkmadan paylasabilen bir kadini izlemek zevk ve enerji veriyo bana. Ve evet birgun (bazilarini cocugum buyudugunde bazilarini ingilizce ogrendigimde vs) bende bu kadin gibi yapabilirim umidi veriyo.
    Lutfen sakin birakmayin buralari. Bide gurbette yasayan ve ulkesini karsidan izleyen biri olarak umut vericisiniz gercekten. Ulkenin gelecegi icin saglikli evlat yatistirmeye calisan korkma dan sokaga cikabilen ve birseyler yapan (okuyan arastiran olumsuzluklara takilmadan yasayan) gercek hayatlar var dedirtiyosunuz.
    Yanlizlasmak cok farkli birsey. Yanlizlasmak yapay olan seyleri sanki yasiyomus gibi yapan insanlarda olan birsey. Benim dusuncem tabi bu. Burayi hatatiniza hayatinizdakileri buraya karistirabiliyosaniz ( bilgi ve tecrubelerden bahsediyorum) o yanlizlasmak degil paylasmaktir.
    Ozetle sizler bize iyi geliyosunuz sizede iyi geliyosa buralari birakmayin

Leave a Reply