Kendime not – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Kendime not

Eskiden her fırsatta kendimi sorgularken çok acımasız olurdum. Evet, kendime karşı acımasız olurdum. Birine darıldığım zaman, “offf” derdim, “Ne yaptım acaba?” Şimdi, tam tersini yapıyorum. Yani aslında annemin bana yıllardır söylediği şeyi yeni uyguluyorum. Ne kadar geç kalmışım!

Birkaç olay var ki, neresinden tutarsam tutayım aynı sonuca çıkıyor: Haklıyım. Haksız olduğum bir taraf var: O da o kişiyle ilişkiyi zamanında kesememek, gereksiz yere uzatmak, her seferinde daha da derine batmak. Yanlışı görmek istememek. Zamanında kessem ilişkiyi, o zaman ne ben yara alacağım ne karşıdaki bir şey olmamış gibi davranmaya devam edecek. Uzatma sevdası neden?

Yazmıştım daha önce, eğer fırsatım, boş zamanım varsa bilgisayar başına oturmayıp, “ne yapabilirim” diye bakmayıp film izliyorum. Aklımdakilerden kurtulmaya da iyi geliyor. Açıyorum bir romantik komedi. Endişelenmeden, tasalanmadan kapılıp gidiyorum. Yine öyle filmlerden birinde arkadaşlık konusu işlenmişti. Efendim iki eski arkadaşın bir olay yüzünden kapışıp barışmaları… Birbirlerini kırdıkları için pişman olmaları…

İzledim. Kapattım. Düşündüm. Annemi aradım. Anlattım. Kendimi sorguladım. Hissettiklerimi anlattım. “Yanlışsın” demesini bekledim, demedi. Anladım. Arkın’ın bir zamanlar söyledikleri geldi sonra aklıma. Yine o ses tonuyla. Söylediği anı hatırlıyorum. Nasıl da “sen haksızsın” demiştim ona. Meğer ne kadar doğruymuş… Keşke o zaman hak verseymişim.

Düşündüm, düşündüm, düşündüm… Doğrusunun şu an yaptığım olduğuna karar verdim. Çünkü… Hiçbir ilişki tek taraflı özveriyle yürümüyor. Bazı şeyler ne kadar geçmişte kalırsa kalsın, insan büyüyüp de hatırladıkça daha çok canı yanıyor. Beklentileri değişiyor, farklı şeyleri görmeye başlıyor, eskiye gidip kendine dışarıdan bakınca omuzlarından tutup silkelemek istiyor. Ancak şimdiki aklınla anlıyorsun aslında o yapılanın ne demek olduğunu. Kendine de inanamıyorsun katlandığın için.

O zaman dedim ki kendime: Bırak tüm bu aklındakiler gitsin. Bir daha düşünme. Ne gerek var? Ne lüzum var?  Ne gerek var uğraşmaya?

Kendi üzerime düşeni yaptım. Aylardır her fırsatta, her yalnız kaldığımda sorguladım. Hep aynı sonuca varıyor… Noktayı koyma zamanı gelmiş meğer çoktan.

Bunu da buraya yazıyorum ki, açıp açıp okuyayım diye. Paylaşıyorum ki, ileride bana hatırlatın diye. Aklıma geldikçe bakayım, noktayı koyduğumu bir kez daha göreyim diye!

O ilişkinin eski olması, sağlam olduğu anlamına gelmiyor.  Ne eski arkadaşlıklar var ki aslında zaman kaybı, ne yeniler var ki eskiden daha sağlam.

Kendime not: Ne zamandır arayamadığın arkadaşlarını ara, en kızdıklarınla aynı duruma düşme! Ne kadar koştursan da, yoğun olsan da ara! Ara! Ara! Eşeklik etme! Hatalıysan özür dile, değilsen de karşındaki neden öyle düşünüyor önce onu öğren.

Ne yapacağım şimdi? Bu ve benzeri konuları burada bırakıp bir daha açmayacağım…

Bir not daha: Son zamanlarda bu kadar yine içe dönmemin nedeni, terapiye giderken aldığım notları yeniden okumam. Nasıl iyi geldi anlatamam. Siz de yapın. Eğer gidiyorsanız ileride okumak için not alın. İnsan unutuyor çünkü yapması gerekenleri. Aynı kaygılara-endişelere kapılmadan hemen durdurabiliyorsunuz bünyeyi.

Son bir not: Tabii ki Arkın’dan bahsetmiyorum. 🙂  Aman Allah korusun… (Vurdum tahtaya.)

 

Leave a Reply