Özünde iyi insan olmak - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Özünde iyi insan olmak

Özünde iyi insan olmak son zamanlarda bana bir şey ifade etmiyor. Hani derler ya, “ay dur öyle deme, ama o özünde iyi bir insan.”

E zaten özünde kötü olan kaç kişi var aramızda. Çoğunluk iyiyse kimden geliyor bu kötülük?

Özünde iyi olup da…

Hakkımı yiyorsa.

İleri geri konuşuyor, canımı sıkmakla kalmıyor bir de yakıyorsa…

Yaptığı haksızlıkları normal görüp yoluna devam ediyorsa…

Ekmeğimle oynuyorsa…

Öyle “özünde iyi” insana hayatımda yer olmasın.

Hepimiz hata yapıyoruz, karşımızdakini kırıyoruz, yanlış bildiklerimizi bile başkalarıyla paylaşıyoruz, sevdiklerimize zaman ayıramıyoruz. İnsanız çünkü. Değil sevdiklerimize, kendimize yetemiyoruz çoğu zaman.

Göz göre göre can acıtmak tamamen başka bir durum.

Kimi zaman güvendiğimiz insandan kazık yiyor, sır diye verdiklerimizi herkesin dilinde duyuyoruz.

Özünde iyi insansa, dilinin kemiği olmalı, yüzüne söyleyemeyeceği bir şeyi cırt diye yazmamalı yorum olarak. Arkandan konuşmamalı. Ne bileyim, sussun mesela. Ya da iki kere düşünsün bir şey söylemeden – yazmadan önce.

Gerçek “özünde iyi insan” verilen emeği görür. Saygı duyar. Bir şey uğruna verdiğin mücadeleyi izler. Takdir eder. Tek bir yönden bakıp saplamaz kelimelerini. Hatanı aramaz. Kusur bulmaya çalışmaz. İyi bakar. Evet, iyi insan iyi bakar…

Gerçek “özünde iyi insan” arkadaşını anlamaya çalışır. Olaya sitemle başlamaz, dinler, dinler, dinler…

Suratına bakmayan bir, bir tanıdığın, akraban işi düştüğünde çıkmaz ortaya. Tut ki gerçekten sana ihtiyacı var, “canım, cicim”e yer vermeden girer söze. Nihayetinde birbirimize ihtiyacımız var. Rol yapmaya gerek yok!

Gerçek arkadaş, yanında olamasa da hissettirir. Neden yanında olmadığını/olamadığını sorgulamaz. İleri geri konuşmaz. O kadar çok arkadaşım var ki ne zamandır göremediğim, vicdanım sızlıyor. Anladıklarını biliyorum ama. Herkes mücadele derdinde. Herkesin koşturması ayrı. Biri beni uzun zamandır aramadığında sitem etmeyi bırakalı çok oldu. İş hayatına başladığım günden bu yana, ki yaklaşık 19 sene, geride kaldı bu huyum.

Gerçekten özünde iyi insanlara ihtiyacım yok. Kötü insandan daha çok zarar verdikleri kesin. Hatalara kapım açık. Ben de hata yapıyorum haliyle. Döneceğim dediğim maillere dönemediğimi fark ediyorum birkaç gün sonra. Unutuyorum. Aşırı unutkanım bu aralar. Bilerek yapmıyorum ama hiçbir şeyi.

Bir başkası gayet planlı yapıyorsa bunları, o insan özünde iyi değildir. Mutsuzdur, hırslarının kurbanıdır, sevmiyordur, sevilmiyordur… İyi hissetmek, hissettirmek için uğraşmıyordur.

Hırs dozundayken güzel, abartıldığı zaman aşırı rahatsız edici bir şey. İnsan farkında olmuyor kendinin, yaptıklarının. Mutsuzluk nedeni aşırı hırs! Yalan mı? Zaten önce kendine yapıyorsun en büyük kötülüğü. Ruhuma, bedenime zarar verdiğimi fark ettiğim an uğraştım hırsımı azaltmak, saçma “mükemelliyetçi” tavrımdan vazgeçmek için. Başardım da. Kimseye dokunmadan, sadece kendime yaptıklarımla anladım. Peki, çözümü varsa neden herkes uğraşmıyor?

Kimse de kendini kandırmasın.

Açık açık konuşmak varken kırgınlıkları, kızgınlıkları, dürüst olmak varken “mış gibi” yapılıyorsa, hata yaptığını dürüstçe kabul etmek yerine üstüne yatılıyorsa, sormak yerine yargısız infaza gidiliyorsa böyle “özünde iyilik” olmasın… Olmaz olsun!

 

2 comments

Leave a Reply