Bir anne mektubu… – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Bir anne mektubu…

Sizlerden gelen mektuplar devam ediyor… İşte bir anne daha anlatıyor…

 

Döküyorum içimi…
Hayallerim kırılmıştı evlendiğim ilk günden beri. Bugünü de sayarsak 6,5 yıllık evli, 28 yaşında kariyerini baltalamış,  ama asla pes etmeyen bir anneyim ben.
Eşim gemici, yurt içinde çalışıyor. Hafta içi 5 gün dışarıda, iki gün evde diyebilirsek evde.
Evladım tam 41 aylık. Bir ölü doğum, bir düşükten sonra Rabbimin emaneti Ali’m…
18 aylıktı farklılığını fark ettiğimizde. Diğer çocuklara nazaran kendi halinde kalabalığı sevmeyen, hiç konuşmayan, tepki vermeyen…

Araştırdıkça otizmli olduğuna kanaat getirip doktor doktor gezdim.
Hiçbirinde eşim yanımda olmadı. Ve hâlâ daha öyle. En son doktora ite kaka onu da götürdüm. Kulaklarıyla duymasına rağmen inanmak değil ama konduramıyordu.
23 aydır yarım gün okul, haftanın iki günü at binme, 3 günü yüzme kursuna gidiyor evladım. Tabii ki babasının imkanlarıyla.

Ama çok yalnız olduğum da aşikar. Aklınıza gelebilecek her türlü sorumluluk bende. Eve gelir bir saat durur ve çıkar. İnanın artık gelmesini dahi istemiyorum. Evladım ve ben birbirimize yeter olduk.
Aslında yazılacak çok şey var bunlar hemen hemen her kadının yaşadığı problemler…

Asıl bahsetmek istediğim özellikle erkek çocuğu anneleri otizm; çağın hastalığı. Genetik değil. Lütfen eğer sizlerde  çocuğunuz da bir farklılık görüyorsanız, etrafınızdaki çocuklarla kıyaslayın demiyorum ama yok “erkek çocuğu geç konuşur”, vay efendim “oyun oynuyor tabii ki seni duymaz, o yüzden sana bakmıyor” diyen dillerden uzak durun.

Tedavisi var ben başardım, yüzde 40’larda var olan raporumuz yüzde 7’ye kadar düştü.
Ali’m 41 aylık. 23 aydır ana oğul mücadele ediyoruz ve artık konuşuyor. Her şeyden önemlisi artık bana anne diyor.

ANNEYİM ben…

 

 

Görsel Google’dan alınmıştır… 

2 comments

  1. Merhabalar, denilecek pek bir şey bırakmamış sevgili anne. Ve çokta güzel bir noktaya değinmiş, Otizm.. Akciğer kanseri kronik kalp damar hastalıkları gibi çok tanı alan rahatsızlıklardan hemen sonra geliyor. Tanı almasının çokluğunun yanı sıra çoğu ebeveyn asla kabul etmiyor. Ve annenin de dediği gibi, “benim oğlum geç yürüdü, bu zaten bizim ailemizde genetik, ne olmuş canım konuşamıyorsa illa ki konuşacak” gibi cümlelerin arkasına sığınarak yılları geçirebiliyor. Geçen yıllar sadece günleri peşinde götürmüyor geç kalınmış tedavi alışkanlıklarda günlerle beraber gidiyor. Ben bu alana bir Ergoterapist olarak dahil olurken birçok otizm vakası görüp tanıyorken böyle bilinçli anneler görmek beni çok mutlu ediyor. Kısacık ülkemizde yeni bir sağlık mesleği olan Ergoterapiden bahsedecek olursam anlamlı ve amaçlı aktivitelerle tam bağımsızlığı amaçlayan meslek grubunun üyeleriyiz. Daha çok anlatalım daha çok duyuralım ve böyle blog yazarlarıyla sesimizi duyuralım emin olun yaptıklarınız çok kıymetli. Her çocuk biricik her yavru annesinin kuzusu. Onlar önce Allaha sonra annelerine ve sonrasında biz terapistlerine emanet. Sağlıkla kalın sevgiler…

  2. Güçlü bir anne! Güçlü bir çocuk..
    İlgisiz babaları duydukça gördükçe neden evlendiklerini merak ediyorum..
    Kadınları tek bıraktıkları için ise kınıyorum.
    Kınasan ne olur? Çok da umurlarında ..

Leave a Reply