Bazen kaçıp gitmek gerek… - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Bazen kaçıp gitmek gerek…

Bu kış hepimiz için çok zor geçiyor. Çocukların hastalıktan başlarını kaldıramadıkları bir sezon… Irmak 3 hafta boyunca, haftanın 3 günü ateşlendi, orta kulak iltihabı oldu, kulakta sıvı birikti, üst üste grip oldu, ilaçtan zehirlenme riski yaşadık bir gece hastanede kaldık, kaç kez kan tahlili yapıldı, nebulizatörle yapışık yaşadık… Oldu da oldu! (en kötüleri bunlar olsun) Ve bu 3 hafta boyunca sadece 2 gün okula gidebildi. Acıbadam Kadıköy, Acıbadem Bağdat Caddesi Polikliniği ve doktorunun Koşuyolu’ndaki muayenehanesi sosyalleştiğimiz 3 yerdi! Geçen Pazartesi, epey ara verdiği için biraz zor gitti okula. Dönmesine yarım saat kala, Lüleburgaz’daki kuzenimle telefonda konuşurken yanına gitmeye karar verdim. Onun da kendini 4 yaşında sanan ama sadece 8 aylık olan harika mı harika bir oğlu var. “3 hafta hastalıktan evdeydi, bu hafta da keyiften gitmesin” diyerek yarım saat içinde topladım eşyaları. Karar verdikten 45 dakika sonra yola çıkmıştık bile. (Beni tanıyanlar iyi bilir, bayılırım ani kararlara) Çocuk da neye uğradığını şaşırdı. Hatta annemlere bile yola çıkmadan haber vermedim “tek başına nasıl araba kullanacaksın, trafik vardır” yorumlarıyla beni vazgeçirmesinler diye.  Yoldan arayınca da bu sefer eşimle tartıştık da kızı alıp gidiyorum sandılar…
Meğer ne çok etkilenmişim
Ehliyetim daha eski ama sadece 1 yıldır direksiyon başındayım. (Araba kullanmayı hiçbir zaman sevmedim, hâlâ da sevdiğim söylenemez. Ancak araba sayesinde çocukla çok rahat ettiğim ve özgür hareket ettiğim de bir gerçek.) İlk defa kızla tek başıma o kadar uzun mesafe gidecektim. Korkuyordum ama bu korkumu da yenmeliydim. O kadar yorulmuştum ki hastalıklardan, sürekli ateş kontrol etmekten. Irmak da o kadar bıkmıştı ki doktordan, ilaç içmekten. Hem bizim gitmeye ihtiyacımız vardı, hem de daha yeni taşınan, 8 aylık oğlu ile eşi gelene kadar yalnız olan kuzenimin bize. 2 saat 10 dakika sonra Lüleburgaz’daydım. Ama bana sanki başka ülkeye gitmişim gibi geldi. Bir yandan da paniktim. Resmen koca bir ilaç çantası hazırlamıştım. İlk gece ateş 38 olunca “yandık, yarın dönüyoruz” desem de sonradan ateşten eser görülmedi. Kuzenim yeni taşındığı için evle çok ilgilendik, sitede bahçeye indik, parkta saatler geçirdik. Diyorum ya sanki eve yakın değilmişim gibiydi. Eskiden evimi, İstanbul’u özleyen ben, bütün kışı orada geçirmek istedim. Ve oradayken fark ettim ki ben bu okul işini çok ciddiye alıyorum. Okulun tabii ki ciddiye alınması gerekiyor ama çocuk daha kreşte. “Bugün gitmedi, neler kaçırdı” acaba diye içimden geçirdiğim için kendimden utandım. Ve ne yalan söyleyeyim, “okula gidiyor, hastalık kapacak” endişesi meğer beni çok etkilemiş. Orada ilk ateşlendiği gece hariç hasta olacak kaygısı yaşamadım hiç.
Koptum gittim sanki…
İş ve evdeki durumla ilgili karar sürecimden de koptum orada. Bilgisayarım ve tabletim yanımda olduğu için free lance işimi rahatlıkla yaptım. İş aradığımı, görüşmelerim olduğun unuttum. Irmak için ilköğretim okulu seçmemiz gerektiğini ve önümüzdeki Eylül’de o okulun hazırlığa başlaması gerektiğini de… Uyku saatlerine karışmadım. Hayattan koptum gittim sanki. Çocuk da resmen değişti. O kadar iyi geldi ki ona her şeyden uzak olmak ve her şeyden önemlisi çok sevdiği kuzenim ve oğluyla oynamak. Bir akşam “kardeş isterim” diye ağladı da… (Bu tamamen başka bir yazı konusu. Bu istekten onu nasıl vazgeçireceğim bilmiyorum)

Kış bitsin…
Pazartesi gittik, Cuma öğleden sonra kuzenim ve oğlunun da alarak geldik. Köprü trafiğine girince “neden döndük ki” diye geçirdim içimden. Ben bu şehri neden özlemiyorum artık? Kocayı özlemesem, Irmak babasını özlemese sanki birkaç ay daha orada yaşayabilirdik… Şimdi Pazar gecesi oturdum bilgisayarın başına yazıyorum. Hazırlamam gereken raporu bitirdim, sıra bana geldi. Yarın okul var, zor gidecek, gidince eminim yine ateşlenecek, yine doktor ziyaretleri başlayacak, kulaktaki sıvı kafamı kurcalamaya devam ediyor, cumartesi günkü kontrole kadar da edecek, ben yine iş stresine gireceğim, diğer kaygılar yeniden başlayacak. İçimde yine bir kaçıp gitme isteği var. 

Kış bitsin, yaz gelsin, yeni evimize taşınalım, hastalık sezonu kapansın, tatile gidelim, güzel işler yapalım… Bu kış ben daha başındayken yoruldum. Kolay kolay pes etmeyen ben bile birçok şey üst üste gelince “imdat” dedim. En kötüleri bunlar olsun tabii, maksadım şikayet etmek değil ama kafamda çok fazla soru işareti olunca ve hepsiye mücadele etmeye kalkınca yoruldum işte. Haftalardır ateşle ve öksürükle mücadele eden diğer anneler gibi… 


Acaba diyorum, şimdi de Ankara’ya anneannemle dedemin yanına mı kaçsam?  Oraya gidersem bir haftada dönmem ama 🙂

Leave a Reply