Ben "kötü anne" değilim - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Ben “kötü anne” değilim

Irmak’la yemek mücadelemiz dışarıdan kötü görünüyor, biliyorum. Ama bana “kötü anne” yakıştırmasını yapmadan önce benim açımdan bakın. Asla kötü anne olduğumu düşünmüyorum. Böyle düşünüyorsanız da beni yıpratmadan önce, olaya bir de benim açımdan bakın. Arkamdan “kafayı yemiş bu kadın” demeden, ben mama yedirirken mekanı terketmeden önce düşünün. Sorunu beraber nasıl çözeceğimizi bir düşünün önce. Yargılamak çok kolay! Sadece Facebook’ta yazdıklarıma bakarak bile bu sorunu görebilirsiniz.

Irmak, her zaman çok güzel yemeğini yiyen bir çocuk olsa, tatilde lokma yememesine bu kadar kızmazdım. Ama ilk günden beri yemek sorunumuz var, daha emerken bile 3 dakikadan fazla tutamazdım memede. 3 dakika emer, emdiklerini anında kusardı. Kusma engelleyen mama da veremedim, çünkü biberon almadı. Midesinde sorun da yoktu. Reflü bile değildi. Bu sorun gideek büyüdü. 2,5 sene her öğün deli gibi kustu, taneli yemeği ağzına değdirmedi. Uzun süre yemek saatinde evden başka bir yerde olamadık. Son birkaç aydır yemeye başlamıştı ki, o da durdu. Yemeye başladı dediysem her şeyi yediğini sanmayın sakın. Kahvaltıya dair hiçbir şeyi sevmiyor mesela. Onu bir karışım olarak veriyordum 10 gün öncesine kadar, artık o da yok. Kalanlar da hamsi kızartma, makarna, pilav, pirzola, yeşil salata, portakal ve çok nadir de kanat. O kadar! Bir çocuk bunlarla nereye kadar beslenebilir. Daha bir gün bile Irmak mama sandalyesinde otururken, karşısına geçip laylaylom yemek yediremedim. Youtube, iPhone, önünde su kasesi… Sürekli oynatarak yedirmek zorunda kaldım. Verdiğim her kaşıkta “ya şimdi kusarsa” endişesiyle yedirdim her şeyi. Ve artık yoluna girsin istiyorum. Mesela kahvaltı etmediği zaman, muz yesin değil mi? O da yok. Yemesin bir şey, bütün gün meyve yesin. Yok işte yok. Meyve de yok, sebze de yok. Hiçbir şey yok! Dolabı açıp boş boş bakyorum ona ne verebilirim diye. Açlıktan ağzının koktuğuna ama yemediğine şahit oldum. Daha ne anlatayım ki!

Artık  patlama noktasındayım. Aç gezmesine de, kusmasına da, mama iskemlesinde “olmaz yemicemmmm” diye bağırmasına da sabrım yok. Hemen yanlış anlaşılmasın. Şikayet etmiyorum. Ama ben de yavaş yavaş kimliğimi kaybetmek üzereyim. Bazen bütün gün evden çıkmak istiyorum yemek kavgası vermemek için. Ankara’dan yola çıkmadan önce yine yemedi, aç çıktık yola. Ve ben o arabaya resmen binmek istemedim aç aç yolculuk yaptığını görmemek için.

O benim canım, her şeyim. Ne kadar sevdiğimi anlatamıyorum bile. Her gün şükrediyorum bu kadar sağlıklı ve akıllı bir çocuğum olduğu için. 2,5 sene kimseye emanet edemedim, her şeyimi sıfırladım oturdum kendim baktım. Hiç üşenmedim her yere gittim. Oturdum, belki de hiçbir annenin çocuğuyla oynamadığı kadar oynadım onunla. Bir sene, onu bırakıp sokağa çıkmadım.

Ama insanlar bunu değil, Irmak yemediği zaman ona bağıran, tehdit eden, sonra da kendisi bağıra bağıra ağlayan kötü Şebnem’i görüyorlar sadece. Evet hatalıyım “yemezsen yemek iğnesi yaparlar, yemezsen ben giderim, tamam o zaman ben gelmiyorum sen babayla kal, ben Irmak’la aynı arabada dönmeyeceğim İstanbul’a siz gidin ben gelmiyorum (ben bunu söylerken o mama iskemlesinde ağlıyordu yememek için ben de üst kata çıkmış merdivenlerde oturmuş hıçkıra hıçkıra ağlıyordum)” gibi cümleler çok yanlış. Ben zaten bunların vicdan azabını yaşıyorum. Resmen iç organlarım ağrıyor bunları düşündüçe. Bir daha asla böyle cümleler kullanmayacağıma eminim. Elimden geldiği kadar sakin olmaya çalışsam da üst üste günlerce aç gezdiğinde bunu yapamıyorum işte. Uyurken saçını okşuyorum, öpüyorum, kokluyorum. Uyumadan önce özür bile diledim ondan. “Seni çok seviyorum canım kızım. Sen çok akıllı ve cici bir çocuksun. Ama yemek yemezsen hasta olursun ve ben sen yemediğin zaman çok üzülyorum” dedim. Tepki vermedi. Bir kere ona bağırınca “bana bağırma” dedi bayram tatilinde. O zaman da açıkladım. “Ben sen mutlu ol diye her şeyi ve yapıyorum. Hayatımı sana adadım ama sen yemeyerek beni üzüyorsun ve sinirlendiriyorsun” diye açıkladım. İçim koptu “bana bağırma” deyince. Öldüm, bir kez daha öldüm… Dakikalarca öldüm resmen. Gerçekten de başka zamanlarda kızmıyorum ona. Evde yaptığı hiçbir şey için kızmıyorum. Ama bu yemek kavgası çok fena. Bana inat yemiyor olabilir mi, bilmiyorum. O kadar yemiyor ki, hasta olduğu zaman boş mideye ilaç içtiği için midesine zarar gelecek diye korkuyorum artık. “Mama yemeyince anne bana kızıyor” demesi beni gerçekten bitiriyor.

Acilen pedagog bulmam lazım. Hem onun için hem de benim. Bu sinirle canım kızıma zarar vermek istemiyorum. Kendime de… Başıma ağılar saplanıyor. Kalbim bile ağrıyor yemek mücadelesi sırasında. Bazen ölmek istiyorum. Ölsem de görmesem bu açlığı diye düşünüyorum. Ben artık bir daha sesimi yükseltmeyerek belki ona yaptıklarımı telafi edebilirim fakat bu yememeyle kendi kendine zarar verecek haberi yok. Şimdi içeride uyuyor. Akşam yemek değil, bir dilim ekmek Nutella yedi. Aç uyumasına razı olamadığım için zararlı olduğunu bile bile Nutella verdim çocuğa. O uyuyor, Arkın uyuyor, tatilde yaşadıklarımız yüzünden vicdanım beni rahat bırakmıyor. Annemin “sen ne yaparsan yap o senim bağırmalarını hatırlayacak”, “ezik bir çocuğun olacak”, “çouğa yazık ediyorsun, elinden almak lazım”, “böyle bir çocuk bulmuşsun da nasıl davranıyorsun” cümleleri kulağımda çınlıyor. Ben de oturmuş bir yandan şükrediyorum sağlıklı bir çocuğum olduğu için bir yandan da ağlıyorum. Sabaha da iyi uyanmak istiyorum…

Leave a Reply