Bilgisayar değilsin ki anne… - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Bilgisayar değilsin ki anne…

bebegim

Hani hep yazıyorum “ne zaman büyüdün sen” diye, 5 yaşından sonra büyüme gerçekten hızlı oluyormuş gerçekten.

Bir  yaşından beri kendi kararları vardı ancak bu aralar sırf kendi kararları ile yaşama isteğinde. Bir şeye “olmaz” dediğimizde en az 20 soru ile “neden”ini sorguluyor. “Siz bana karışmamalısınız” gibi cümlelerin yanı sıra beni nasıl alt edeceğini biliyor.

– Anne, bu hayatta en çok istediğin şey ne?
– Senin gibi bir kızım olmasını istedim hep. İşte şimdi varsın. Seninki ne?
– Bana balon alan bir anne.

!!!!

Ya da mesela ben ikna olmuyorsam, “keşke bana evet deseydin, keşke kızmasaydın” diyor, gözümün içine bakıyor. Öyle iyi biliyor ki yapacağı şeyi… Babasını da çözmüş durumda. “Baba, sen neden anneme ‘seni seviyorum’ demiyorsun?” diye patlattı bombayı. Bunu sorma nedeni, benim her ikisine de bu cümleyi sıkça kuruyor olmam. Arkın söylemez, kurmaz, seni seviyorum demeden belli eder de gel de anlat bunu Irmak’a. Bir baktım alakasız zamanlarda “Şebnem seni seviyorum” diyor Irmak’ın gözünün içine bakarak…

Tartıştığımız zaman ebeveyn rolüne bürünmüyor ancak “aman yeter” diyor. Biz zaten fazla uzatmıyoruz fakat geçen gün zor bir gündü benim için. Sinirliydim tüm gün. Dedim de zaten: “Canım benim, bugün ben çok gerginim. Fazla tepki verdiysem özür dilerim.” O da benden aldığı cümleyi bana sattı: “Bu çok normal anne, sen bilgisayar değilsin ki…” Zaten benden ne duysa, kısa süre sonra hooop cümle içinde kullanıyor.

Ve öğrenmeyi istiyor… Hem de her şeyi. Eskiden de çok sorardı, hatta bazen ben soru cevaplamaktan yorgun düşerdim ancak şimdi her şey sorgulanıyor. Okuma çalışmalarından tutun da, ailevi sorulara kadar… Her gördüğü şeyi okumaya çalışıyor. Öğretmemem gerektiğini biliyorum. Okulda hafif hafif çalışmalara başladılar da Irmak hemen öğrenmek istiyor. İtiraf ediyorum, bazen çaktırmadan gösterdiğim oluyor. Ben de tutamıyorum kendimi çünkü o sorduğunda. Fakat sadece sorduğunda. Hatta bazen zor bir kelime gösterdiğinde içimden açıklamak gelse de “bu şu an senin için fazla” diyorum. Bir yandan da okumayı öğrense ilkokul 1’de sıkılacağını düşünmüyorum. 4.5 yaşında öğrenmiştim ve pek sıkıldığımı söyleyemem okulda. Bakalım ne yapacak? Aynı heves devam edecek mi yoksa öğrenmek için, göreceğiz…

Ve bir itiraf daha… Artık eskisi gibi evcilik oynayamıyorum. Bu da sanırım bu aralar benim kafamın da çok dolu olmasıyla alakalı. Lego, puzzle bana da iyi geliyor oynarken ona da. En çok bu yazıda anlattıklarımı oynuyoruz. Evcilikte diyalog bulmakta zorlanıyorum. Zaten bir bakıyorum, kendi kendine çaktırmadan konuşturuyor bebekleri.

– Anne, anneannem sana erkek Barbie almış mıydı?

– Evet, benim e bir Kenim vardı.

– Onunla konuşuyor muydun?

– Tabii ki… Barbie ile bazen arkadaş oluyorlardı, bazen karı koca, bazen de kardeş…

– Hah, ben de öyle yaptım da utandım. Bak gördün mü sana benziyorum.

Evet sevgilim bana benziyorsun. Babana da benziyorsun, bana da. Sen ikimizin kızısın.

Ve evet, sevgilim diyorum. Aşkım da diyorum. “Annecim” de diyorum. Annem de bana söylerdi. Bazen bir bakıyorum zaten ağzımdan kendiliğinden çıkmış bu kelimeler. Arkın’a da sevgilim dediğim için Irmak’a açıkladım, her sevginin farklı olduğunu. Bunları söylemenin yanlış olduğunu savunanlara da saygı duyuyorum, benim gibi syöleyenlere de. Her anne aynı olamaz ki!

O kadar çok aynı Arkın yorumu geliyor ki, bana benzediğinde ya da benzetildiğinde çok mutlu oluyor. Anlıyorum onu. Doğuştan kızıl saçlı ve çilli bir annenin kızı olarak, babama benzetildiğimde “ama o erkek” diye bozulurdum. E armut da dibine düşermiş ne de olsa…

Bir de yukarıdaki fotoğrafa bir açıklama yapayım… Bu aralar bizim evde taç olmadan gezmiyoruz. Kraliyet ailesi kıvamında takılıyoruz evde. UNO oynarken de, minişleri konuştururken de… Aslında Arkın da takıyor ancak başına gelecekleri bildiğinden, fotoğraf çekmeme izin vermedi.

Leave a Reply