"Burası benim özgür alanım" - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

“Burası benim özgür alanım”

İtiraf ediyorum: Irmak okula başladığından bu yana evde kendimi bir garip hissediyorum.

Evet, iş güç arasında koşturup duruyorum ancak bunları zaten Irmak evdeyken de yapıyordum, toplantılar hariç. Bütün yaz, gece gündüz birlikte olduktan sonra okula başladığı ilk gün evde oturdum ağladım. Ne yapacağımı bilemedim. Böyle bir garip oldum işte.

Anaokulundayken ben bırakıyordum, ben alıyordum. Saat 16’dan daha geçe bırakmıyordum. Hatta bazen daha erken alıyordum. Bazen okuldan izin alıp kaçamak yapıyorduk. Şimdi böyle sabah gidiyor, akşamüstü geliyor… İzin kağıdı getiriyor geziler için. Bir de “herhalde evet diye imzalarsın” diye baştan komutu dayıyor. Şimdi böyleyse, lisedeki okul gezilerinde ne olacak kim bilir? 🙂 Okul forması yerine eşofmanını giydirmek istediğimde (Tören günleri dışında eşofman giyebiliyorlar) forma giymek için diretiyor, “kurallarına göre” olacakmış.

Bu aralar ben büyüdüm havalarında geziyor. Ki kabul ediyorum, büyüdü. Okulda olanları bazen anlatıyor, bazen anlatmıyor. Ben de gittiğim eğitimdeki teknikleri uygulayarak ağzından laf almaya çalışıyorum. Morali bozuksa, bir arkadaşıyla sorun yaşadıysa sanki ben de bir zamanlar aynı sorunu yaşamış ve çözmüşüm gibi davranıyorum.

Dün akşam sofrada bir oturuyor, bir kalkıyordu. Yerinde durmuyordu. Aynen şu diyalog geçti aramızda:

  • Irmak, okulda da yemek yerken böyle oturup kalıyor musun?
  • Hayır tabii ki. Orası okul. Burası benim özgür alanım, evim. Burada istediğimi yapabilirim.
  • Burası evimiz, özgür alanımız ancak bazı kurallar var. O zaman eve ayakkabıyla da girelim, eşyaları salonun ortasına da atalım…
  • Of, tamam anne.

Özgür ve ayakları yere sağlam basan bir nesil yetiştirmeye çalışırken bir şeylerin dozunu kaçırdık mı acaba diye düşünüyorum. Daha sonra da kendi kendime diyorum ki: “Önemli olan dışarıda nasıl olduğu.  Varsın kaprisler bize gelsin, ancak yerinde davranmayı bilsin… ” Her türlü düşünce uçuyor kafamda. Öyle cevaplar verdiğinde de Arkın’la göz öze gelmemeye çalışıyorum. Gülüyoruz çünkü kendimizi tutamayıp.

Elbet arada çuvallıyoruzdur, ama elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz biz de her anne baba gibi…

Hep yazıyorum “yanına yatarak uyutuyorum” diye. Ya da bilgisayarı alıp odasına gidiyorum, kütüphanesine kuruluyorum, uyuyunca eşyalarımı toplayıp çıkıyorum. Yazın daha zor oluyordu aslında. Çünkü kendi kendine uyusun istiyordum. Şimdi tüm gün görmeyince yanına kıvrılmak hoşuma gidiyor. Yatağı da büyüdüğü için gece kendi odama gitmek için kalktığımda bir yerlerim tutulmamış oluyor. 🙂

Bu büyüdüm havaları nedeniyle servis göründüğü andan sonra öpmeme izin vermiyor. 🙂 Dolaşmasın, yolu kısalsın diye bazen ben okuldan aldığımda “servise binecektim” ama diye söyleniyor. Giderek kendi alanları artıyor. Buna alışsam iyi olacak.

Bugün bilgisayar arşivindeki fotoğrafları düzenlerken bunu gördüm. Doğumdan çıkmışım. (Epidural sezaryen.) Yüzüm şiş. Annemin eli yüzümde… Irmak’ı bebek odasına götürdüklerinde bile annem ayrılmamış ameliyathanenin önünden. Beni beklemiş. Çıktığımda kalabalıktı, annem ve babam hariç herkes bebek odasına gidip gelmişti. Onlar beklemiş beni. Çıktığımda onlarda beni görme heyecanı vardı, bende de bir an önce kızımı kucağıma alma…

Böyle fotoğraflar beni nerelere götürüyor bir bilseniz… Hamile kalma süreci, doğumdan sonra yaşadığım panik, yavaş yavaş oturan düzen, Arkın’la yaşadıklarımız… Bunları düşünüp, şimdiki zamana dönüyorum. İnsan nasıl da unutuyor yaşadığı panikleri.

Bana annelerden çok soru geliyor. Biliyorum kızıyorsunuz “ben uzman değilim, lütfen cevaplamazsam küsmeyin” yazdığımda. Çünkü yanlış yönlendirmekten korkuyorum. Her çocuk farklı, her ailede yaşananlar farklı., dinamikler farklı, bakış açıları farklı… Ben sadece kendi yaptıklarımızı anlatabilirim, kimseye “şöyle davran” demek haddime değil. İşin uzmanlarına danışarak ilerledim hep, herkese de bunu öneriyorum zaten. Paten kaymayı sorun, oyunları sorun ancak iş “psikolojik boyuttaysa” işte o zaman inanın ben devreye giremem, büyük hata olur.

“Bu yazı nereye bağlanacak” diye sorarsanız, cevabım yok. Sanrım bağlanmayacak. Oturdum, içimden geçenleri yazdım… Bu aralar bir duygusallık geldi ki, sormayın.

2 comments

  1. Çocuğunun büyüdüğüne şahit olmanın mutluluğu ve hüznü birbirine karışınca, varsın yazıların sonu da bağlanmayıversin. Amaaannn… Ben de bir tuhaf oldum şimdi.

    İmza: Sulugözlü Naciye

  2. Fotonun altına tarihi 2016 diye atmışsın şaşkın anne 🙂 Ben de korktum ne oldu hastane mi orası diye.. Aman yani 😉 Ya çocuklar büyüdükçe asllında o an bizi geren durum ve huylarını bile özlüyoruz sanki???

Leave a Reply