Çocuklarda empati - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Çocuklarda empati

Uzman değilim, keşke olsam dediğim konulardan biri, “empati.”

Mesela arkadaşına “merhaba” dedikten 10 saniye sonra “biz şunu aldık ya da bunu yaptık” demek… Oyuncakçıya “bir oyuncak alacağız” diye girdikten, farklı boyutlarda oyuncaklar alındıktan sonra “benim oyuncağım daha büyük” demekten bahsediyorum.

Kah Irmak yapıyor, kah başka bir çocuk… Her seferinde açıklıyorum. “Bir arkadaşın sana durup dururken şunu aldık” dese ne hissedersin” diye. “Üzülürüm” diyor. “İşte o zaman sen de yapmamalısın” çıkıyor ağzımdan. Mesela bugün arkadaşlarımla “bir oyuncak” sözüyle bir mağazadaydık. Gerçekten birer oyuncakla çıktık. Sonrasında başka bir yerde uzun zamandır aradığımız bir DVD gördük. Aldım. “Şimdi söylersen sözümüz bozulacak, lütfen aramızda kalsın, başka yerde yoktu o yüzden aldım” dedim. (O sırada en doğrusu Irmak’tan da gizli alıp evlere dağıldığımızda vermekti, ancak beceremedim.) Sanki başka bir şey söylemişim gibi göstermek istedi. Atladım, araya girdim… Bir DVD yüzünden üzülmesinler istedim. Bir yandan hak veriyorum, mutluluğunu paylaşmak istiyor. Gördüklerini anlatmak istiyor. Bunu yaparken de karşısındaki ne düşünür kestiremiyor haliyle. Bunu biz bile yapıyoruz şu yaşımızda istemeden de olsa… Kendimde çok kusur buluyorum, içimdeki bir ses “bırak anlatsın” derken, diğeri “aman üzülür ama arkadaşı” diyor. Böyle hep bir çelişki. İki düşüncenin de fazlası zarar. Orta yolu bulmak lazım. Peki. Nasıl?

Empatiyi biraz erken beklediğimin farkındayım. Ama insan işte başka çocuğun üzülmesini, annesinin zor durumda kalmasını istemiyor. Keza ben de zor durumda kalmak istemiyorum. Çünkü ağlamasını da istemiyorum, böyle bir şey için ağladığında sinirlenmek de… Evet, sinirleniyorum. Ayrıca erken diyoruz da neye göre? Okuduğum bazı makalelerde empati duygusunun erken geliştiği de yazıyor. İşte o zaman hatayı kendimde aramaya başlıyorum.

Üzüle üzüle, biz anlata anlata öğrenecekler. Ama ne zaman? Aceleci mi davranıyorum? Ki Irmak gerçekten kimseyi üzmek istemeyen bir çocuk. Bilerek asla yapmıyor. Bilmeden kırdığını anlamak için de küçük mü?

Tatil dönüşü, “biz şuraya gittik, buraya gittik deme” dedim kimse sormadan. Ne bileyim, ben mi fazla hassas davranıyorum acaba? Hani kendi çocukluğuma gidiyorum da o zamanları mı yaşıyorum? Çünkü başka biri yaptığı zaman aynı kırgınlığı hissediyorum. Çocukluğumdaki kırgınlığı…

Karışık oldu farkındayım ama inanın benim kafa da karışık. Çünkü bu yüzden üzülmesini, üzmesini cidden istemiyorum. Şimdi bir süre bunu araştıracağım. Bakalım ne zaman empati kurmaya başlayacaklar? Ne zaman “benim şuyum var, buyum var” demeyi bırakacaklar? O “şu ya da bu”nun maddi değerinden söz etmiyorum. Her şey maddiyatla ölçülemez. Kırmasın, kırılmasın yeter… Biz nasıl davranmalıyız gibi gibi bir sürü şey araştıracağım…

Konunun uzmanı varsa, fikirlerine kapım sonuna kadar açık…

3 comments

  1. Şebnem hanim,sizi takip ediyirum ve cok seviyorum. Sakin soyleyeceklerimi yanlis anlamayin. Hani yazmissiniz ya, ‘sakin suraya gittik deme…’ su an sosyal medya. Oyle bir hale geldi ki biirini takip etmek istiyorsun cesitli sebeplerden dolayı. Bir seyler gorup cocugumla ben de yapayim istiyorsun. Ama bakiyirsun birisi denizde,biri yurt disinda ,birisi ev kurmus bahcesinde olmayan yok…kac gundur evde canim o kadar sıkkın ki anlatamam. Ben cocuguma neden boyle bir hayat yasatamiyiruma kadar geliyor ve tum enerjini alip götürüyor. Soylemek ist3diklerimi anlatabildim mi bilmiyorum. Yargilamak icin demedim. Sadece size yonelik bir sey de demedim. Ama herkesin sosyal medya da asiri mutlu gorunmesinden ,surekli geziler eglenceler ve maliyet gerektiren seyler yapmasindan ve bunlari yapamamaktan cok yoruldum. Kusuruma bakmayin. Lutfen elinizdekilerle mutlu olmayi ogrenin demeyin 🙁

    1. 🙁 herkesin yapamadığı birçok şey var. Hem biliyorsunuz hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değil. 🙁 ben inanmıyorum mesela cogu hayata. Gercekten. Takip de etmiyorum…. umarım en yakın zamanda cooook mutlu olursunuz. Umarım.

Leave a Reply