Çocuklarla doğru iletişim kurmak – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Çocuklarla doğru iletişim kurmak

Nasıl anlatsam, nereden başlasam. Üç gün sürecek bence çok faydalı bir eğitimin ilk gününü geçen cumartesi tamamladık. 30 küsur sayfa not almışım. Ben ki aralıksız 14 sene gazetecilik yaptım, nasıl aktaracağımı bilemeden kaldım bilgisayar başında. O yüzden şöyle bir çözüm buldum. Şimdi, eğitimin en çarpıcı yanlarını yazacağım. Başladığımız, ancak soru işaretlerimizin olduğu bazı bölümleri, eğitimin devamında ekleyeceğim. Eksik bilgi olsun istemiyorum.

İlk olarak şunu söylemek istiyorum ki, çok seminere gittim. Her seferinde bir vicdan sızısı yaşadım, kendimi sorguladım. Hiç bu kadar iyi hissederek ayrılmamıştım eğitimden. Anne-babalığımızda yaptığımız yanlışlar kafamıza vurulmadı, bir meselenin birden çok çözüm alternatifi olduğunu duymak ve elimize hazır çözümler verilmemesi çok iyi geldi.

Başlıyorum. Uzun olacak. Hazır mısınız?

Avusturyalı Ebeveyn Eğitimi Derneği Elternwerkstatt’ın Avrupa’da Aile Bakanlığı’nın desteğiyle 14 yıldan beri sunduğu ABC Ebeveyn Ehliyeti programı, benim katıldığım eğitim. Elternwerkstatt Eşbaşkanı Pedagog Andreas Keckeis’ı dinledik. Konu başlıkları şu şekildeydi.

– Mutlu ve özgüvenli çocuk yetiştirmek için nasıl bir ebeveyn olmalıyım?

– Ne yaparsam çocuğum beni dinler?

– Çocuğum ne diyor, aslında ne söylemek istiyor?

– Çocuğumun sorunlarını ne zaman kendi çözecek?

– Kardeş çatışmasında bana ne rol düşüyor?

– Ergenliğe giren çocuğumun benden uzaklaşmaması için ne yapabilirim?

 

Bu yazıda bunları hepsi olmayacak yukarıda da söylediğim gibi. Parça parça Andreas’ın ağzından yazacağım.  Bu arada 5 çocuğu varmış. Onu da eklemeden başlamayayım. ☺

  • Çocuğumuzla ilişkimiz, kurduğumuz iletişim neden önemli biliyor musunuz? Biz ne kadar doğru, şiddetsizliğe dayalı bir iletişim kurarsak, bu toplumu da etkiler.
  • Biz, herkesin içgüdüsel olarak çocuğu için en iyisini bildiğini savunuyoruz. O yüzden “bunu yap, şunu yapma” demiyoruz. Bizim görevimiz, içimizdeki bilgiyi uyandırmak, zor durumlarda, kriz anlarında ne yapacağımızı kestirebilmek.
  • Her aile farklı bir sistem. Bir çözüm yöntemi bir aileye uyuyorsa, diğerine uymayabilir.
  • Erkekler neden geri planda kalıyor? Bunda tek suçlu onlar değil. Kadın da “bırak ben yaparım” dediği için geride kalıyordu. Ama artık çok şey değişiyor. Gelişim psikoloji açısından baktığınızda bu baba, çocuk için önemli bir değer.
  • Hani bazen “bu çocuk benim inadıma yapıyor bunu” deriz ya. Hayır, öyle bir şey yok. Hiçbir çocuk “inadına” yapmaz. O an o hareketin köküne, nedenine inmek, çocuğun davranışının ardındaki duygusuna ve ihtiyacına bakmak gerekir. Buzdağının görünmeyen kısmını görmeye çalışmak önemlidir.
  • Ebeveynlikte doğru ve yanlışlar, kişilerin kendi ailelerinden gördükleridir.
  • Çok eskiden anne babalar otoriterdi. Çocukların söz hakkı yoktu. Bu dönemin çocukları yaratıcı olamadı, kendilerini savunan bireyler olamadılar. Sonraki dönem “özgürlükçüydü.” Bu dönemden de neşeli, yaratıcı çocuklar çıktı. Ancak onlar da empati yapamadı. Şimdiki dönem farklı. Şimdi çocukların söz hakkına sahip olduğu, diğer yandan da anne babanın da kurallar koyduğu bir dönemdeyiz.

SENİ ANLIYORUM

Bizim yapmamız gereken, çocukların isteklerini duymak, isteklerini gördüğümüzü anlatmak. Ezbere değil, gönülden “Seni anlıyorum” demek. Diyelim ki parka gittiniz. Dönme saati geldi. Çocuğunuzla sözleştiğiniz o son beş dakika da bitti. Çocuğunuz ağlıyor. Tehdit etmek, kızmak doğru çözüm değil. Bir deneyin. “Seni çok iyi anlıyorum. Daha çok oynamak istiyorsun. Ancak yemek hazır ve şimdi eve gideceğiz” derseniz, durum değişecek. Bunu deneyin. Ben aynen böyle yaptım. Kızım ağladı. İstemedi gelmek. O zaman da şefkatle aldım kucağıma, ağlamasına devam etmesine rağmen eve getirdim. Onu anladığımı da söyledim, ona hak verdiğimi de. Bir sonraki sefer ağlamadı. Biliyordu çünkü eve gideceğimizi. Yani hem onu anladığımı gösterip hem de otoriter bir tutum sergiledim. Otorite dendiğinde aklınıza mutlaka kötü şeyler, kötü davranışlar gelmesin. (Seni anlıyorum ne kadar etkili bir düşünün. Değil annem, bana bir arkadaşım söylediğinde ne kadar iyi hissediyorum. Kim bilir çocuklar nasıl güvende, nasıl huzurlu hissediyorlardır…)

ÇOCUĞUM OKULDA NELER YAPTIĞINI ANLATMIYOR

Çocuğunuzun okulda neler yaptığınız anlatmasını istiyorsunuz, ama o anlatmıyor mu?

Bu annelerin ortak konusu. Irmak, genelde anlatıyor. Bana çekmiş. ☺ Servisten inince başlardım anlatmaya. Ama bazen de asla konuşmuyor. İşte onun da bir yolu var. Yani burada olay, okuldaki olayı anlatması değil. Genel olarak bir şeyi anlatması… Yine sözü Andreas’a bırakıyorum.

  • Nasıl sorduğunuz çok önemli. Çocuklar duygularını anlatamazlar. Çünkü 1, sözcükleri biz gibi iyi kullanamayabilirler. 2, okul aslında onlar için zor bir sistem. Yeni kurallar, arkadaşlar öğretmenler… Siz nasıl işte eve geldikten sonra kendinize ait bir süre isterseniz, işte çocuklar için de aynısı geçerli. 3, Çocuğunuza sorularınızı hangi motivasyonla sorduğunuza dikkat edin. Yakınlaşmak ve bağ kurmak mı, merakınızı gidermek mi? Çocuk kendini sorguda gibi hissettiğinde bir tür savunmaya geçip suskunlaşabilir.
  • Küçük Prens’ten de bildiğimiz gibi: “Dil, her türlü yanlış anlaşılmanın kaynağıdır.” Söylediğimiz her şeyi farklı şekilde söyleyebiliriz, duyabiliriz. Karşı taraf da farklı şekilde anlayabilir, duyabilir. Bizim ne söylediğimiz genelde satır arlarında gizli. Diyelim ki parktasınız. Bir çocuk geldi, sizin elinizdeki topu istiyor. Annesi “o bizim değil” diyor. Çocuk istemeye devam ediyor. Annesinin asıl söylemek istediği “Bizim olmadığı için oynayamazsın.” Ama mesaj satır arasında gizli olduğu için çocuk haklı olarak anlamıyor.
  • Konuşurken de dikkat edin. Oyuncaklar yerde, üzerine bastınız. Ne diyorsunuz? “Yine mi oyuncaklar burada?” Bunda bir suçlama tonu var. Doğrusu ne olmalı? “Oyuncaklarını toplamış olmanı isterdim. ” Aslında bu kadar basit. Birkaç kelime değiştirerek bunu yapmak mümkün. Kelimelerin ardındaki tutumumuz ise en önemlisi. Cezalandırıcı bir dille mi konuşuyoruz, yoksa çocuğumuzu suçlamadan onun davranışından nasıl etkilendiğimizi mi aktarıyoruz?

thumb_IMG_5670_1024

İLETİŞİMDE DÖRT DÜZLEM VAR

  1. Konu- içerik: Neyle ilgili bilgi vereceğim?
  2. Kendini bildirme: İfadeyi dile getirirken kendim hakkında ne söylüyorum?
  3. İlişki: Seninle ilgili ne düşünüyorum?
  4. Çağrı: Senin yapmanı istediğim şey nedir.
  • Yetişkinler, karşılarındaki bir şey söylediğinde dolaylı mesajları da çözebilir ve asıl kastedilenin ne olduğunu anlayabilirler. Ters bir kelime bile olsa, asıl amacı fark edebilirler. Ancak çocuklarımız, benmerkezci dönemlerde (çocukluk dönemlerinde) her şeyi kendilerine yönelik algılarlar. Ve aynı zamanda başkalarının da kendileri gibi gördüğünü zannederler. Büyüdükleri zaman, aslında öyle olmadığını anlarlar, bir süre inanamaz, güvensiz hissederler. Bu yüzden iletişim dilimizde çocuğun kişiliğini eleştirmeyen, davranışlarını çocuktan ayıran bir dil kullanmamız önemli. “Beni çok yoruyorsun!” dediğimizde çocuk “Ben yorucuyum. Bende eksik, hatalı olan bir şey var” mesajı alıyor. Eskiden olsa “aman dediklerini yapma, çocuk kazanır” diye söylenirdi. Oysa doğrusu şudur: “Bazen çocuğun dediği olur, bazen anne babanın dediği”. Çocuğun ikisini de yaşamaya ihtiyacı var. Yani kural da olacak, özgür de kalacak. Bir tarafın kazanıp diğerinin kaybettiği güç ilişkilerini değil, hem ebeveynin hem çocuğun kazandığı şefkat ve saygı odaklı kazan-kazan ilişkilerini savunuyoruz.
  • Şimdi dönelim konumuza. Çocuğumun duygularını nasıl anlayacağım? Cevap: Etkin dinlemeyle.

İletişimin yüzde 80’i beden dili yüzde 20’si kelimelerle gerçekleşir.

  1. Vücut diliniz çok önemli. Onun göz seviyesine ineceksiniz ve temas edeceksiniz. Beden dilinizle “seni anlıyorum, dinliyorum” diyeceksiniz.
  2. Klasik sorulardan, yani bizim 5N1K’dan (Ne? Ne zaman? Nerede? Nasıl? Neden? Kim?) kaçının. Soru çocukları konuşmaya teşvik etmek yerine, konuşmaktan soğutur. Ve belki de çocuk bu soruların cevabını bilmiyor bile olabilir.
  3. Anahtar taktiği. Yani, bir şey söylemeden dinleyin. “Hmm, hıhı” diyerek onaylayın. Kesinlikle sorgulamayın.
  4. Papağan yöntemini uygulayın. “Anne, arkadaşlarım beni oynatmadılar” dediğinde, “Hm, arkadaşların seni oynatmadılar” olsun. Soru ve yargı iç Anladığınızı göstererek.
  5. Kızgın olduğunu mu fark ettiniz? Sorgu gibi duyulabilecek bir soru ifadesiyle “Kızgın mısın” ya da onun duygusunu tespit etmiş gibi bir netlikle “kızgınsın” demeyin. Buradaki sihirli formül, sesin tonunda gizli. Tonlama soru sormayla tespitte bulunma arasındadır; çünkü sadece (“seni doğru mu anladım?”) gibi bir tahmin ifade etmelidir.
  6. O anlatırken eleştirmeyin. Empatik, yargısız ve samimi olmak etkin dinlemenin ön koşulu.

Ve bu yukarıdakileri çocuğunuz anlatıncaya kadar sürdürün. Son aşamada “Benim senin için yapabileceğim bir şey var mı” teklifini götürebilirsiniz. Netleşecek anlayacak ve çözecek. Evet, kendi çözecek. Siz ona cümlelerinizle yol gösterebilirsiniz ancak çözümü sunmayın. Oldu ki imkansız bir çözüm buldu, “Hayır, olmaz” yerine “Aklına başka bir şey geliyor mu? Başka?… Başka?…” deyin.

Bunları yapmanız için ille de bir sorunu olması, eve mutsuz gelmesi gerekmez. Yine bu şekilde gizli sorularla onun neler yaptığını, neler hissettiğini öğrenebilirsiniz.

DUYGULARINI KARŞILAYIN

  • Unutmayın ki, her çocuk farklı. Her çocuğun paylaşma zamanı da farklı. Kimi okuldan gelir gelmez anlatır, kimi uykudan hemen önce. Bu nedenle öncelikli olarak yapmanız gereken çocuğunuzu “karşılamak”. Daha doğrusunu “duygularını karşılamak.” Ne zaman paylaşmayı çok seviyor gibi… Şöyle düşünebilirsiniz. Kimi çocuğa iyi geceler dersiniz, uyuyacak zannedersiniz sizi odaya çağırır bir şey anlatır. Kimi yemek zamanı anlatır. Siz gözlemleyin bakalım ne zaman paylaşmak istiyor.

YA ODASINDA YALNI Z KALMAK İSTERSE?

Yani aslında bunların hiçbiri bizlere çok uzak değil. Ancak hepsini bir arada yapmıyoruz. Ben direkt “ne oldu” diye soruyorum mesela. Göz seviyesine insem de, yargılamasam da hooop soruyorum.

Andreas’a bir de soru sordum. Irmak’la ilgili. Bazen “Düşünmeye ihtiyacım var” deyip odasına gidiyor. Ya da morali bozulduğunda. Bu durumda ne yapacağımı şaşırıyorum. Bıraksam, tamam ama kaç dakika bırakacağım? Kendisinin mi gelmesini bekleyeceğim yoksa ben mi gidip alayım? Dedi ki: “Ona sor. Seni gelip almamı mı istersin, yoksa kendin mi gelirsin” diye. Şans eseri seminer çıkışı sahile gitmiştik. Üzüldüğü bir şey oldu. Gitti bizden 3 metre uzağa oturdu. Yanına oturdum, konuştuk. Sonra yalnız kalmak istediğini söyledi. (6 değil 16 sanki ☺) “Peki” dedim. “Gelip 5 dakika sonra seni almamı mı istersin yoksa kendin mi geleceksin?” “Sen al” cevabını verdi. Gerçekten gittim aldım. Çok etkili oldu. Ne kadar basit görünen ama ne kadar sihirli bir hareket. Bence…

YEMEK SAATLERİ

Bu konuda da bir ipucu vereyim. Yemek saatleriyle ilgili de güzel bir öneri geldi Andreas’tan: “Çocuklarda zaman kavramı yoktur. Altı yaşından sonra gelişmeye başlar. Onun için dün, tüm geçmiştir. Yarın da tüm gelecek. Net olmak, farklı şekilde söylemek lazım. Bir saat sonra yemek yiyeceğiz demeniz onun için bir şey ifade etmez. Mesela 6’da mı yiyeceksiniz. Duvar saatinize, 6’nın üzerine yemek fotoğrafı yapıştırın. 8’de mi yatacak, oraya da uyku. Çocuk baktığı zaman, saati anamayacak ancak neyin yaklaştığını bilecek.” İşte buna geç kaldım, yavaş yavaş saati de öğrenmeye başladı Irmak. Ancak sizin çocuğunuz daha küçükse kesinlikle uygulayın derim.

MİNİ NOT

Eğitimin başında Andreas iyi bir ebeveyn olmanın şartını sordu. Hepimiz tabii bir şeyler söyledik. “Hayır” dedi. “Sağ elinizle daire çizin.” Çizdik. “Şimdi sol elinizle artı çizin.” Onu da çizdik. “Tamam. Şimdi sağ elle daire yaparken sol ele artı çizin.” İşte orada çuvalladık. Dedi ki:

“Bunu isteyen herkes yapabilir. İşin sırrı 1, sürekli tekrarlamada, pratik yapmada. 2, ipuçları bulmalıyız, denemeliyiz, hayatta her şeyde olduğu gibi ipuçlarıyla daha doğru hareket ederiz. Ben size ipuçları vereceğim, siz içgüdülerinizle hareket edeceksiniz.”

 

ben
Gehorsam: Otoriter Ebeveyn Freiheit: Özgürlükçü Ebeveyn Mitarbeit: Katılımcı Ebeveyn Fotoğraflarda, hangi tutumların hangi yaklaşım altında geliştiği yazıyor. Ancak yazıda da belirttiğim gibi, hepsini harmanlamalıyız. Çocuklar büyüdükçe bu tutumların yeri de değişiyor.

 

ÜÇ EBEVEYNLİK YAKLAŞIMI

  1. Otoriter
  2. Katılımcı
  3. Özgürlükçü

Elternwerkstatt’ın pedagog ekibi, denetimci, katılımcı ve özgürlükçü yaklaşım olarak adlandırılabilecek üç farklı çocuk yetiştirme stilinin tek başına uygulandığında çocuğun sağlıklı gelişimi için yeterli zemini sunmadığını savunuyor. ABC Ebeveyn Ehliyeti, bu üç ebeveynlik yaklaşımının da çocuğun yaşı, ihtiyacı ve duruma bağlı olarak gerektiği ölçüde, farkındalıkla devreye alınmasını öneriyor. Yani sadece otoriter ya da sadece özgürlükçü olmayacağız. Üçünü harmanlayacağız.

Toparlamak gerekirse:

  • Kurallar da olacak, çocuk özgür de olacak.
  • Neyi nasıl söylediğimiz çok önemli. Mesajlar net olacak, satır aralarına gizlenmeyecek.
  • Dinlerken sorgulamayacak, tamamen ona konsantre olacağız.
  • Çözümü vermeyecek, konuşarak kendisinin bulmasına alan açacağız.
  • Onun duygularını anlayacağız. Yani buz dağının görünmeyen kısmını görmeye çalışacağız.
  • Hayır onlar bize inat yapmıyor. Hiçbir çocuk o yaşta anne babasına “şimdi onları üzeceğim” diye düşünerek kötü davranmazmış. Bu yaşadıkları, iç çatışma.
  • “Sen yaramazsın. Bak yine ne yaptın. Yaptığını beğendin mi” gibi cümleler asla telaffuz edilmeyecek. Çocuğumuzun kendisine değil davranışına yönelik olacak sözümüz.
  • Yetişkinliğe “resmi” geçiş yaşı 18 ama gelişim psikolojisi açısından 23’e kadar yolu varmış. (oy oy oy)

Uzun oldu kusura bakmayın. Ancak şöyle söyleyeyim, bu özetlenmiş hali. 🙂

Lise arkadaşlarım ve aynı zamanda Elternwerkstatt’ın Sertifikalı Eğitmen adayları Gizem Alav Şapçı ve Damla Çeliktaban’a, Renkli Akademi Kurucusu Gülce Erhan’a böyle bir eğitim düzenledikleri, beni de haberdar ettikleri için bir kez de buradan teşekkür etmek istiyorum. Hatta onlara bir de notum var: Bir sonraki sertifika programına beni de yazınız. Ben de eğitmen olmak istiyorum.

9 comments

  1. bu yazı da harika. eline sağlık! benzerlerini daha önce de okuyup uygulayan çok bilmiş bir anne olsam da fark ettim ki hayata dair durumlar sebebiyle yapmayı unuttuğum şeyler varmış :/

  2. denizatı okulunu ararken sayfamızla tanıştım.çocuk gelişimiyle ilgili yazdığınız notlar çok güzel.etrafımızda sadece çocukların değil büyüklerin bile ihtiyacı olan yaklaşımlar.emeğiniz için teşekkür ederim.beni en fazla etkileyen gelişim yaşı 18 ama 23’e kadar yolu varmış(oy,oy,oy) kısmı oldu.

Leave a Reply