Evde bir gün... - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Evde bir gün…

Sevgili günlük

Sana bu satırları sabah 11’de yazmaktaki amacım evde bir günümü anlatmak. Bir yanım bunu anlatmaya hazırlanırken diğer yanım evde oturamayacağımı çok iyi biliyor…

Bu arada erkenden zeytinyağlı barbunyam pişti. Yataklar toplandı. Ev süpürüldü. Evet, kentsel dönüşümün göbeğinde oturduğumuz için her gün süpürmek gerek. Ha bir de dolabımı topladım. Şimdi de yazıyorum.

Bugün güne erken başladım.

Neden yazıyorum çünkü bana bu çok soruluyor. Evden çalışmak, günümün nasıl geçtiği, nelere uyetişip nelere yetişemediğim…

Bir kere her gün 7.40’ta uyanıp, Irmak’ı kaldırıyorum. 8’de servisi geliyor, onu bindiriyorum yukarı çıktığımda da Arkın’ı işe yolluyorum. Kahvaltıyı okulda ettiği için daha erken uyanmasına gerek kalmıyor.

Eğer toplantım varsa…

Bir kahve içip duşa fırlıyorum. Giyin, hazırlan, evden çık koşturmasında tabii ki yataklar toplanıyor. Evi süpürme işi akşama kalıyor. Toplantım uzunsa akşam yemek için annemlere ya da kayınvalidemlere göz kırpıyoruz. Bazen de dışarıdan söylüyoruz. Arkın da yapıyor sağolsun. Misal, dün akşam ben yokken bugün için börek yaptı. Çılgın koca…

Genelde Irmak eve gelmeden, 17.00 gibi ben de eve yetişiyorum. Eğer yetişemeyeceksem de okuldan alıyorum. O geliyor, ödev yaparken  – kitap okurken  mutfağa fırlıyorum. Daha doğrusu fırlamaya gerek yok, zaten salonla mutfak arası bir adım. 😊 Yemek hazırlanıyor, sofra kuruluyor derken Arkın geliyor. Tabii ben bütün gün koşturma halinde olduğumdan, çünkü bazen 2-3 durak yapabiliyorum, pestilim çıkmış oluyor. Mutlaka bir kutu oyunu patlatıyoruz uyumadan önce. 21.20 gibi Irmak’ın yanına yatıyorum, onun dalmasını beklerken genellikle ben de uykuya teslim oluyorum. Ama sabaha kadar değil. 22.30-23.00 gibi uyanıyorum, Arkın’ın yanına koşuyorum. İki sohbet, üç dır dır derken o da yatıyor. İşte o zaman benim saatler başlıyor. İş yapmak, kitap okumak, evde yetişemediklerini planlamak arasında geçen “benim saatler…”

Şimdi sen ne kadar çalışsan da, o toplantılara evden gittiğin için herkes kendine zaman ayırdığını düşünüyor. Tabii ki de öyle bir şey yok! Bir kere gün içinde kaplumbağa gibi bilgisayarım sırtımda geziyorum. E-postalara cevap veriyorum, yazıları hazırlıyorum. Hep bir yetişme telaşı içindeyim. Ya da hepsi geceye kalıyor. Bir şekilde bitiyor… Bitiyor çünkü o telaşeyi seviyorum.

Şayet, evdeysem durum farklı.

Evde iş bitmiyor canım. Yok. Tamam her yeri topla, herkesi işine okuluna gönder de.

Bilgisayarın başına oturmam daha uzun sürüyor. Çünkü gözüm sürekli evde yapılacaklara kayıyor. Bak kitaplar yamulmuş, of çiçekleri sulayayım, çamaşır atayım makineye derken konsantre olmam zorlaşıyor. Müzik açıp, öyle çalışabiliyorum. Gazetecilikten gelen alışkanlık, sessiz ortamda ben bir hiçim! Mutlaka gürültü olacak ki kafam çalışsın. Bir de evde olmanın şöyle zorlukları var. Eskiden dışarı toplantıya gittiğimde herkes eğleniyorum zannederdi, şimdi de evdeyken işim yokmuş gibi görünüyor.

Daha az önce Arkın’ı aradım, “Başımıza taş yağacak, bu akşamın yemeği şimdiden hazır, senin böreğin yanına ben de zeytinyağlı barbunya pişirdim arkadaş olarak” dedim. Hani uzun aradan sonra bir şey yapabildim ya, “ay ne güzel” falan demesini bekliyorum. Ne söylese beğenirsiniz? “Evdesin herhalde işin yok.” Lütfen biri kocama benim çeşitli sitelere yazı yazdığımı, iletişim danışmanlığı yaptığımı hatırlatabilir mi? Ayrıca bir de bir buçuk ay önce kitabımın çıktığını (Manyak Anne – Ben Değil Hormonlarım Yaptı), onun koşturması öncesi bilgisayarda bol bol hazırlık yaptığımı, yeni projeler üzerinde çalıştığımı da eklerseniz çok sevinirim.

Şimdi saat 11.09, güne erken başladım, bilgisayarla erken haşır neşir oldum, günün geri kalanında ne yapacağımı düşünüyorum.

Kitap demişken, Özlem, kitabın editörü yazmıştı bu blog için. İşte tam burada. Ayrıca, evet ben şehir şehir gezmeye çalışıyorum da, yine de imzalı ve notlu kitaplar hazırladım. Onları da tam buradan alabilirsiniz.

Her gün onlarca, bazen yüzlerce yorum geliyor. Tek tek okuyorum. Tek tek doldurup gönderiyorsunuz ya arka sayfaları, harikasınız.

Konumuza dönecek olursak… Bugün ne yapacağım. Evde oturursam kendimi “şimdi ne yapsam” derken bulacağım, bilgisayarı yüklenip arkadaşıma gitsem orada daha iyi çalışacağım. Ah bir de Ertürk Akşun’un bütün kitaplarını okumak istiyorum.

Hadi bakalım ne yapacağım acep?

Irmak’ın dolabı toplanmalı.

Ayakkabı dolabını düzenlesem şahane olur.

Maniküre de gitmek gerekk.

Birkaç proje var aklımda, unutmadan onları yazsam.

PTT’ye gitmem lazım HGS ile ilgili bir sorunu çözmek için.

Toplama işleri bittikten sona evden mi çalışsam dışarı mı çıksam?

Şimdi şikayet gibi algılanmasın. Halimden memnunum. Evden çalışmanın zorlukları da bunlar. Kimi zaman tam zamanlı işe gitmekten daha zor, kimi zaman daha kolay. Hem hiç çalışmamayı, hem tam zamanlı çalışmayı hem de evden çalışmayı deneyimlemiş biri olarak üçünü kıyaslayabiliyorum. Hangisi kolay? Hiçbiri.. Hepsinin kendine göre zorlukları var..

 

Her gün aynı hızda geçmiyor, bazen gerçekten işim az oluyor. İşte bu da kaç yıl önce verdiğim bu şekilde çalışma kararının bir sonucu. O dönem çok tartışmıştık kocayla, hatırlar. Bir de neden hep sorduğunu, neden işim az dediğinde mutlaka bir “yapılması gereken” hatırlattığını bir anlasam… 🙂

Benim bünye alıştı artık. Darısı çevremdekilerin başına. Onlar da alışırsa şahane…

 

Bu arada, son zamanlarda Instagram’da story bölümünde daha çok paylaşım yapıyorum. Ayrıca yılbaşına kadar harika sürprizler var. Oraya da beklerim. 

 

Leave a Reply