Evliliğin sırrı var mı? - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Evliliğin sırrı var mı?

Son zamanlarda bana en çok bu iki konuda mesaj geliyor.

    1. Okul seçimi
    2. Evlilik

Okul konusunda görüşlerimi yazmıştım. Burada.

Evlilik kısmına gelince, yeniden üniversite okuyup başta biz olmak üzere tüm çiftlere dokunasım geliyor ne yalan söyleyeyim. Çünkü her ne kadar güzel olsa da zor bir şey. Bunu baştan kabul edelim.

Biz doğumdan sonra epey zorlandık ben aynı zamanda hem lohusa hem de işi bırakan olunca. Her zaman yazıp çizdiğim gibi iş denemeleri falan derken evde buldum kendimi. Yetersiz hissettiğim de oldu, çöp gibi hissettiğim de… Ve açıkçası Arkın bununla baş edemedi.

Sürekli ama sürekli kavga ediyorduk. Güneş sarı diyordu, ben “tabii sen çalışıyorsun ondan, ben bir halta yaramadan evde oturuyorum” cevabını veriyordum. Başka bir kadın olmuştum. Bu durum böyle gidemezdi. 4 gün iyi, 3 gün küs dolanıyorduk. Irmak’a çaktırmamaya çalışsak da etkileniyordu çocuk.  Ne yaptım?

Hem kendimi bu psikolojiden kurtarmak hem Irmak hem evliliğimiz için yaklaşık bir sene terapiye gittim. Nihayetinde kimse bana sihirli değnek ile dokunmadı. Ancak ne oldu? Olduğu gibi kabul etmeyi öğrendim. Arkın’ın bir lafından başka şeyler aramamayı öğrendim. Ve onun böyle düz konuşmaya devam edeceğini kabul ettim. Artık iş konusu açıldığında “hı hı” deyip geçiyorum. (Çok damarıma basılmazsa tabii…) Hani hep komik komik yazıyoruz ancak bazen en ufak bir olay bile insanın parlaması için yeterli. Biri sormuştu, “hiç sinirleniyor musun” diye. Ah hem de nasıl!!!! Hem Arkın’a, hem Irmak’a. Her evde sesi yükselen biri varsa, bu evdeki de benim. Onu engelleyemiyorum işte.

Neyse bu sorulardan yola çıktım, Google amcaya sordum, mutlu evlilik için neler lazım diye. İşte klasik şeyler çıktı. “Saygı göstermeli, birbirini özgür bırakmalı, sevdiğini hissettirmeli, birbirine zaman ayırmalı….” Şimdi yabancı sitelere bakıyorum da, orada diğer faktörlerden bahsedilmiyor. Evlilik iki kişilik gibi görünse de aileleri de hesaplarsak, bence kalabalık bir durum! Ya da “maddi konularda birbirinize destek olun” diyor. Tamam destek olunuyor da, işler tepe taklak olduğunda durum başka boyuta geçebiliyor.

Bunları okudukça kendime gülüyorum aslında. Bu iş okumakla çözülseydi, ooo ben herhalde işin piri olmuştum. Terapiye rağmen hâlâ sinirlenebiliyorsam içeride bir şeyler var demektir.

Ve şunu kabul ettim. Biz kavga da edeceğiz, harika zaman da geçireceğiz. Irmak da buna alışacak. Yanında kavga ediyorsak, yanında barışacağız. Alışacak. Çünkü ben aman kimse çakmasın diye kendimi tuttukça başka yerden patlak veriyorum. Keza Arkın da… İşte bu nedenle bıraktım ipin ucunu. O nedenle, size uzman olarak değil (keşke uzman olsam o ayrı), 11 senelik evli bir kadın, 7 senelik anne olarak şunu demek istiyorum:

İşe kendinizden başlayın. Biz kendimize saygı göstermezsek kimse göstermez. Açık bulan, yaralamaya çalışır. Ayrıca kendinizi olduğunuz gibi kabul edin. Değişmeye çalışıyoruz fakat bu bir yere kadar oluyor. Ne kadar değişebiliriz? Kötü huylarımızdan vazgeçsek de bazıları bizimle kalıyor işte. Onları da kabul etmek gerek.

Mesela ben, ani parlamalarımı kabul ettim. Parlıyorum, özürümü de diliyorum kırdıysam. Bunu değiştiremiyorum. Mutsuz olmamak için yapmam gereken tek şey kabul etmek. Kavga ettiğimiz zaman da eskisi gibi davranmıyorum. Uzatmıyorum çünkü. Eskiden beklerdim, gelsin, arasın, özür dilesin. Yok hayır. Uzatmıyorum. Uzattıkça ben mutsuz oluyorum. E buna ne gerek var?

Daha ne diyeyim. Yazdıkça yazarım da uzman değilim. Bana hep soruyorsunuz ya ben de şunu söyleyeyim: Kelin ilacı olsa başına sürer. Biz evlenmeden önce sayısız ayrılıp barışan bir çift olarak, bunu söylemeye haddim yok. 🙂 Belki de o ayrılıp barışmalar iyi gelmiştir, bilmem ki… Ayrıca kavgasız gürültüsüz evlilik mi olurmuş canım? Böylesi daha heyecanlı ya. Adrenalin lazım bünyeye!

Bizim avantajımız aynı zamanda iki iyi arkadaş olmamız. Beraber eğlendiğimiz için sorunların da altından kalkabiliyoruz gibi. Şimdilik. Yani umarım hep kalkarız. Umarım altından kalkamayacağımız sorun olmaz… Yok işte. Benim verebileceğim bir tavsiye yok. Önce beraber eğlenin demekten başka bir şey öneremiyorum. Yok öyle sır falan. Öyle güzel poz vermekle olmuyor her şey. 🙂 Bir de sormayın Google’a “evliliğin sırrı” nedir diye. Ona sormamız gereken “kendimizi iyileştirmek için neler yapmamız gerektiği.” Görüyorum ki, ben mutluysam herkes mutlu evdeki. İşte bu nedenle işe terapiyle başlamıştım. “Neden ben yapıyorum da o yapmıyor” da demedim. Fırsatınız varsa tavsiye ederim. Dört gözle bekliyorum yurt dışında lan terapistimi. Döndüğü zaman yine 15 günde bir gitmek iyi gelecek, biliyorum. Duvara tosladığım zaman, kaygılarımla mücadele edemediğim zaman, kendimi motive edemediğim zaman koşup sarılırım. Tabii eğer benden kaçmak için gitmediyse… 🙂

İşte son zamanlardaki sessizliğimin nedeni budur. Şimdi kendimi çözmeye ayırıyorum zamanımı. İhtiyacım vardı. İyi geldi. Biraz sessizlik, biraz uzaklaşmak, biraz kabul etmek… Ah bir de beraber, ortak bir şeyler yapmak iyi geldi. O #seboyla1dakika #arkinnaber videoları gibi. Birbirimize 5 dakika da olsa zaman ayırmak, Irmak uyuduktan sonra masanın başında buluşmak bile iyi geldi demek istiyorum. Siz de bir şeyler yapın. Görünen o ki, biz yapmadıkça erkekler kıllarını kıpırdatmayacak. İş başa düştü. Ne varsa biz kadınlarda var zaten… Şimdi susuyorum. Yine çok konuştum.

Kısa süre sonra bir evlilik danışmanı ya da terapist ile burada yazı hazırlamak istiyorum. Bakalım. Yakında olacak sanırım. Haber vereceğim tabii ki…

Bir de açıklama: Bana hep “madem bu kadar yazıp çiziyorsun, mutsuzsun, neden hâlâ evlisin” deniyor. Mutsuzum demiyorum. Ne zaman dedim? Sadece her evde yaşananları aktarıyorum. Bu yüzden de sürekli kocamı kötülemekle suçlanıyorum. varsa öyle bir düşüncesiz, niyetiniz kendinize saklayın lütfen. Bir kere şu var, mutsuz olsam, bunu böyle bangır bangır yazmak yerine, başka bir şey yaparım! Yazdıklarım kocamı sevmediğim ya da onunla mutsuz olduğum anlamına gelmiyor. Şu açıdan bakmak lazım: Sevdiğim için uğraşıyorum ya. 🙂

 

 

 

 

6 comments

  1. Yazdıklarınız konusunda size katılıyorum insan önce kendini sevip kendiyle barışcak ki etrafa da yansıtsın ışığını hem ben her sıkıntının çocuklardan saklanmasınıda doğru bulmuyorum sonuçta hayatın zorluklarını olumsuzluklarınıda görmemeliler hiç kimsenin hayatı 4*4 lük değil şu şikayet olayını bende yaşıyorum şikayet etmek için sevmemek gerekmez herkes hemen öyle anlıyor sanki sevenler şikayet edemezmiş gibi bende 9.5 yıllık evli 2 çocuk annesiyim

  2. Super sin Şebnem han. Yazılarını havaya yazmıyorsun. Okudum demek için yorum yazayım dedim. Benzer sorunları yasayan biri olarak okudum. Selamlar saygılar

  3. Ne güzel samimi bir yazı olmuş.. Ben terapistim ama o bahsettiğin ani parlamalar bende de var ama senin de dediğin gibi, bu halinle kendini kabul etmek (ama değişemiyorum canım napiim değil tabii) ve bu durumu karşındakini en az etkileyecek hale getirmek önemli, ki bu bazen küçük bir özür, bazen alttan alma, bazen de dediğin gibi hı-hı diyip geçme olabiliyor.. Biz de tek çocukla çok iyiydik de ikinci çocuktan beri ben adama dalmak için fırsat kolluyorum, valla kendime inanamıyorum ben de.. Dediğin gibi: yorgunluk ve çalışırken, kendi ayakların üstünde durur ve özgür özgür takılırken birden iki çocuk anası sahm oluvermek, koyuyo be.. Ama bu da bir durum yani bir rol, bir süresi var, hep böyle olmayacak ya.. Şu uzmanı çağır hakkaten, bi dinleyelim, rutin evlilik hayatına renk katma yöntemleri öğrenelim. Hepimizin ihtiyacı var!

  4. Çok güzel yazmışsın Şebnem hanım sizinle ortak noktamız çok ;biz de 11 yıllık evli 7 yaşında çocuğumuz var (bizimki erkek )bizim yaşımız siz den daha büyük ama sorunlar aynı maalesef ,çocukla ilgili yada evle ilgili bir şey yapılacağı zaman önce kocayı ikna et,sonra çocuğu ve ara da yıpran ve sonunucun da amma abartıyorsun diye suçlan yada ev de tek bağıran sen ol kendini suçlu hisset vs.vs.Eşim mühendis değil ama erkek olmanın vermiş olduğu bir şey galiba. ..Teşekkürler iyi ki varsınız iyi ki bizlerle paylaşıyorsunuz yaşadıklarınızı bizlere destek oluyorsunuz. ..

Leave a Reply