Geceleri öyle bir korku basıyor ki... - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Geceleri öyle bir korku basıyor ki…

Siyaset konuşmayı sevmem, siyasi tartışmalara girmem kendimi bildim bileli. Ancak 31 Mayıs benim için de bir dönüm noktası oldu ve kendimi siyasetin içinde buldum. Çıkamıyorum. Çıkmak da istemiyorum. Hatta son günlerde ben de birçoğunuz gibi çıldırmakla meşgulüm. Söylemler, yasaklar, vurdum duymazlıklar…  Bazen gerçekten aklımı kaçıracağım sanıyorum. Beni sakinleştiren tek şey kızımla zaman geçirmek. Onunlayken unutuyorum tüm bu olup bitenleri. Tek amacım onu eğlendirmek olduğu için kendimi belki de her zamankinden daha da fazla kaptırıyorum yaptıklarımıza… 

Cuma günü babam bel fıtığı ameliyatı oldu. (Çok iyi geçti) Irmak’ı okula bırakıp annemleri hastaneye götürecektim ama o gün okulla Pendik’te bir huzurevine geziye gidecekleri için ve ben de bu geziyi gayet gereksiz bulduğumdan onu göndermek istemediğim için planlar alt üst oluyordu ki koca imdada yetişti. İşten izin aldı ve tüm günü cimcimeyle geçirdi. Sahile gitmişler, pusette uyumuş, kumla-suyla oynamış… Akşam hastaneden çıktığımda bedenim de zihnim de gayet yorgundu. “Lütfen evde olmayalım” dedim ve yemeğe gittik. Irmak’tan mutlusu yoktu tabii… Evde olmadığımız her dakika çok mutlu kendisi. (Kesinlikle bana benziyor bu konuda)

Cumartesi sabah da ben babamları hastaneden almaya gittim, baba kız kahvaltı etti ve yine attık kendimizi sokaklara… Caddebostan’a gittik, park korkunç kalabalıktı. Sıra bekleyenler olduğu için salıncakta çok tutmadım diye kıyamet koptu. Öyle ki “eve dönüyoruz” dedik ve daha çok ağlamaya başladı. Yaklaşık 40 dakika sinir stres içinde geçse de Erenköy’de kumsaldaki salaş ve dünya güzeli kahve bizi kendimize getirdi. Hem ben bir arkadaşımı gördüm hasret giderdim hem o denizle ve kumla oynadı. Tabii üstü başı ne durumdaydı tahmin edersiniz ama kimin umurunda? Yaklaşık 2,5 saat muhteşemdi… Akşam aklandık paklandık ve Irmak uyuyunca ben yine kabusa geri döndüm. Bizi nelerin beklediğine… Çocuğumun nasıl bir geleceği olacağı düşüncelerine… Geceleri uyuyamıyorum. Aslında yorgunluktan uyuyamıyorum sanmıştım ancak Pazar gecesi anladım beni uyutmayan şeyin giderek artan korkum olduğunu…

Pazar günü Göztepe Parkı’nı karış karış dolaştık. İki kez araba kullandı. (Toplam 2 saat sürdü) Sabah 11.00’da çıkıp, akşamüstü 17.30’da girdik eve. Gündüz ara ara aklıma gelse de koşturmaktan, onun eğlenmesini izlemekten kara bulutlar yanaşmadı bana. Ne zaman ki yine gece oldu, Irmak uyudu, bende çarpıntı başladı. İş yaparak rahatlamaya çalıştım. Ama bu internetle iş yapmak ne mümkün! Bira içeyim dedim, canım istemedi. Kalbim öyle çarpıyordu ki bir ara Arkın’a gidelim bir hastaneye diyecektim. Arkın da uyuduktan sonra korkum iki katına çıktı. Karanlıkta bile oturamaz oldum. Salonun tüm ışıkları açıktı ben bilgisayar başındayken. İnternetin yavaşlığı iş yapmamı engellediği için sinirim giderek arttı. 

En sonunda “yatarsam geçer” dedim,odama giderken Irmak uyandı. Aldım onu da bizim yatağa…


Gecelerim kabus ve korku içinde geçtiğinden, Irmak’la ayrı uyumak istemiyorum. Sanki bizim yanımızda uyurken daha güvendeymiş gibi hissediyorum. Endişe katsayım o kadar arttı ki okula gönderirken bile huzursuz oluyorum. Taşınmayla ilgili plan yapmıyorum, yaz tatilini düşünmüyorum. İş durumum bile canımı sıkmıyor. Varsa yoksa gelecek endişesi… Çocuğumu nasıl bir gelecek bekliyor? Biz daha ne kadar çırpınacağız? Tepki niyetine “oy vermeyeceğim” diyen ya da kişisel bahaneleri yüzünden oy veremeyecek olan tanıdıklarımı hayatımdan çıkartmak istiyorum. Hatta onların hayatımda olmalarını kendime yakıştıramıyorum.

Bir an önce 31 Mart olsun istiyorum.
Seçim sonuçları açıklansın ve rahat nefes alalım istiyorum.
Güzel bir ülkeye uyanmak istiyorum.
Artık korkmak istemiyorum.
Çocuğum rahat büyüsün istiyorum.
Her gün yeni bir yasakla karşılaşmak istemiyorum.

Gündüz hayat bir şekilde koşturmakla geçiyor da gece nefes almak zorlaşıyor. En azından benim için öyle. Eskiden kapıyı bir kez kilitleyip alarmı açardık. Şimdi bütün kilitleri kapatıp öyle açıyorum alarmı. Öyle huzursuzum. Kalkıp camları da kontrol ediyorum. Uyandığımda Irmak’ın nefesini dinliyorum. Saat başı nefes alamayarak fırlıyorum yataktan. O okuldayken, oturduğumuz semtten uzaklaşmaya korkuyorum. Yalnız olmadığımı biliyorum.

Güzel günler gelsin istiyorum. Hepimiz için…
Zaten farkettim ki bu endişe ile güzel cümle bile kuramaz olmuşum, dağınık dağınık yazmışım… 


3 comments

  1. Aynı şeyleri ben de yaşıyorum ve hissediyorum. Dün inanır mısın metroya binmeye korktum, insanlara bakar oldum, saçma sapan şeyler düşünmeye başladım.Kafamdaki acabalar çok fazla olmaya başladı.Gerçekten şu 31 Mart biran önce gelsin ve sonuçlansın herşey…

  2. Sakin olmaya çalışmakta fayda var. Ben ezelden beri politika düşünür, konuşurdum. 2002 malum seçimlerden sonra kendimi odaya kapatıp boşuna ağlamamışım. İşte 12 yıl sonra halimiz ortada. Bunu 24 yaşındayken ve bu yaşananların hiçbiri yaşanmamışken bilmişken, bir takım “akil insanlar, aydın insanlar” daha yeni yeni aymaya başlıyor ve tüm bu fütursuzluk, vurdumduymazlık onlar gibi insanlardan aldıkları cesaret yüzünden. Ve şimdi uykularından olanlar yine onlar değil, biziz.

    Ben de 30 Mart’ı heyecanla bekliyorum. Gerçekten uzun bir hafta olacak.
    Ama sakin olmakta fayda var. Bu seçimler bir başlangıç olacak. İstediğimiz sonucu almayı istesem de, hiç olmadı yaklaşacağız. Bunu biliyorum.

    Yavrunuz içinse her zamankinden fazla endişelenmeyin. Zira bu kadar korku, insanın doğru düşünmesine engel olur. Ben kendimi bu şekilde telkin etmeye çalışıyorum ve bu kadar korkmak istemiyorum. Siz de korkmayın, buna gayret edin.

    Sevgiler.

Leave a Reply