Gün 36 saat olsun - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Gün 36 saat olsun

home

Tamam, 30’a da razıyım.

Cidden.

Şimdi aman şikayet demeyin, bir annenin iç sesi deyin. Lütfen. Ama bana günler yetmiyor.

Sabah kalkıyorum. Yatakları topluyorum. Lokumu hazırıyorum, camları açıp evden çıkıyorum, hanımcımı okula bırakıyorum. Dönüp 15 dakika kahve keyfi yapıyorum. (Bugün, 15 dakikayı yarım saate çıkardım, Ankara’dan yeni dönen anneme uğradım.)

Ardından evi süpürüyorum. Kentsel dönüşüm nedeniyle bizim buralardaki toz, baş edilecek gibi değil. Bir de ev yerden ısıtmalı olduğu için tüm tozlar kapı arkalarında birikiyor. Bir güzel süpürüyorum hepsini.

Sonra da oturuyorum bilgisayar başına. Bir gün önceden hazırladığım “yapılacaklar listesi”nden başlıyorum çalışmaya. Yazmasam, kesin unutuyorum. Teslim edilecek yazılar, hazırlanacak metinler, cevaplanacak onlarca e-mail. Eh kendi sitemi de boş bırakmamam gerek.

Sonra 13.00’da kalkıyorum masa başından. Çünkü kapı çalıyor. Çünkü tam o saatte apartman görevlimiz servise geliyor. Çünkü ben ne yemek yapacağımı bir gece önceden netleştiremiyorum. Akşam pişireceklerimi sipariş verip, mutfağa giriyorum. Bulaşık makinesi boşalıyor, ortalık toplanıyor. Zaten siparişler de hemen geliyor. Yemeği ocağa koyup,  geçiyorum bilgisayar başına. Saat 15.45’e kadar vaktim var. Sonra kalkıp, giyinip, kızı almaya gitmem gerekiyor. Onu aldıktan sonra çok acil değilse eğer, iş yapmıyorum. Yanında telefonla konuşmaktan, bilgisayarda zaman geçirmekten hoşlanmıyorum. Ancak bazen mecbur kalıyorum o ayrı…

Oyun oynuyoruz, aktiviteden aktiviteye atlıyoruz. Derken yemek hazırlığı başlıyor. Sofra hazırla, kocayı karşıla, yemek ye, sofra topla, kocayla ve çocukla zaman geçir derken yatma saati geliyor. Son iki aydır, Irmak’ı uyuturken sızmıyorum. Öyle bir lüksüm yok. Çünkü işleri yetiştiremiyorum.

Kalkıyorum, Arkın uyuyana kadar onunla oturup, sonra da işler yetişmediyse yine bilgisayar başına geçiyorum.

Bu, toplantı olmayan halim. Toplantım olduğu zamanlar, hele bir de karşıdaysa, bütün işler geceye kalıyor. Bol kahveyle toparlıyorum her şeyi. Ayrıca toplantı saatleri de cimciriğin okul çıkış saatine göre ayarlanmalı. Çünkü annem kışın çalışıyor. Bostancı’da babamla birlikte yün dükkanları var. “Anne Irmak’â yetişemedim, okuldan sen alır mısın” lüksüm, Kasım ortasında bitiyor.

Evden çalışmaya başladığımdan bu yana, hafta sonları da bilgisayar başına geçiyordum. Şimdi onu bıraktım. Hafta sonu tatil (acil iş olmazsa). Bir de haftanın bir günü en az yarım günü kendime ayırmaya kararalıyım. Evden çalışmanın kaymağı olsun o da. Henüz tam beceremedim ama olacak o da, inanıyorum. 24 saat iş düşünmemeye çalışıyorum. Evden çalışmanın zorluğu, işi geride bırakamamak. Ancak psikoloğa gitmeye başladığımdan bu yana kendime daha çok zaman ayırmam gerektiğini fark ettiğim için, bunu yapmak için zorluyorum kendimi.

Ah çamaşırları unutmuşum. Makinem kurutmalı olduğu için biter bitmez içinden çıkarmak zorundayım çamaşırları, aksi halde öyle buruşuyor ki, ütü ile zor açılıyor.

Şikayetim yok. Sadece saatler artsın istiyorum. Neyse ki hızlı bir insanım. Hızlı çalışırım, hızlı hazırlanırım, hızlı toplarım, hızlı pişiririm. Hızlı iş yapabilme özelliğim, Dış Haberler döneminden kaldı sanırım. Her gün gazetenin çeşitli sayfaları için onlarca haber çevirirdik, hazırlardık. Da… İşte bazen bünye sıfırlanıyor.

Neden mi yazdım? Çok soru geliyor özelden. Hatta bazıları “hayat size güzel tabii her gün yardımcınız geliyor” yazıyor. Benim bilmediğim birileri giriyor sanırım eve. Yardımcı haftada bir, yarım gün geliyor. O da ütüye yetişemediğim için. Ütüyü sevemediğim için. Dışarıdan nasıl görünüyor bilmem, ancak evdeki durum bu. Ancak dediğim gibi şikayet yok. Çok şükür halime diyorum. Fakat birkaç saat daha olsa, güzel gelmez mi?

Ne iş yaptığım da çok soruluyor, açıklayayım. Burada da yazdığım gibi, kökenim gazetecilik. Bazı siteler için içerik hazırlıyorum, bazı markalara sosyal medya ve iletişim danışmanlığı veriyorum.

Leave a Reply