Hadi "o gün" geldi - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Hadi “o gün” geldi

 hadi

 Haziran 2006’da evlendik, Aralık 2007’de çocuk istediğimize karar verip (ben aslında hep istiyordum da kocayı ikna etmek zor oldu) “çalışmalara” başladık.

Başta eğlenceli gibi görünüyordu ancak aradan 2, 3 ay geçince ben gerilmeye başladım. O zamana kadar düzenli olarak jinekoloğa gidiyordum ve bir sorunum yoktu. Her regl oluşumda iki gün ağlıyordum “bu ay da tutmadı” diye. Tekrar doktora gittiğimde polikistik over sendromuyla karşılaştım. Ki bende bunun hiçbir belirtisi yoktu. Sadece o kadar stres yapıyormuşum ki adam gibi yumurtlayamıyormuşum. E peki nasıl kontrol edeceğim yumurtaları? Amerika’dan şimdi adını unuttuğum bir cihaz geldi. Regl bittikten sonra düzenli olarak gebelik testi gibi çubuklara idrarını yapıyorsun, çubukları cihaza takıyorsun. Ekranda yumurtanın aşamaları beliriyor. Koskocaman bir yumurta gördüğün zaman “o gün” gelmiş demektir. Bu sefer n’apıyordum? Elimde o cihaz “Bu akşam dışarı çıkamayız, evde oturmamız ve çalışmamız” gerek diye kocanın peşinden dolaşıyordum. Bir, iki sesini çıkarmadı ama bu sürekli tekrarlanınca “hayatımı kısıtlayamazsın, beni rahat bırak” cümlelerini duymaya başladım. Ama bu beni durdurur mu? Asla! Bir akşam o kadar abartmışım ki “Bırak peşimi ben damızlık değilim” diye bağırmıştı. Üç gün küsmüştük. Daha fazla küsemiyordum ki. Ne kadar kızarsam kızayım “çalışmak” zorundaydık. Küs küs de olmayacağına göre… O kadar takmıştım kafaya işte. (Normal olmadığını biliyorum.) Doktorum bana çok kızıyordu. “Kafaya taktığın için gebeliğin gecikiyor, rahat ol” diyordu. Ona diyemedim ki “ben hayatım boyunca panik bir insan oldum” diye…

 SORUN BENDE DEĞİL SENDE

Gel zaman git zaman bizde durum değişikliği olmadı. Her regl oluşum bu sefer bir hafta üzülmeme neden oluyordu. Bu kez de kocaya takmıştım. Allem edip kallem edip onu sperm testine zorladım. “Bende sorun olmadığına göre senin baktırman lazım” diyerek tuttuk laboratuvarın yolunu. Sabah 08.00, ortada kimse yok. Arkın küçücük bir odada… Gerilmiş, üzülmüş. Ben dışarıda çoktan pişman olmuştum bile. Ordan çıktıktan sonra bir süre konuşmadı benimle. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi davrandık. Heyecanla, merakla ve her zamanki gibi endişeyle sonuçları bekliyordum. Büyük gün geldiğinde değerlerin olması gerekenden çok çok daha fazla olduğunu gördük, içimiz rahatladı. Ama hâlâ tık yoktu. Neden neden neden… “Tamam” dedim, “bundan sonra aklımdan hamile kalma isteğini atacağım.” Tatile gittik, hiç bahsedilmedi bile konudan. Sonra ikimiz de iş için yurtdışına çıkmak zorunda kaldık, yumurtlama tarihini kaçırdığım için üzülmedim bile. Derken, Amerika’ya gitmeye karar verdik, kayınbiraderimin, eltimin, yeğenlerimizin yanına. O zaman da kafaya takmayacağıma söz verdim. Ama bende bir gariplik vardı. Korkunç acıkıyordum, gergindim, yorgundum. Herkes zevkle outlet’te gezerken, torba torba alışveriş yaparken ben bir köşede oturmuş bekliyordum. Regl de olmuştum. Bu nedenle hamile olmam gibi bir durum söz konusu olamazdı. Bitkin bir seyahatin ardından nihayet İstanbul’a döndük. Günleri saymıştım ve yine bir “o gün” çıkmıştı karşımıza. Hayatımda en çok korktuğum günlerden biri olacağını nasıl bilebilirdim ki… Durmayan bir kanama, sancı, saatlerce kıvranmalar sonucu sabah doktoru aradım. Hemen “gebelik testi yaptır” dedi. Kimseye çaktırmadan gittim yaptırdım ve sonucu beklemeye başladım. Telefon açtığımda “pozitif, hamilesiniz” cümlesini duyunca sevinçten oturduğum cafede bağıra bağıra ağlamaya başladım.

“GÜM GÜM” SESLERİ

Ertesi gün doktora gidecektim. Eşim önemli bir toplantısı olduğu için benimle gelemedi. Annemle gittik. Birden muayenehaneye “güm güm” sesleri yayıldı. Ordaki miniğin kalp atışlarını duyabiliyordum. Doktor “burada iki kese görüyorum, biri daha gelişmemiş. Bir sorun olabilir, regl oldum sanarken düşük yapmış olabilirsin” dedi. Ama ben diğerinin kalp atışını duymuştum ya, tamamdı işte. İnternette okuyordum, “kalp atışı duyulduktan sonra düşük ihtimali yüzde 3’e iner” diye. “OK” dedim, “oldu bu iş, artık ben de anne sayılırım”. İlk 12 hafta saklamak ne demek, aldım elime telefonu herkesi aradım. Kulaklarımda o “güm güm” sesleri çınlıyordu. Ertesi hafta kontrole gidecektik. O bir hafta boyunca karnımı okşadım, onunla hatta onlarla konuştum. Bir türlü gelmek bilmeyen Cumartesi sabahı eşim, annem, kayınvalidem, elimizde kamera gittik yine doktora. Yattım masaya, karnımdan ultrasonla bakılacak. Herkes çok heyecanlı. Eşim de almış kamerayı, bekliyor. Doktor sağdan bakıyor, ses yok. Soldan bakıyor, ses yok. “Herkes çıksın, alttan muayene edeceğim” dedi. Bendeki şoku anlatmama gerek yok. Sesim çıkamıyordu. Ve 15 dakikalık muayene sonucu “Maalesef kalp atışı duyamıyorum. Düşük yapmışsın, ancak keseler orada duruyor, kürtaj olman gerek acilen, hatta bugün” dedi. Öldüm. Bir daha öldüm. Yine öldüm. Ben yaşamıyordum. Ağlayamıyordum da. Yalnız olsam ağlardım belki. Kalabalıktık, sustum o yüzden. Annemin gözlerinin içine bakamıyordum, o da benimkilere… Ama gözümden yaş da akmıyordu. Elinde kamera ile bana bakan Arkın’ı gördüm. Bir şey diyemiyordu. Yanıma gelip sarılamıyordu çünkü o zaman kopacağımı gayet iyi biliyordu. Herkes şoktaydı. Bebeğin, bebeklerin kalp atışını duymaya gidip kürtaj olmam gerektiğini öğrenmiştim. Nasıl olabilirdim ki? Neden güçlü görünmeye çalıştım onu da anlamıyorum. Bu kısmı uzatmak istemiyorum çünkü gözyaşıyla dolu 1 ay geçirdim. O zamanlar Madame Figaro dergisinin yazı işleri müdürüydüm. Ağlaya ağlaya okuyordum yazıları, işe giderken ağlıyordum, konuşurken ağlıyordum. Koca, evde fenalık geçiriyordu ben ağladıkça. Hiç durmadı ki gözyaşlarım. İki hafta iş ve ev arasında gidip gelim, annemleri bile görmedim. Sonra birden geçti… En azından ağlamalarım durdu. Ama çok gece bilirim “kürtaj olmam gerek” diye bağırarak uyandığım… Yine beni Allah korumuş, sen git 10 günlüğüne Amerika’ya , orada düşük yap. Ucuz atlatmışım. Ama o zamanlar duruma böyle bakamıyordum haliyle…

“SÖZ, NE İSTERSEN YAPACAĞIZ”

Aklıma geldikçe kötü oluyordum ama doktorumun söylediği “Üzülme artık. En azından hamile kalabildiğini gördün” lafı geliyordu aklıma. İki ay geçip de hâlâ bir tık olmayınca başladım bu sefer “Ben bir sene daha bekleyemem, başka çözüm bulalım, sabrım yok” demeye. Doktorumu da değiştirmiştim. Sanki her şey onun suçuymuş gibi. Ne alakası varsa… Arkın “Tamam, ne istersen ama artık bir rahatla lütfen” diye sakinleştiriyordu beni.

İki aileyle gideceğimiz tatil tam regl zamanıma denk geliyordu. Gelin görün ki regl olan kim? Bir gün geçti iki gün geçti, ses yok . Ki benim regl zamanlarım saat gibidir eskiden beri. Hem regl olamıyorum, hem sonsuz açım. Kendimi hamileyim diye şartlandırırsam negatif bir sonuçta daha da yıkılacağım diye kendimi kaptırmamay çalıştım. Ne derece başardım, bilemiyorum.

10 günü öyle geçirdikten sonra döner dönmez yapılan kan testi, pozitif sonuç derken başladı hamilelik sürecim. Fiziksel olarak sorunsuz geçen, ama sürekli düşük korkusuyla yaşanan 12 hafta, sonra testler sırasında “ya bebekte bir şey varsa” sorularıyla, sürekli karnım acıkarak geçen ve en sonunda bana neredeyse 30 kilo aldıran bir 9 ay… Benim can kızım hiç üzmedi beni içimdeyken, annesinin manyak endişelerini almamıştır umarım. Herkes düşüğün hemen ardından hamile kalacağımı söylüyordu. Çıkmıştı işte söyledikleri. Atmış bile olsalar, tutmuştu. 4 ay sonra gelmişti benim minik kızım karnıma, içime, damarlarıma, kalbime… Arkın’dan “ne istersen yapacağız, sakin ol” sözü almamın hamile kalmamda etkisi olduğunu düşünüyorum. Ne zaman ki rahatladım, işte o zaman hamile kaldım.

Şimdi bile geceleri onu uyutmak için yanında yatarken, onunla konuşurken aklıma geliyor yaşananlar. Evet, yaşadığım o büyük hayal kırıklığı için hâlâ üzgünüm, öyle unutulmuyor, ama işte can kızımın gelesi varmış. Hoş gelmiş, iyi ki gelmiş benim cimcirik kızım, balım. Hep söylüyorum, “yaşadığımın en kötü şey bu olsun” diye. İnsan o zaman anlamıyor tabii, öyle korkunç geliyor ki… Şimdi düşününce daha farklı bir pencereden bakabiliyorum…

Söylemekten de bıkmayacağım. Kızım sağlıklı olsun, çocuklar sağlıklı & mutlu olsun da diğer her şey zaten yoluna girer…

 

 

13 comments

  1. bir yazinizda esinizin ikinci bebek istemedigini yaZmistiniz. Ben anliyorum yada oyle oldugunu umuyorum ki bizde benzer durumdayiz. Bir sene gibi bir sure icinde asilama tup bebek negatif, bir dusuk spontan gebelik sonucu… Damizlik hisseeden bir koca… Yumurta azligi teshisiyle reddedilen tup bebek girisimi vs ayy cok korkunc gunlerdi… Dusugun hemen ardindan kizima hamile kaldim ve simdi 2.5 yasinda… Esim kesinlikle istemiyor ikinciyi… Ben bir tane evladim olsun diye cok dua ettim cok sukur oldu diyor… Biz yazip cizip anlatiyoruz derdimizi ese dosta ama onlarda ki acilan yara yada korku bir baska sanirim… Simdi oturdu taslar ayni seyleri yasamis eslerimiz sonuc ikinci bebek girisimi bile aslaaa…
    Sevgiler

  2. Yaklaşık 5 damla gözyaşı aktı benden normalde pek aglayamam sadece uzulurum…allah nasip etmeyeceği şeyi hayal ettirmemiş sağlıkla huzurla kalin

  3. benimde bi r oglum var 4 yasinda premeture dogdu oglum 1900 grm di 20 gun kuvezde kaldi ha bu arada gebelik zehirlenmesi gecirdim az daha oglumda bende oluyorduk 5 gun yogun bakim vs vs cok sukur gecti o gunler ailem olmasa atlatamazdim zor gunleri bi yanda bebek bi tanda gecim derdi zor simdi ikinciyi yap diyorlar ama ben dusunmuyorum buraz korku belki bencillik tek buyusun oglum herkesin kardesi olucak kaidesi yok dimi 😉

  4. Allah bağışlasın bebeğinizi ve tüm bebekleri.. Rabbim sağlıklı uzun ömürler versin.

    Bizim hikayemiz biraz farklı ve üzücü neden yazıyorum bilmiyorum belki acım çok yeni belki bir iç boşaltma 🙁 yayımlamayabilirsiniz, saygı duyarım.

    Tam 22 yıl bekledim. 1 Ekim 2015’te minik Prensesim Eylül aramıza katıldı. Şakacıydı biraz adının Eylül konacağını biliyordu ☺️ Ekimin 1’ini bekledi doğum için, tamamıyla doğal bir doğum ile aramıza katıldı. Çok mutluydum-duk çok güzel günler çok güzel anlar geçirdik birlikte.. Çok akıllıydı, kendisi evet bir bireydi fakat birey olduğunu 6.ayından itibaren hissettiriyordu… Fikirleri vardı, beğendikleri ve beğenmedikleri ☺️

    10 Ağustos’ günü bakıcısı kızımı pencereden düşürdü aynı odada sırtım dönüktü bakıcının sesine arkanı döndüğümde Eylül’üm elinde yoktu. Müstakil bahçeli bir evde oturuyoruz. Koşarak bahçeye indim çığlıklarımla heryer inlemiş olabilir, kızımı bahçeden kucağıma aldım nefesini kontrol ettim baygın ve kesik kesik iki kez nefesini hissettim çok korkunçtu ama sakin olmalı kızımı çok acil hastaneye yetiştirmem gerekliydi. Kapıda arabam vardı ancak arabayı kullanacak durumda değildim çocuğumu kımıldatmamam gerekiyordu benim bilgilerime göre beyin kanaması geçiriyordu ve herhangi bir yerinde kan yoktu aynı zamanda iç kanaması olabilirdi. Tüm bınlar film şeridi şeklinde o saliseler esnasında gözümün önünden geçti aynı zamanda da saati kontrol ediyordum çünkü vaktim çok azdı kızım kucağımda can vermek üzereydi. 500 m yakınımda özel bir hastane vardı ve ambulans bekleyebilecek vaktim yoktu. Her ihtimale karşılık 112’yi arayıp gideceğim hastanenin bilgisini verdim. Yan komşunun yardımıyla 3 dakika içerisinde kızımı hastaneye yetiştirdim ve teslim ettiğim anda yere yığılmışım, gücüm kalmamıştı artık… Birkaç dakika içerisinde tekrar kendimi toparlayıp kızımı kontrol etmem gerektiğini farkettim. Babasına haber verdim. İlk müdahele çok uzun sürmüştü kızım nefes alamıyor, solunum cihazına bağlanmıştı iyileşmesi için Rabbime dualar ediyordum. İlk müdaheleler yapıldıktan sonra aramış olduğum yerimi bildirdiğim ambulans ile başka bir hastaneye yönlendirildik ve yolda giderken meleğimin kalbi durdu ve tekrar hayata döndürüldü. İkinci hastaneye vardığımızda kızımın durumunun çok kritik olduğunu ve herşeye hazırlıklı olmamız gerektiği söylendi. O anda dünya başıma yıkılmıştı. Beyin tomografileri çekildi ve yoğun bakımda yer olmadığı için yine başka bir hastaneye sevk edildik kızım en son gittiğimiz hastanede de tüm tetkikleri yapıldı o ilk baygın hali hale aynıydı uyanmadı bekledik, bekledik hergün başka bir tetkik yapıldı. Doktorların söylediği şey hep aynıydı “en alçaktan düşen Eylül, durumu en kritik ölüne en yakın Eylül” bu çok köyüydü tıbbın yapabileceği birşey ne yazıkki yoktu. 18 Ağustos’ta beyin ölümü gerçekleşti. Dünya başıma yıkılmıştı o benim minik Prensesim hiç uyanmayacaktı. Yapılabilecek 2 şey vardı: beklemek ve kalbinin durması- organlarını bağışlamak ve Prensesimin başka hayatların mucizesi olması.. Biz ikinci olanı yaptık. Biz rabbimden hergün Eylül’ümüzün iyileşmesi için dualarla mucize istedik-bekledik ama bunları isterken kızımın, meleğimin başka hayatların mucizesi olabileceğini düşünmedik-düşünemedik… Çok sonradan farkettik ki o bunu istedi başka hayatlara mucize olmayı tercih etti.

    Ve benim Prensesim 25 Ağustos’ta başka kardeşlerine can oldu-kan oldu onlara yaşamlarını mucizevi bir şekilde devam ettirmelerini sağladı.

    Benim minik Eylül’üm Eylül ayını hiç görmedi. Melek olarak geldi ve melek olarak anneciğini, babacığını ve ablasını bırakıp gitti.

    Lütfen çocuklarınızı emanet ettiğiniz kişilere çok dikkat edin..

    1. Ah :((( ah başınız sağolsun, ah Allah size sabır versin, minik Eylül gittiği yerde çok mutlu olsun. Ne diyeceğimi şaşırdım inanın 🙁 Size sarılıyorum kocaman

    2. Okurken kendimi tutamadım çok zor Allah size sabır versin eminim cennetten sizi izliyordur minik bebeğiniz başınız sağolsun

Leave a Reply