İmdat Veli Oluyorum - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

İmdat Veli Oluyorum

IMG_2832

Biz, okul tercihimizi yaptık. KALEV olsun istedik Irmak’ın okulu. Ancak yine de bu konuyla ilgili seminerleri gitmeyi seviyorum.

Ben tercihimi yaptım, ancak henüz karar aşamasında olanlara yardımcı olur belki diye, Cumartesi günü Montessori Derneği tarafından düzenlenen seminerde dinlediğim Eğitim Danışmanı, Eğitimpedia’nın kurucusu Ali Koç’u yazmak istiyorum. Seminerin adı “İmdat Veli Oluyorum”du. Okul seçimi yapmak üzere olan anne ve babaların, en öncelikli konusu…

Öncelikle şunu söyleyeyim, kendisini dinlemek çok keyifli. Hani sanki seminerde değil de interaktif bir tiyatrodaymışız gibi. Yalnız baştan söyleyeyim, “bunları yazıyorsun da sen uyguladın mı hepsini” demeyin. Herkesin kararı başka… Ben, sadece dinlediklerimi yazacağım… (Ki zaten baktım da, Ali Bey’in anlattıklarına ters değil bizim karar.)

Koç, bu dönemdeki ebeveynlerin daha kaygılı olduğunu söylüyor. E kendimize bakalım. Haklı… “Bizim kuşak tarihin en iktidarsız kuşağı. Eskiden Mehmet Bey’in oğlu-kızı idik, tam kendimiz olacaktık, bu kez Irmak’ın, Ahmet’in annesi-babası olduk…” Doğru. 🙂

Bundan sonrasını Ali Koç’un ağzından yazacağım.

***

Sokrates’in felsefesindeki gibi, eğitim birebirde doğrudur ve çocuğun ihtiyaçlarında ilerlemesi esastır. İyi okul dediğimiz, bu rolü en iyi yapan okuldur.

Okula dair beklentilerinizi gözden geçirin. Öyle bir okul bulun ki, çocuğun geleceğinin tamamında var olmasın. “Hayat boyu bizim eğitimimizin izini taşıyacak” gibi söylemlerde bulunmasın mesela.

 “A-tık-tuk” nedir bilir misiniz? Anne kutup ayısı, doğumdan sonra yavrularıyla denize doğru yolculuğa çıkıyor. Buna denize yolculuk, A-tık-tuk deniyor. Onlara yol gösteriyor, bilgi veriyor. Ancak kendi yollarından gitmelerini sağlıyor. Güvenli mesafede duruyor, yavrularını kontrol ediyor. Yavrusu zorlanınca “ah kuzum gel canım benim taşıyayım seni” demiyor, kendi dilinde “korkmana gerek yok, yanındayım” mesajını veriyor. Bizim yapmamız gereken de tam olarak bu.

Oğlumu yüzmeye götürürken gözlemliyorum diğer ebeveynleri. Özellikle anneleri. Orası benim için bir okul oldu. 9 yaşındaki çocuklarını giydiriyorlar. Annelerin kaygı düzeylerini görüyorum. Bağımlılıklarını… Hatta bu bağımlılıkları erkek çocukların bel bölgelerinden anlayabiliriz. Biz o yaşta kilolu değildik. Hareket ederdin, koşar oynardık, tarlada çalışırdık, bahçedeydik. Şimdi öyle değil. Çocuklar hareketsiz. Aldıkları gıda, harcadıkları enerjiden daha fazla.

Çocuklar, tamamlanmamış yetişkinlerdir. Çocuğa, çocukluğa saygı duymak gerekiyor. Davranışlarını değiştirmeye çalışmak, kalıcı çözüm değildir. Davranış tutumdan, tutum değerden kaynaklanır. Davranışı değiştirmek için, değerden başlamak gerek.

OKUL NASIL SEÇİLİR?

Doğal olan, en yakındaki okul. Benim oğlum, evimizin yakınındaki devlet okuluna gidiyor dört senedir. Devlet okulu dememdeki en büyük neden, gettolaşmak. Gettolaşma riski ortadan kalkıyor. Herkes, herkesle aynı okulda okuyor. Bizim çocukken okuduğumuz gibi. Buna evet diyor sonra tercihimizi homojenden yana yapıyoruz. Bütün veliler, bütün çocuklar bizler gibi olsun istiyoruz. Bunu kıran en rahat yerlerden biri, devlet okulu. Ben, özel okullara danışmanlık yapıyorum, çocuğum devlet okuluna gidiyor.

Okula göre ev bakabilirsiniz. Bulunduğunuz yerdeki en iyi okulları araştırın. Biz parkta gözlemledik mesela anneleri, anneanneleri… Zaten anneanneler, doğru bilgi için en iyi kaynak. Tercihimizi disiplinli öğretmenden yana yaptık. “Tek çocuk imparatorluğu”nu yıkmak için. “Hayır, sen prens&prenses değilsin”i hatırlatmak için…

İlk ciddi eleştirinizi 40 yaşında bir toplantıda alsanız ne yaparsınız? Bu yaşta ne yaparsanız yapın kabul edilmezse ne hissedersiniz? Bırakın, bu duyguları o yaşta yaşasın.

Olmadı mı? O zaman ikinci seçenek eve en yakın özel okul olmalı. Bir çocuğu bir saatten daha fazla yol götürecek kadar iyi bir okul yok şu anda. Bunu özel okul kurmak üzere olan biri olarak söylüyorum. Uzak mesafeye servis koymayacağım.

Türkiye’deki özel okulların yüzde 90’ı zaten paralı devlet okulu. 15 bin TL’ye özel okul olamaz. İyi özel okulculuk pahalıdır. Kitap alırsın, iyi öğretmenlerle çalışırsın. Güzel bir kütüphane kurarsın. İyi imkanlar sunarsın. Öğretmenlerin mutlu çalışır. Şimdi bir okula gidin, birinci sınıfı kim okutacak deyin. Size kaçamak cevaplar veriliyorsa, o okuldan vazgeçin. İyi okul, öğretmenlerin uzun süredir orada çalıştığı okuldur.

Sınıflar 20 kişinin altında olmasa iyi olur. Neden mi? Çocuklar, sürekli yetişkin gözetiminde olmamalı. Çocuğun en iyi gelişeceği yer, yetişkinden arındırılmış bölgedir. Arkadaşlarıyla, yakın akranlarıyla kurdukları ilişki çok önemli.

Eğer çocuğunuz “yine yapamadım” diyerek değil, “başardım”  diyerek zaferle eve geliyorsa, doğru seçim yapmışsınız demektir.

Hiçbir karar, yanlış karar değildir. Yapılması gereken, verilen kararın gerekliliklerini incelemek.

Her çocuk özeldir. Onu spordan müziğe sürüklemek de bir yere kadar. Eğer gerçekten bir dahiyse, eğer gerekten büyük yeteneği varsa, siz ne yaparsanız yapın o çocuk zaten bunu başaracaktır. Yani voleybola gönderip de hedeflediğiniz kadar başarılı olmadığını gördüğünüzde “acaba yüzme mi doğru seçenekti” demeyin.

ORTAOKULDA ÖZEL OKUL…

İlk dört sene devlet okulu diyorum, çünkü riski yönetebiliyorum. Steril yetiştirmeden kurtarıyorum. Ancak ortaokulda özel okul öne geçiyor. Bu kez öğretmeni değil, okulu araştırmak gerekiyor. Yönetilmesi gereken kriz sayısı artıyor. Akran zorbalığı mesela… Eğer ilk 4 sene devlet okulundaysa sonra herkes teker teker ayrılıyorsa, sınıfın karmalığı azalıyor. İşte burada okulu ve veli grubunu araştırmak gerekiyor.

Ana sınıfı okulla aynı mı olmalı derseniz, hayır. Öyle bir şey yok… Bu öğrencinin değil, okulun ihtiyacı…

Öğretmenle öğrencinin arasındaki ilişkiyi nitelikli kıran okul, başarılı okuldur.

***

Koç, okul öncesi okuma yazma çalışmalarına da karşı. “Çocuklar zaten okuma yazma öğrenecek, zaten okula bilerek gidecekler ana sınıfında aldıkları eğitimden dolayı, zorlamaya gerek yok” diyor. Evet, belki de doğru cümle “zorla öğretilmesine karşı” olacaktı. Koşup oynamak yerine, okuma-yazma çalışmalarından söz ediyordu… Kendimizden örnek vereyim. Okulda sesleri öğreniyorlar. Irmak birleştirmeye başladı. Kendi istemese, kimse onu zorlamayacak. Ancak kendi isteğiyle öğrendi. Bunu da anlattım Koç’a zaten konu okuma yazmaya gelince.

Koç’u dinledikten sonra bir kez daha yaptığımız tercihe sevindim. Evet devlet okulu seçmedim, ancak Koç’un tarif ettiği özel okullardan biri KALEV. Ve Irmak da 1 saatten fazla yol gitmeyecek. Hatta 1 saat bile olmayacak. Her seminerde olduğu gibi anlattığı bazı şeyler bana cuk diye uysa da bazıları da soru işaretleri dolu kaldı. Örneğin ben, hayat boyu izini taşıdığım okullardan birinden mezunum. Arkın da öyle. İyi yönleri de var, kötü yönleri de… Kimi zaman iyi ki Avusturya Lisesi’ni bitirdim derken, kimi zaman babam neden kazandığım diğer okulu tercih etmedi diye isyan ediyorum. Mezun olalı 19 sene geçmesine rağmen… Bu konuya takıldım sanırım….

Bu arada, Ali Koç kendi okulunu açacak bu sene. Okul hakkında bilgi alamadım. Aldığım zaman onu da yazacağım, daha iki ay var sanırım…

Umarım, bu notlar size faydalı olur.

Umarım siz de içinizin rahat ettiği bir karar verirsiniz.

Umarım okul kararlarımız çocuklarımız için hayırlı olur.

 

2 comments

  1. Cok tesekkurler cok faydalı bır yazı oldu, sanıyorum anasınıfı ve ilkokul için devlet okulu tercih edeceğiz. Sizin için de hayırlı olsun kararınız, sevgiler

Leave a Reply