Kim gerçekten mutlu ki - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Kim gerçekten mutlu ki

Şimdi benim aslında çok heyecanlı ve sevdiklerimizden ayrıldığımız için de buruk olmam lazım. Evet ikisi de var. Heyecanlıyım, evime kavuştum birkaç saat önce. Buruğum, ayrıldık bitti işte. Bir ay göz açıp kapayıncaya kadar çabuk geçti. Çok güzel şeyler sığdırdık bu bir aya.

Öncelikle, koşturmadık. Ki bu zaten benim için büyük lüks. Bol bol zaman geçirdik evde. Konuştuk, dertleştik, oynadık. Kendi çocukluk hayalimi gerçekleştirip Irmak’ı Disney World’e götürebildim, amcası sayesinde – onun hediyesiydi – yaz okuluna gönderebildim. Bütün bir sene planladığım şeyleri gerçekleştirdim.  “Evet ben çok mutluyum” diyemem. Dememeliyim de… Kim diyebiliyor ki zaten?
Peki nedir bu içimi körelten? Söylüyorum: Korku. Bugün uçağımız indikten sonra tam iki saat pasaport kontrolde bekledik. Biliyorum, OHAL var, evet bekleyelim, evet ne güzel çok kontrol yapılsın da… O insanlardaki durum nedir öyle? Herkes birbirini itiyor, öne geçmeye çalışıyor. Sonra özenti oluyorsun “Disney World’de gece 11’de Magic Kingdom’u boşaltan on binlerce insan değil önüne geçmeyi, dip dibe bile durmadı” deyince… En sonunda ısrarla ve hatta ite kaka bizim önümüze geçmeye çalışan bir adama bağırdım “Bana saygın yok peki çocuktan ne istiyorsun” diye. Daha da uzatıyordum ki Arkın beni resmen kedi yavrusu gibi ensemden yakaladı ve uzaklaştırdı. (Ona da çok kızdım önce. Sonra kavga etmek istemediğini anlayıp durdum. Belli ki bizim tartışma uzasa Arkın devreye girecekti ve iş büyüyecekti.) Belki ben de normalde bu kadar sinirlenmezdim, bağırmazdım. Ancak bir an önce oradan çıkmak istiyordum. Çünkü açık açık korkuyordum. “Ya bir saldırı daha olursa” diye. Geçtiğimiz son bir ayda olanları hatırlayalım, öncesini hatırlayalım… Korkmayan olur mu?

Şimdi Irmak’la bir yere giderken de korkarım, kalabalık yerlere sokmam da. Peki bunu çocuğuma nasıl açıklarım? Amerika’dan dönüş biletimiz darbe girişimi gecesiydi. Haliyle dönemedik. Evden çıkacağımız saatte havaalanı kapalıydı. Biz uçağa binsek ve gitsek inebilecek miydik? Kaç gün sürecekti? Ne olacaktı? Biz de bileti sonraki haftaya erteledik. Bavullar tekrar indi arabadan. Çocuklar olaylardan habersiz tatili uzattık sandılar. Havalara uçtular. Anlatamadım. Nasıl anlatacağım? Her gördüğü insandan korksun mu bu sefer de? Güvensiz mi büyüsün? Her ne kadar ailemizle olsak da evimize dönememe endişesi yaşadık.

Sonra o gece ülkemizde yaşananlar… İzleyebildim sadece. Hani bazen kızdığımız zaman “gidelim başka yerde yaşayalım” diyoruz ya. Dışarıda olunca olayın gerçekten öyle olmadığını gördüm. Aklım, aklımız buradaydı. Belki de son yıllarda izlemediğim kadar haber izledim. Ümidimi yitirmişken birlik olan insanları gördüm. Belki de bu “ayırımcılık” sona erer diye bir duygu kapladı içimi. Kim bilir? Belki de gerçekten olur.

Bunların hiçbirisi korkmamı engellemedi işte. Her gün mutlaka bir yazı yazmak, paylaşmak isteyen ben sustum. Öylece sustum. Onlarca insan yitip giderken tutup da “şuraya gittik, buraya gittik” mi yazacaktım? Oyunlardan mı söz edecektim? Zaten herkesin içi kararmışken aklımdaki felaket senaryolarını mı paylaşacaktım? Sustum işte o yüzden.  Toparlanacağım ama. Sözüm var kendime. Bir sürü sözüm olduğu gibi. Mesela Instagram’da da yazdığım gibi  pes ettim. “Manyak” kelimesine gelen yorumlardan sonra beyaz bayrağı kaldırdım. Instagram adım artık @sebnemseckiner.  Facebook sayfası ne olur bilemem. O şimdilik “ManyakAnne”. Dediğim gibi her paylaşımda gelen kötü sözler, mutlak faydalı bir paylaşım yapmamı isteyenler ve aksini kabul etmeyenler, X Anne –  Y Anne ile kıyaslayanlar, annelik dışında bir şey koyduğumda yerden yere vurmalar. Kadınım ben kadın. İç dünyasını açan, gittiği terapileri, kocasıyla mücadelesini, annelikte tökezlediklerini açık açık yazan bir kadın. İşte şimdi de yazıyorum korktuğumu. En çok da insanlardan korkuyorum. Birine hiç düşünmeden kötü sözler sıralayan insanlarla aynı ortamda çocuk büyütmek bile ürkütüyor beni.

Mesela orada gördüğüm, insanlar mutlulardı. Kasalarda, mağazalarda çalışan 80 yaş üstü insanlar vardı. İş ilanları 30 yaş üzeri olmasın şeklinde kısıtlanmamıştı. Herkes aynı doktora, aynı hastaneye gidiyordu. Ayağında pedikür terlikleriyle markete gittiğinde kimse sana garip garip bakmıyordu. Gerçi yukarıdaki fotoğrafta sağdakilere dikkat. “Kadın deli mi ne zıplıyor bakışı” atmadan duramamışlar. Haklılar da… Müzede zıplayan kadın. 🙂

Neyse. Bu yazı uzar. Aklımda daha çççoook yazı var. Atlanta’yı anlatmak istiyorum, Orlando’yu yazmak istiyorum, kuzenlerin birbirleriyle ne kadar mutlu olduklarını, yaz okulunun Irmak’a ne kadar iyi geldiğini, uçak korkumu yendiğim için kendimle gurur duyduğumu anlatmak istiyorum. Yapacağım onları da zamanla. Şimdi ayağımın tozuyla içimdekileri dökmek istedim.

Umut dolmak istiyorum artık. Ne bir sınavda ne bir iş başvurusunda göüşlerim yüzünden hakkımın yenmediğini bilmek istiyorum. Saygı duyduğum kadar saygı görmek istiyorum. Bunlar zor şeyler değil.

Bir de bir itiraf. Yazmamamın bir nedeni de telefon ve sosyal medya molası vermek istememdi. Ne yalan söyleyeyim, iyi de geldi. Bir tek gelen soruları ve yorumları cevapsız bıraktığıma üzüldüm o kadar. 🙂

Bizi havaalanından dayım karşıladı. Annemler de bizim evde bekliyorlardı. Jet hızıyla yerleştirdim her şeyi. Bakım Irmak çanta yapmış annemlere gidiyor. Bıktı çocuk 40 gündür gece gündüz benimle olmaktan.

IMG_8969

 

Ah bu arada…. Soranlar vardı, onlar için ekleyeyim. Giderken gösterdiğim bavul hazırlama başarısını dönüşte gerçekleştiremedim. Sığdıramadım. Aldığım kutu oyunlarını bozmak istemediğim için çantalara yaydım. Bir de Müge (eltim) Irmak’a İngilizce kitaplar ve kartlar hediye etti. Onları da ekleyince bavul sayısı doldu taştı. Yoksa ne deli gibi alışveriş yaptım ne başka bir şey. (Birkaç spor ayakkabı dışında.  O da ayrı mevzu zaten. Burada 200 TL’den fazlaya satılan çocuk ayakkabısını 30 Dolar görünce sinirleniyor insan.) Ailece olmanın tadını çıkardık. Umarım seneye de onlar gelir, sonra biz gideriz yine. Öyle öyle her yaz kuzenleri buluştururuz. İnsanın sevdiklerinin uzakta olması zor. Orada olmak da zor, burada olmak da…

Şimdilik benden bu kadar. Evet bavullar yerleşti de, detaylar kaldı. Onları da artık ya bu hafta yaparım ya da eğer planladığım gibi gidebilirsem Çanakkale dönüşü sonrası. Zaten o zaman başlıyor telaş. Okul forması, kıyafetleri derken artık ilkokul velisi olduğum çat diye çarpacak suratıma. 🙂 Ne ilkokul velisi yahu? Hani 28’dim ben? 🙂

Şu an sat 00.45. Jetlag yaşıyorum sanırsam. Çünkü düne kadar 7 saat geriden geliyordum. Eğer yatıp uyumazsam bu jetşag meselesi uzar. O halde neden kahve içiyorum, işte bunu gerçekten bilmiyorum…

 

3 comments

  1. Uzun zamandır bloğunuza bakmamıştım, gecenin bir yarısı uyumayıp açmamın bir sebebi varmış. Samimiyetinizi, doğallığınızı ve bunu bu kadar güzel dışa vurmanızı seviyorum… manyakanne ismini de işte bu yüzden çok doğal ve eğlenceli buluyordum… Ama çok iyi anlıyorum çünkü insanlar gerçekten inanılır gibi değil…
    Benim kızım Masal da Eylül’de ilkokula başlayack, sanırım ikimiz için de yepyeni bir dönem başlıyor, siz hep yazın..
    Sevgilerimle
    Akça

  2. Hoşgeldin Şebnem. Korkmak hepimiz için çok gündelik bir rutin oldu. Kafamızda sayısız sorular var. Cevaplarını bilmediğimiz, kestiremediğimiz… Dahası, çocuklarımız var. Küçücük kalplerinde kocaman korkular var onların da.
    Dilerim ki bu kabus dolu günler, ülkemiz için hayırlı mutlu günlere tebdil olur. Dua etmekten başka ne gelir elden, bilmiyorum.

Leave a Reply