Lohusa günleri düştü aklıma – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Lohusa günleri düştü aklıma

Bültenler geliyor, seminerlere gidiyorum. Bebeklerin ilk bir yılı çok değerli, biliyorum. Beslenme açısından. Anne çocuk ilişkisi açısından. Ne kadar güzel ki bu kadar bilgilendirme yapılıyor. Annelerimiz zamanında var mıymış? Hayır.

Şanslıyız o bakımdan..

Ama bunu bir tek bizim bilmemiz yeterli mi? Ne kadar okusam da duvara tosladım bazı konularda. Çünkü sadece annenin bilmesi yetmiyor çoğu şeyi.

Babalara da anlatılsın… Anneanne, babaanne, teyze, halalara da anlatılsın… Eve ziyarete gelenler de bilsinler.

Mesela, herkes ellerini yıkasın, mesela hasta olan gelmesin, mesela kimse annenin memesini sütün geliyor mu diye mıncıklamasın.

Sütü gelmiyorsa, “ah ah vah vah” yapmasın.

Kimse, kilo verip vermediğini sormasın.

Gelen misafirden önce salona parfüm kokusu yayılmasın. Böyleyse bebek kucağına verilmediğinde bir zahmet bozulmasın.

İşten izin alan bir yeni anne, “yerime başkası alınacak mı” kaygısı yaşamasın, benim gibi kendi büyütmeye karar veren bir anne kendi parasını kazanamadığı için ezilip büzülmesin.

Sonra bebek arabası gören şoförler yolda daha da hızlanacaklarına yavaşlasınlar mesela…

Evde yardım edecek kimse yoksa, en azından lohusalık dönemi geçene kadar yemek yapsın.

Anne bol bol dinlensin. Ağzına “süt yapar” diye tatlılar tıkılmasın.

Kahveyi hangi bardakla, şerbeti neyle ikram edeceksin diye sorulmasın.

Eşi aynı ilgiyi beklemesin. Koltukta uyuyakalan karısını uyandırmak yerine, üstünü örtsün.

Kimse zili çalmasın, kapıyı tıklatsın. Zilin sesisi kesmek zorunda kalmasın yeni anne – yeni baba.

Bebek ağladığında ve susmadığında korku senaryoları üretilmesin, anne sakinleştirilsin.

Daha bebek yeni doğmuşken özel okul fiyatları anlatılmasın, bez paraları hesaplanmasın başkaları tarafından.

Birisi babaya sürekli “eşin bebeğe baksın, sen de ona” diye hatırlatsın. Bu değişim tatlı tatlı anlatılsın…

“Yok canım sakın şöyle yatırma” diye bilgelik taslamasın kimse. Gerçekten doğruyu biliyorsa, güzel bir dille anlatsın.

Daha ilk bebekken anne karnından çıkmışken “aman arayı açma da hemen yap ikinciyi” yorumları havada uçuşmasın.

Sonra o anne lohusa depresyona girdiğinde kimse “ah neden acaba” demesin.

“Kucağa alıştırma, aman hemen koy yatağına” diye ahkam kesmesin kimse.

Nereden mi aklıma geldi? Kaç sene önce kendi kendime bir blog açmıştım, sadece benim okuyabildiğim. Gizli bir günlük gibi. Ona bakıyordum az önce. (Sildim zaten sonra blogu sinirlenip) Doğumdan birkaç saat sonra “ikinci içeride mi kaldı” diyerek karnıma vurulma hikayesini okudum. Kan beynime sıçradı. Sonra da aklıma yukarıdakiler geldi. İçimden geldiği gibi yazdım çizdim… Bununla ilgili değil kitap, ansiklopedi yazarım sizden de gelen yorumlarla beraber… Aradan kaç sene geçerse geçsin, bazı şeyler insanın içine o kadar işliyor ki, unutulmuyor.

Fotoğrafı canım Ayça Oğuş çekmişti Irmak 5 günlükken…

 

 

One comment

  1. ahh ahh..
    “Kucaga alıştırma” ne cok duydum. “en fazla 1,5 sene kucagımda tasıyacagım sonra geriye donup sizin gibi pişman olmak istemıyorum !! kokusunu içime çekmek istiyorum. beli agıran benim yahu sıze ne ? !! ” demeyı cok ıstedım bagıra cagıra . ama sadece ” haklısınız da olsun tasıyabıldıgım kadar tasıyayım” dedım ve gectım.

Leave a Reply