Merhaba evim… - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Merhaba evim…

yz

Babasız tatilde anne daha az yoruluyor yazmıştım. Orası kesin… Ancak babasız tatil de kolay değil. Ya da bana öyle geldi. Yazlık insanı olmadığımı anladım. Evet tatil şahane, hele bir de arkadaşlarımla buluştum bol bol, orası da şahaneydi. İşin özleme kısmı dışında her şey yolundaydı. O özleme de işte getirdi beni İstanbul’a. 5 hafta boyunca sadece 10 gün Arkın’la beraberdik. Yetmedi haliyle. Irmak çok özledi, ben çok özledim.

Mesela şöyle olsa, arada gidip gelsem, tamam. Hatta belki kaçarım yine 5 gün. Fakat temelli kalınca olmuyor, olamıyor. Hem Arkın’ı da bu kadar yalnız bırakmak haksızlık gibi geliyor bana. Ben işimi her yerden yapabiliyorum. O bunu yapamıyor diye bu kadar yalnız kalmasına üzülüyorum. Şöyle bir gerçek de var: İnsanın evi gibisi yok! Çocukken de tatilden evimi özleyerek dönermişim. Zaten ilk kez böyle uzun bir tatil yaptım. Bünyem kabul edemedi.

Tabii bu sıcakta burada ne yapacağız diye düşünmüyor da değilim. Irmak kendi okulunun yaz okuluna devam edecek istediği süre boyunca. Zorlamayacağım. Bugün gitti, çünkü evde sıkı bir temizlik yapmam lazım. Diğer günlerde de geç bırakıp erken alacağım. Akşamları park-paten-bisiklet derken geçer günler. O da özlemiş çünkü evini, yatağını.

Eylül’ün ilk haftası üçümüz tatile gideceğiz. Çok önceden rezervasyon yaptık. O tarihe kadar buradayız. İstanbul’un boş halinin tadını çıkaralım. Siz neler yapıyorsunuz çocuklarla?

Biz herhalde…

Yukarıda da yazdığım gibi akşamları sahile gideriz.

Küçülen kıyafetlerini, artık oynamadığı oyuncakları ayırırız.

Odasını yeniden düzenleriz.

Beraber yemek yaparız.

Tatilde hiç birlikte resim yapamadık. Resme veririz kendimizi. (Nedense canım boyamak istiyor. Beni çok rahatlattığı için sanırım…)

Sinemaya, tiyatroya gideriz. Bir film geliyormuş, fragmanını gördü. Onu bekliyor.

Ne zamandır görmediğimiz arkadaşlarımızı, akrabalarımızı ziyaret ederiz.

Belki günübirlik havuz kaçamakları yaparız.

Kutu, kart oyunları oynarız… Arkın biriktirdiği kuponlardan İngilizce etiğim CD seti almış, onu izleriz. (Evet, benim bey bayılıyor kupon biriktirmeye…)

Zaman çabuk geçiyor. Elbet onun eğleneceği şeyler yaparız. Daha önce yazmıştım, neler oynadığımızı. Aynen devam işte…

Hatta arada bırakırım, televizyon izler. Yazlıkta izlemediği için özlemiş. (Abartmadan tabii)

Tabii benim en önemli işim okul meselesini halletmek. Adı, İlhami Ahmed Örnekal’da çıkmış 67 aylık olduğu için. Yarın ya da önümüzdeki hafta gidip “Hayır, bu yaşta ilkokula başlamıyor, anaokuluna gidecek” dilekçesi vermem gerek. Zaman nasıl da geçmiş, okul konusu bu kadar gündeme gelmiş, inanamıyorum…

Döndük. İyi ki de döndük. Hep birlikte sağlıklı ve mutlu olalım da, tatil olsa da olur, olmasa da. Yeter ki sağlık olsun. Huzur olsun…

Bu fotoğrafı da çok seviyorum. Aklı sıra kendine 4 beden büyük şapkayla “cool” pozu veriyor. 

Leave a Reply