O TV yok mu o TV? – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

O TV yok mu o TV?

baba kiz

Bizim evde olaylar şöyle gelişiyor.

Irmak okuldan döndükten sonra biraz TV izlemesine izin veriyorum. Ya da iPad’den istediği çizgi filmi açmasına. Ancak fazlasına kesinlikle karşıyım. Eğer ben oynayabiliyorsam, seçiyoruz bir oyun. Oynayamıyorsam da kendi kendine zaman geçirmesi için teşvik ediyorum.

Baktım direniyor, o zaman sofra hazırlığında ya da mutfakta yardım istiyorum. Tabii “o oyuncaklar köşede dursun diye mi alındı” diye dır dır ettiğim de oluyor. Sonra o başlıyor: “Bir kardeşim olsaydı ben de sıkılmazdım” diye. Biliyor beni nereden vuracağını. Fakat cevabım hazır: “Ben abimle hiç oynamadım ki. Ayrıca şu an kardeşin olsa çok minik olurdu ve zaten seninle oynayamazdı.” Neyse, bu çocuk konusuna hiç girmeyeyim ben. Yazmadım farz edin 🙂

Acaba ne izlesek?

Benim TV düşmanlığım çocuktan sonra ortaya çıkmadı. Ezelden beri var. Eskiden “evlendiğimde televizyon olmayacak evde” diyordum. O derece. Evden çalışıyorum, bazen toplantım yoksa tüm gün evde oluyorum, o televizyonu hiç ama hiç açmıyorum. Ancak Arkın’da durum tam tersi. O TV ille açık olacak. İşte Irmak da tam bir babasının kızı örneği. Eğer yemekten sonra işim oluyorsa, onlar baş başa zaman geçiriyor. Ne yapıyorlar dersiniz? “Ne izlesek” diye düşünüyorlar. Sonra ne oluyor? Ben devreye giriyorum, söyleniyorum, bazen ciddi ciddi söyleniyorum, ses de yükseliyor. Bir oyun buluyorum, yönlendiriyorum. Mısır patlattım, o gün aldığım 3 boyutlu puzzle’ı yapabileceklerini anlattım ve içeri gittim evi toparlamak için. Güzel güzel yaptılar. Eğlendiler. Televizyonsuz şahane oldu işte!

Efendim uydu bağlatmışmış, binlerce kanal varmışmışmış, filmler harikaymışmışmış… Film izlemenin başka yolu yok mu? Var. Ya da şöyle sorayım: İnsan her boş anında film mi izler? Bu aralar gergi, sıkkın diye eskisine oranla daha az devreye girsem de huyum kurusun, o uzaktan kumandaları saklayasım geliyor.

Tamam. Biliyorum yanlış. Kızımın yanında kocamı yanlış hareket etmekle suçlamak, yönlendirmek çok yanlış. Hatta bir önceki yazıda olduğu gibi “kocamın ebeveyni gibi davranmak” yanlış ötesi.

E peki ne yapmak lazım?

Tutamıyorum ki kendimi.

Az önce çok uykum vardı. Sinüzit ağrısı da tavan yaptı. Irmak’ı uyuturken ben de sızarım diyordum. Olmadı. Kalktım. İçimden bunu yazmak geldi. “Hadi” dedim “açayım bilgisayarı.” Salona bir girdim ki TV açık. Sesi kapalı. Arkın koltukta bayılmış durumda. Fakat o illet TV açık işte. Az önce kalkıp kapattım. Bir kamyon laf yedim. Sonra ışığı açmama söylenince ben de başladım: “Evde çalışacak başka oda yok. Uyuyacak yer mi burası” diye.  Sonuç: Ben bilgisayar başındayım, o yine koltuğun L tarafında derin uykuda 🙂

Olay TV de değil. Bu yönlendirmeler beni bunalttı. Uzman Psikolog Fatma Tosuntaş’ın dediklerini dinlediğim günden bu yana uygulamaya çalışsam da bazen fena köşeye sıkışıyorum.

Sonra da anne her şeye söyleniyor, anne her şeye karışıyor. Her şey annenin yüzünden. Hiçbir şey anne sayesinde değil. Bu aralar kendimi yine evin eli maşalısı gibi hissediyorum.

Leave a Reply