Sevgili günlük… :) – Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım…
Loading

Sevgili günlük… :)

Kendime hiç böyle izin vermemiştim.

Hep bir koşturma içindeydim.

Hep aklımda deli sorularla mücadele ediyordum.

Mesela kariyer ve maddi durumlar kafamı çok kurcalıyordu.

Irmak’la kaliteli zaman geçiremiyordum. 

İlişkimiz çok etkileniyordu. 

Son birkaç haftadır bir süre beyin molası kararı verdiğimden beri dengeler değişti.

İkimiz de çok sakiniz. Benim sinirim ve huzursuzluğum ona geçtiği için saçma bir ortam oluşuyordu evde. O ortamdan eser yok.

Okul tatil. Ben tatil.

Sabah uyanıyoruz,  10-15 dakika saate bakmadan boğuşuyoruz. Öpüyorum, kokluyorum ve hatta dayanamayıp ısırıyorum.

Ardından ona kahvaltı hazırlıyorum ve ben evi toplamaya başlıyorum. Tabii bir yandan da sohbet ediyoruz. Onunla kahvaltı edemiyorum çünkü kalkar kalkmaz yiyemiyorum. Hem buna da alışsın istiyorum zaten. 

Sonrasında oyun oynuyoruz, sokağa çıkıyoruz. Bütün işlerimi beraber yapıyoruz.

Eskiden ben herhangi bir yerde kuyruktayken huzursuz olan çocuk, artık çok daha sakin. Biliyor ki yüzde 100 onunlayım.

Günde 6 kere üzerini değiştirmek istediğinde tepki vermiyorum.

Yeni oyunlar öğretiyorum.

Lego ile kasaba kuruyoruz.

Kek & kurabiye yapıyoruz.

Evi toplarken ona da görevler veriyorum ve her “aferin” onu daha da motive ediyor.

Ama diğer yandan da mesela birine kötü davrandıysa başka bir yere götürmüyorum hatasını anlaması için. Bunu da söylüyorum. “Eğer x’e böyle davranmasaydın şu anda y’de olacaktık” diye anlatıyorum.

İtiraf ediyorum, kısa süre öncesine kadar yüksek sesle kızıyordum. Çünkü yorgundum. Çünkü karmakarışıktım.

Şimdi kızsam bile ses tonum değişmiyor. Hatta “anne ben anlamadım sen şimdi bana kızdın mı” bile dedi.

4,5 yaşında ama sanki 14.5 yaşında gibi davranıyor. Bunun doğru olmadığını anlatıyorum.

Kıvır kıvır saçları yüzünden çok mutsuz. Günde en az iki saatimi saçının ne kadar harika olduğunu anlatmakla geçiriyorum.

Bu izin belki başka kayıplara neden oldu ama bizim ilişkimize çok şey kazandırdı.

Yeni eve taşındık. Eksikleri almak için birlikte geziyoruz. Mesela misafir bardaklarını birlikte seçtik. 12’si de birbirinden başka renk ama neyse ki zevklerimiz aynı J

Sakinim. Artık kızgınlık dolu yazılar da yazamıyorum. Hatta sanırım hiç yazamıyorum. Arkın bu akşam “sen sakinken yazamıyorsun” dedi. Haklıydı. Gerçekten sanki buna da mola vermiş gibiyim… 

Örneğin bugün yine Bağdat Caddesi’nde dolaşırken koca çocuk ve puset meselesi açıldı. Takmadım. Cevap vermedim. Arkın’a bile anlatmadım.

Bu sükunet ne kadar devam edecek bilmiyorum ancak umarım kalıcı olur. Yani iş olsa, hatta çok yoğunlaşsa bile sakin kalabilmek istiyorum. Başarabilecek miyim? Göreceğiz…

Arkın demişken, sakin olmak demişken aklıma bir şey geldi.

Irmak’la yalnızken daha sakinim. Çünkü o zaman biliyorum ki her şeyden ben sorumluyum. Örneğin bir dükkana girdiğimde arıza çıkıyorsa ben ilgileneceğim, gerekirse bir şey bakmadan çıkacağım. Ancak yanımda Arkın varken öyle olmuyor. Arıza sırasında ondan bir şey yapmasını bekliyor, ses gelmeyince de parlıyorum. Örneğin bu hafta Perşembe günü bir aksilik olmazsa bir gece bile olsa anne kız baş başa tatildeyiz. Sakin geçeceğine eminim.

Değişik bir psikoloji. Yanında kocan varsa, güneşlenmek istiyorsun. Çocukla zaman geçirsin istiyorsun. Yoruluyorsun. Ancak eğer çocuğunla yalnızsan, yorulmayı sıkılmayı geçtim, bir bakıyorum ki 5 saat olmuş ve hâlâ çocuk havuzundayım. “Kendime beş dakika bile zaman ayıramadım” bunalımına girmiyorsun.

Çocuk da farkında bu durumun. İkimiz yalnızsak sorun çıkarmıyor. Eğer hep berabersek mutlaka “nasıl olsa biri benimle ilgilenir” mantığıyla bir yerden patlak veriyor.

Bu sefer şöyle bir planım var. Bizim baş başa tek gecelik tatilimizin ardından iki gece de Sapanca’da beraber kalacağız arkadaşımızın evinde. Orada Arkın’dan hiç yardım istemeyeceğim. Hiç “kızı oyalar mısın” demeyeceğim. Merak ediyorum kendi kendine devreye girecek mi acaba?

Leave a Reply