Sırada mutlu son var! - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Sırada mutlu son var!

Geçen gün, gelen yorumlardan bunalıp isyan ettiğimde biri “amma sıkıcı biri oldunuz, hep şikayet ediyorsunuz” demişti. Kendi açısından haklıydı belki. Daha güzel bir dil kullanabilirdi ancak cevap vermedim. O yorumları görsün istedim de sustum işte. Bazen “neden bunu yapıyorum” diye kendimi çok sorgulasam da öyle güzel mesajlar alıyorum ki, o zaman daha çok yazasım daha çok paylaşasım geliyor. Hepimizin paylaşmaya çok ihtiyacı olduğuna inanıyorum.

İşte birkaç gün önce gelen bir mesaj beni sevinçten havalara uçurdu. Benim hamile kalma sürecimi anlattığım yazıdan sonra “artık önüme bakacağım” kararı almış bir kadın, bir eş, bir evlat, bir anne adayı… Okuyacağınız sadece bir hamile kalma hikayesi değil. Çok daha fazlası. Ben şimdi susuyorum ve sözü kendisine bırakıyorum. Buradan da bir kez daha hepinize “İYİ Kİ VARSINIZ” diyorum. Yazın bana. Elimden geldiği kadar hikayelerinizi yayınlamaya çalışacağım.

 

Çok eğlenceli ve sevecen bir ailenin 3 bin 900 gram doğan, 4 bin 200 gram olarak hastaneden çıkmayı başarmış kızıyım. 🙂  Dolayısıyla tombul bir bebek olarak doğdum ve hayatımı sürekli kilo alıp vererek geçirdim. Kilolarım konusunda daima aile eşrafı, arkadaş çevresi tarafından, ki çocukların bu konudaki acımasızlığı iyi bilinir, eleştirilir haldeydim. Bu nedenle sürekli kendimi bir şeyler konusunda yetenekli olduğuma dair kanıtlamak zorunda kaldım hayatım boyunca. Resim yaptım, tiyatro eğitimi aldım, çok okudum araştırdım her şeyi.O da yetmedi bir gün kendime dedim ki “yemeyi seviyorsam yapmayı da bilmeliyim” ve başladım mutfağı karıştırmaya.

Her yaptığım yemekte başarı seviyemi yükselttikçe daha zor şeylere başlayıp yeni tarifler üretme aşamasına geldim. Tabii bu arada kilo almaya devam ettim, arada diyetler yapsam da yeteneklerimde olduğum kadar kilo vermekte başarılı olamadım. Bu sırada ailevi şeylerden dolayı şehir değişiklikleri sıra gelen bunalımlar, aşk acıları, kilomla barışık görünmeye çalıştıkça bastırdığım duygularım derken 21 yaşında babamı bir babalar günü kaybetmem hayatımın üstüne daha da tuz biber ekti ve psikolojim iyiden iyiye bozuldu. Baba gibi sağlam bir karakteri kaybetmek aileyi hem manevi hem de maddi olarak ciddi anlamda çökertiyormuş. Yaşayarak gördük ailece.

Zor zamanlardı birlikte el ele verip atlattık hayatımızdan birçok insanı çıkartmak pahasına…  Yani derin bir temizlik süreci geçirdik bu safhada. Bu dönemlerde ani bir kanama ile hastaneye yattığımda polikistik over sendromundan kaynaklandığını öğrendik kilomun. Hiç çocuk sahibi olmadan kanamam dursun diye kürtaja maruz kaldım… Doktorumun iyiliğinden mi yoksa dangalaklığından mı bilmem, sayesinde 10 gün sonuçlar çıkana kadar rahim ağzı kanseri ve çocuk sahibi olamayacağım korkusuyla yaşadım…  Atlattık tabii ki, o günler de geçti. Fakat yine kilo veremedim çünkü kistler devamlı kilo aldırıyor, vermemi engelliyor, doğum kontrol hapı kullanmazsam adet göremiyor yine kanama ile karşı karşıya kalma riskiyle yüzleşiyordum. Ve tüm bu süreçlerde yaşadığım inişli çıkışlı günlerde bir gün en büyük aşkım İstanbul’a geri dönmeye karar verdik annemle.

Tip mide ile 60 kilo verdim

Cesurduk, iki kadın baş başa neler atlatmıştık bunu da başarırız diyerek çıktık yola. Hayat yeniden sil baştan başladı bize ve başardık. Biz, güçlü ve kendine inanan iki iyi dosttuk. Annem hayatımın mimarı yeniden bir hayat kurarak hayallerime kavuşturmuştu beni. Artık her şey aşılabilecek kadar ufak görünüyordu. İş hayatı, yeni çevre, arkadaşlar, yeniden yerine gelen kendine güven faktörü beni tam bir kadın haline getirdi. Kilo hâlâ veremedim bu arada ama kararlılığım beni yeniden araştırmalara itti. Yeni yöntemler vs. Bu arada, eşimle tanıştık. 115 kiloydum oysa o 63 kilo ve benden 5 yaş küçüktü. Her şey çok hızlı oldu. Tanıştık, aşık olduk ve 3 ay sonra evlenmeye karar verdik. 1,5 yıl içerisinde her şey kusursuzca oldu bitti. Bu dönemde cerrahi müdahale ile zayıflama yöntemleri baş gösterdi. Çevremde duymaya, haberlerde görmeye başladım ve araştırmalara devam ettim… Sonunda doğru doktoru ve hastaneyi bulup eşimi ve ailemi de ikna edip ameliyat oldum. Şu an tam 1,5 yıllık tüp mideliyim, 60 kilo verdim. Birinci yılın sonunda doktorumdan onay alıp hayatım boyunca en çok istediğim şey olan çocuk yapmaya karar verdik. Hem evliliğimizin ikinci yılı dolmuş hem de sağlığıma kavuşmuştum, kistlerimin büyük bir kısmı azalmıştı. Haziran ayında 10 yıllık doğum kontrol hapı macerasına son verdik. Doktor folik asit kullanmamı ama kendimi çok sıkmamamı, haptan vücudumun arınması içim zamana ihtiyacı olduğunu söyledi. Ve serüvenimiz böylelikle başladı.

Bir anda renk değişti!

Bu arada böyle büyük bir karar verince sahip olduğum işimi değiştirdim. Daha yüksek maaş, daha iyi şartlar diyerek, tabii insanlara güvenerek ne kadar hata ettiğimi biraz fazla kazanmak içim sahip olduğum rahat işimden olduğumu anlamam uzun sürmedi. İş anlaşması yaparken firmaya çocuk istediğimi, hamileliğim gerçekleşirse bunun yüzünden işten çıkartılma gibi bir durum olup olmadığına kadar konuşmama rağmen her şey bir an anda tepe taklak oldu. O iş görüşmesinde sevimliliklerinden patlayan patronlar, ben 3 hafta sonra hamile kalınca (ki bu kadar erken olmasını ne ben ne eşim bekliyor ve planlıyorduk) bir anda renk değiştirdi. Aslında ne kaybettimse dürüstlüğümden kaybettim. İşe gitmeden önce bir sabah bir gariplik fark ettim kendimde. Eşimle hastaneye gittik ve hamile olduğumu, düşük riskim olduğunu öğrendik… Sevinemedik, üzülemedik, tepkisiz kaldık ve o anda kadın olan patronum aradı sesimin garipliğini, bir sorun olup olmadığımı sorduğunda iş görüşmesindeki tavırlarına istinaden ve bir anne olarak beni anlayacağını düşündüğümden durumu anlattım… “Üzüldüm” dedi, “geçmiş olsun” dedi ve kapattı telefonu. Yarım saat sonra eşi aradı. Başta tebrik etti sonra başladı zehir zemberek konuşmaya. Sanki ben hiç çocuk düşünmüyormuşum, hiç söylememişim gibi “bu hamilelik hiç olmadı biz seneye diye düşünmüştük bu şatlarda sizinle çalışamayız istemiyoruz. Bugün itibariyle işinize son verildi” dedi. “Yazıklar olsun size de karakterinize de” diyebildim sadece. Donup kaldım o anda. Zaten yaşadığım şok bana fazla gelmişti sabah sabah şimdi hem bebeğimden olma riskim hem de işsizliğimle baş başa kalmıştım. Sadece bağıra bağıra ağlayabildim. Üç gün durmadan ağladım. Çalışmaya ihtiyacım vardı her insan gibi. Kiradaydık, masraflar vs. Yaşamak için mecburduk yani ama bir anda bom boş kalmıştım. Ve üç gün sonra üzüntünün de etkisiyle düşük yapmaya başladım. Kendi kendime evde geçirdim o günleri. Doktorum kürtaja gerek olmadığını vücudumun kısa zamanda toplanacağını söyledi. Ve iş arama sürecim başladı. Sıkıntılı gitler geller, samimiyetsiz görüşmeler derken ümidim hem bebek için hem de iş için tükenmeye başlamıştı. Ta ki internette önüme gelen bir yazıyı okuyup her şeyi akışına bırakmam düşünmemem gerektiğini öğrenene kadar. Ondan sonra eşimle bayram tatiline çıktık, bebek hakkında hiç konuşmadık.

Annem gibi güçlü olacağım

Sadece eğlendik gezdik güldük hatta çok istediğim bir hayali gerçekleştirip basit bir beyaz elbise çiçekten bir taç ve basit bir gelin buketiyle kumsal da yeniden düğün fotoğrafları çektirip anın, hayatın tadını çıkarttık. Yeniden aşık olduk birbirimize. İstanbul’a döndüğümüzde daha iyiydik. İkimiz de atlatmıştık bu üzüntüyü. İş aramaya tam hız devam ettim… Ve bir gün fark ettim ki adet görmüyorum. Sonra araştırdım düşükten sonra vücut kendini lohusa moduna sokar adet gecikirmiş… Biraz daha bekleme kararı aldım ve 17’nci günün sonunda doktora gittim. Kontrolde rahim duvarımın kalınlığından bahsetti. Aklıma direkt gelen; kanamam olduğunda doktorun aynı şekilde rahim duvarının kalınlığından bahsetmesi oldu. İnanılmaz korktum ve panik yaptım. Doktorumsa hemen Betahcg testi  yaptırmak istediğini söyledi. Ve ertesi gün sonucu internetten gördüğümde inanamadım ve sağlık ocağında yeniden test yaptırdım. İlk çıkan sonuç 256 ertesi gün 564 2 gün sonra 986 olunca hemen doktoruma gittim. Ve evet hamileydim. Sorunsuz, sıkıntısız her şeyin çok normal olduğu bir hamileliğe başlamıştım. Ama hâlâ işsizdim ve bulursam ne yapacaktım kokusu başlamıştı. 1,5 – 2 hafta sonra iş buldum. Artık karar vermiştim. Söylemeyecektim, en azından 120 günü doldurana kadar… 120 günü doldurup işsizlik maaşı alıp sıkıntıya girmeyecektim, eşime destek olabilecektim. Hâlâ çalışıyorum. Zorlanıyor muyum? Evet çok zorlanıyorum. Uyku sıkıntısı çekiyorum. Dokuz haftalığım bulantılarım başladı sessiz kusmak çook zor oluyor ama dayanıyorum, direniyorum. Çünkü annelik bana mucize gibi, çok zor bir zamandan sonra geldi. Bebeğim için her şeye dayanabilirim, katlanabilirim. Çünkü duyguyu yaşamak  isteyen bunca kadın varken mızırdanmak gibi bir şımarıklık yapmaya hakkım yok… Ben, güçlü bir annenin yetiştirdiği güçlü bir kadınım. Öyle bir anne olmak için her şeye başa çıkabilirim…

Ayla. A. V. 

4 comments

  1. Gonulden diliyorum
    saglikli bir bebeginiz olsun ve sizde çok mutlu gunleri beraber yaşayin sevgiler

Leave a Reply